Gece yarısı çöktü sokağa, siyah bir pelerin gibi,
Uzakta bir saat tıkırtısı ölçer çaresizliğimi.
Cebimdeki o korkunç hafiflik, kurşundan daha ağır;
Ne bir anahtar şıkırtısı var ne feryadımı duyan bir sağır.
Sert bir rüzgâr fısıldar, uğuldar sokak ortasında,
Bir kilit gıcırtısı yankılanır ruhun kırık aynasında.
İçeride duruyor ruhum; masam, yatağım, anılarım...
Bir metalin kör sessizliğinde esir kaldı yarınlarım.
Kaldırıma çöktüm, çaresiz gölgem bile benden kaçar,
Karanlığın puslu iç sesleri kalbimde derin yara açar.
Trajiktir koskoca saraylar yıkan insanoğlunun aczi;
Bir anahtar deliğinde can çekişir ömrünün tüm mecazi.
Lambam açık kalmış içeride, sarı bir ışık sızar,
Sessizlik bir kırbaç gibi vurdukça bağrımı ezer.
Ben dışarıda donarken, yuvam büsbütün uzaktır bana;
Bu spontane trajedi, acı bir ibrettir tüm cihana.
Adımlarım çaresizce geriler, sokağın ucuna doğru,
Kaderin önüme serdiği bu karanlık, dipsiz bir yoldu.
Komşunun köpeği havlar aniden, yırtar gecenin bendini,
Kendi yurdumda sığınacak yeri olmayan buldum kendimi.
Zaman akmaz olur ansızın, akrep yelkovana saplanır,
Sokak lambasının titrek matemi yüreğime kaplanır.
Elim telefona gider ama isimler ekranda silinir;
Bu vakitte hangi dostun kapısı yüzsüzce bilinir?
Bir çilingir aramak, gururun son teslim bayrağıdır,
Karanlık sokaklarda adımlarım çıkmaz sokak ağıdır.
Nöbetçi bir telefon umudu biter mi amansız gecede?
Çaresizlik düğümlenir dilimde, çözülmez tek hecede.
Uzaklardan gelen bir motor sesi böler esen yeli,
Umut, bir ustanın nasırlı ve yorgun elinde gizli.
Adımları yaklaşır ağır ağır, tekerlekler birden durur,
Onun o soğuk alet çantası, kaderime son darbeyi vurur.
Usta yüzüme bakar sükûnetle, gözlerinde yılların izi,
"Evlat," der derinden, "bu inatçı kilitler hep sınar bizi.
Demir soğuktur ama her zaman insandan dürüst konuşur,
Anahtarını unutan fani, bir gecede kendisiyle tanışır."
Birkaç fısıltı yükselir, bir maymuncuk ve paslı demir sesi,
Sokakta yankılanır sessizce iki insanın yutkunma nefesi.
"İşte" der ihtiyar usta, "açıldı nihayet o mağrur kapı,"
Sanki yeniden yazılır varlığımın elinden düşen tapu.
Eşiği geçerim ayaklarım titreyerek, ince bir iç sızlar,
Geri çekilir simsiyah karanlık, gökyüzünde parlar yıldızlar.
Anlarım ki insan, bir küçük metalin gölgesinde bir fani;
Kendi evinde mülteci olmak, her kıştan, her ölümden ani.
Sabahın ilk ışıkları vurur sokağın nemli ve soğuk yüzüne,
Güneş doğar yeniden, parlak bir perde çeker gecenin hüzünlü güzüne.
Kilit artık ardımdadır, odam sıcaktır ama içim serin;
Zihnimde yankısı kalır, usta ile o gecenin pek derin.
ENGİN TOPKAN (27.10.2026)
Engin TopkanKayıt Tarihi : 1.11.2026 16:59:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.



