Denizli’de Son Kabadayılarımız
Son Efelerimiz
***
Denizli Çamlık Öğretmenler Sitesine yeni taşınmıştım (1990). Yeşillikler içinde geniş bahçesi ve göz alıcı manzarası ile bir köy görünümü olan sitemizi çok sevmiştim. İlginç olanı da kapı bir komşum ile adaştık...
İlk günler sert ve dik bakışlı bir adam olan komşumdan çekinti duymuştum. Minyon yapılı, kıpır kıpır bir köylü kadını olan eşi Kezban Teyze ve sert bakışlı Hacı Veli Çelik ile yediğimizden, pişirdiğimizden alıp verirken zaman içinde ilişkilerimiz koyulaştı, sıcaklaştı. Komşudan da öte bir aile gibi olmuştuk.
Komşum Hacı Veli Amca dik ve sert bakışlarının altında pırlanta gibi yüreği olan bir adamdı. Haksızlığa asla boyun eğmez “efe” ruhlu biriydi.
— Ben Mekke hacısı değil anadan doğma hacıyım, derdi.
Zamanla onları bir baba, bir anne gibi sevdik. Onlar da bizi oğulları, kızları gibi tutmaya başladılar. Bir gün:
— Veli Amca, ben bu evi satacağım, başka bir ev alacağım,” deyince Hacı Veli Amca’nın yüzü dondu kaldı. Kezban Teyze de üzüntüyle, inler gibi yavaşça:
— Neden? diye sordu.
Veli Amca’nın da yüz hatları iyice gerilmişti.
— Siz giderseniz biz de durmayız buralarda, ben de satarım vallahi, billahi bu evi ve köye dönerim, diye kestirip attı..
— Biz yaşlandık, biz ölmeden hiçbir yere gitmeyeceksiniz hoca, diye, yalvarır gibi maviye çalan keskin bakışlı gözlerini gözlerime dikti. Ben öldükten sora istediğinizi yapın! dedi.
Eşim:
—Şaka söylüyor Veli Amca, biz sizleri bırakır gider miyiz hiç! deyince yüzleri aydınlandı, açılıverdi...
*
Bir gün site genel kurulunda alınan kararları beğenmedi ama yapılan oylamada onun dediği değil, karşı tarafın teklifi kabul edilmişti.
— Ben böyle bir kararı tanımıyorum, katılmıyorum ve aidat maidat ödemiyorum. Aidat alacak bir deyus varsa sıkıysa gelsin istesin, el mi yaman yoksa Çallı Hacı Veli mi yaman görsünler! deyip öfkeyle ayağa kalktı. Efelik damarına basılmış gibi hızla kapıya yöneldi, kapıyı çarpıp, toplantıyı terk etti.
Akşam evde, “Veli Amca bu bir demokrasidir. İstesek de istemsek de alınan kararlara uyacağız,” dedim. Bu efe ruhlu, gençliğinde kamyon, otobüs, dolmuş şoförlüğü yapmış, Karayollarından emekli amcamıza bin dereden su getirerek alınan kararlara uymamız gerektiğini zar zor ikna edebildim.
“Tamam doğru söylersin de ben onca kişinin içinde estim yağdım. Hacı Veli tükürdüğünü yaladı dedirtmem,” deyince “O işin kolayı var senin adidatı ben öderim. Yönetime Hacı Veli yerine ben ödüyorum derim, ” diye ekledim..
O yıl onun aidatlarını hep ben ödedim, hiç yönetime uğramadı. “Aidat parasını Hacı Veli bana veriyor deme sakın ha!” diye sıkı sıkı tembihledi.
*
Onların köyü Çal Mahmutgazi’ye birkaç kez gittik. Köyde de hatırı sayılır, saygın bir yeri vardı. Evi büyükçe bir konağa benziyordu. Küçük oğlunun düğününde şakır şakır tabanca atıldı, yenilenin içilenin haddi hesabı yoktu. İlçenin ileri gelenleri, jandarma komutanı bile davetliydi. Buna karşın atılan silah sesinden kulaklar sağır oluyor, koca çınarın yaprakları patır patır dökülüyordu...
***
1958 yılların sonlarında otuz yaşlarında köylerinden Denizli’ye göç etmiş üç arkadaşmış bunlar. Birisi bizim köyden, Acıpayam Dedesilli, Lokantacı Sarı Ömer Yalçın’mış. Sarı Ömer’in lokantası köyü Dedesil’den gelenlerin durak yeri, açların doyurulduğu; evi de köylülerinin konakladığı bir otel gibiymöiş. Diğer arkadaşları da Tavas Nikfer’den Terzi Ömer Üge’ymiş. Terziliğinin yanında çok güzel saz, cura çalar, türkü söylermiş..
*
Bunlar akşam iş dönüşü bizim köylü Sarı Ömer’in “Meslek Lokantasında” buluşur, tıskırncaya, pıskırıncaya kadar yer, içerlermiş. Sonra kol kola, sallana sallana naralar atarak gezerler, sokaklarda volta atarlarmış.
*
Bu üç bıçkından herkes çekinir, tekerlerinin önüne taş koyacak bir Allah’ın kulu çıkmazmış. Polisler bile onları tanır, kabadayılıktan başka pisliği olmayan bu bilekleri güçlü, yürekleri yufka gençleri görmezden gelirlermiş. Elbette polislerin Sarı Ömer’in lokantasında yiyip içip, yollarını bulmaları polisler için “bonüs” gibi hora geçermiş(!)
***
Bir gün üç kafadar, üç bıçkın İzmir Fuarı günlerinde, “Arkadaşlar buraları bize dar geliyor, açmıyor. İzmir’e gidelim, fuarda gezelim, yiyelim, içelim,” diye kararlaştırıp trenle İzmir’e varmışlar. Fuarda gezip tozup bir içkili lokantaya oturmuşlar. “Yetti gari!” diyene kadar yemiş içmişler ve hesap istemişler.
Hesap pusulasına göz atan Dedesilli Sarı Ömer’in boncuk mavisi gözleri fal taşı gibi açılmış. Fiyatlar Denizli’ye göre uçuk mu uçukmuş.
*
Sarı Ömer önlerindeki masaya bir tekme atmış, tabaklar bardaklar, şangır şungur dağılmış ortalığa, “Siz bizi avanak mı, keriz mi sandınız ulan!” diye bir nara patlatmış. Sarı Ömer, Terzi Ömer ve Hacı Veli bileklerine güvendiklerinden adam dövmekten yana tasaları yokmuş. Hemen garsonlara dalmışlar. Kaptıkları sandalyeleri garsonların başında paralamışlar. Gelin öykünün bundan sonrasını Hacı Veli Amca’dan dinleyelim:
*
“Hocam biz üç kişiyiz onlar altı yedi olsa da bize vız geliyorlar. Tuttuğumuzu fırlatıp atıyoruz. Yardıma geleni altımızda köpeğin enik boğduğu gibi boğuyoruz.”
“ Eee, sonra ne oldu Veli Amca?” deyince:
“Sorma hocam, adamlar beşken on oldu, onken yirmi oldu. Birinin bir vuruşta altıma alıyorum ama beşi tepeme biniyor. Arkadaşlarımın durumu benden beter.
Senin anlayacağız kısacası o akşam sarhoş kafayla temiz bir dayak yiyip, zar zor kendimizi sokağa attık. Elimiz yüzümüz şişmiş, gözlerimizin önü kararmıştı. Bellerimizi tuta tuta, oflaya puflaya Basmahane Garı’na geldik. Elimizi yüzümüzü yıkadık, üstümüzü temizledik. Sarhoşluk bitmiş, ayılmıştık.
*
Ben ömür hayatmıda böyle tatlı dayak(!) yememiştim. Yaban yerde dayak yemenin tadına doyum olmuyormuş senin anlayacağın(!)
Denizli’ye gidecek ilk trenden bilet alırken Terzi Ömer:
‘Arkadaşlar bizim efelik, kabadayılık buraya kadarmış. İzmir’de sökmeyecekmiş. Biz tıpış tıpış Denizli’mize dönelim.’ dedi.
Sarı Ömer, ‘Her horoz kendi çöplüğünde, Denizli horozu her yerde öter diyenin...’ diye bir gayar savurdu kendi kendine. Ağlanacak halimize gülerek Denizli’ye, kendi çöplüğümüze döndük.”
***
Bu üç kafadardan Dedesilli Sarı Ömer ve Nikferli Ömer elli yaşlarına varmadan, genç yaşlarda bu dünyadan göçmüşler. Hacı Veli karayollarından emekli olduktan sonra eski otobüs terminalinde büfe işletmiş.
***
Komşum Hacı Veli seksenli yaşlarında bunama (Alzaymır/alzheimer) hastalığına yakalandı. Birçok kişiyi tanımamaya başladı ama beni ve eşimi unutmazdı. Bir gün eşi Kezban Teyze evde yokken, kapıyı içeriden kilitlemiş ve mutfak penceresinden bacaklarını sallayıp “Atlayacağım ha!” diye tutturmuş. Mahalle toplanmış, kimi kapıyı vuruyor, kimisi bahçede “Atlama! Atlama!” diye yalvarıyormuş. Gürültüyü duyunca biz de eşimle kapıyı vurduk, zili çaldık. Baktık ki ses seda yok, bahçeye fırladık. Ben, “Veli Amca ben komşun Veli Hoca, bu da gelinim, kızım dediğin Havana! Haydi kapıyı aç da bir kahve içelim, sonra atlarsın!” diye bağırdım. Gözlerini kalabalığa gezdirdi. Düşünür gibi yaptı. “Havana kızımın kahvesinin tadına doyum olmaz ki!” dedi. Pencereden çekildi ve az sonra kapıyı açtı. Bu arada oğulları kızları geldi. Veli Amca’yı hastaneye götürdüler... Gidiş o gidiş oldu. Birkaç gün sonra ruhunu teslim etti son kabadayımız. (2011)
*
Bilekleri bükülmez, yürekleri korku nedir bilmez son kabadayılarımız, son efelerimiz sonsuzluğa göçeli yıllar oldu. Yarı köylü, yarı kentli kabadayılarımızdan, efelerimizden kalan anıları anlatmak, yeni kuşaklara aktarmak bize kaldı... Nerde bir zeybek çalınırken duysam onlara yaktığım türkü kulaklarımda çınlar durur...
*
“Hayd’ülen de hayd’ülen
Denizli’yle Mahmutgazi arası
Çökelezden duyulur
Hacı Veli’nin narası!
*
“Hayd’ülen de hayd’ülen
Denizli’yle şu Nikfer’in arası
Barza Ova’sını çınlatır
Terzi Ömer’in curası!
*
Hayd’ülen de hayd’ülen
Denizli’yle Dedebağı’n arası
Güzelleri takmış peşine
Sarı Ömer bilmem kaçın kurası....”
***
Veli Aykar
04.03.2026
Kayıt Tarihi : 12.3.2026 01:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!