İçimdeki Şehri Onaran Işık”
Dedim: Beni kıran şehrin içinden geçen hangi ışık?
Dedi: Çatlağını inkâr etmeyen sabah.
Dedim: Nereden doğar bu sabah?
Dedi: En çok üşüyen pencereden.
Dedim: Pencereyi kim açar?
Dedi: Korkusunu katlayıp kenara koyan el.
Dedim: El nerede güç bulur?
Dedi: Paylaşılan ekmeğin yanındaki sessizlikte.
Dedim: Sessizlik konuşur mu?
Dedi: Çanı çalan tramvayın arkasından kalan rüzgârla.
Dedim: Rüzgâr ne taşır?
Dedi: Çamaşır iplerinde kuruyan dua.
Dedim: Duayı kim öğretir?
Dedi: Süt kokusuna tebeşir karıştıran kadınlar.
Dedim: Kadınlar ne yapar bu şehirle?
Dedi: Külün üstünde filiz, yıkıntıda kapı.
Dedim: Kapının anahtarı nerede?
Dedi: Adını yüksekten değil, içten söyleyen dilde.
Dedim: Dil nasıl onarır?
Dedi: “Biz” diyebilince, kırık heceler birleşir.
Dedim: “Biz”e nasıl varılır?
Dedi: Yara yerlerini birbirine dayayınca.
Dedim: Yara ışığı sever mi?
Dedi: En çok orada çoğalır, çünkü gizlenmez.
Dedim: Ben bu şehrin gölgesinden nasıl çıkarım?
Dedi: Gölgeyi taşıyan bedeni ışığa çevirerek.
Dedim: Beden nasıl ışık olur?
Dedi: Affetmenin ince ateşinde ısınarak.
Dedim: Affetmek unutmak mı?
Dedi: Hatırayı yük değil, köprü diye taşımak.
Dedim: Köprü nereye kurulur?
Dedi: Gözümdeki çocukla, başkasının gözbebekleri arasına.
Dedim: Çocuk ne söyler?
Dedi: “Bak, her harf bir tuğla; her cümle bir pencere.”
Dedim: O zaman hangi ışık onarır içimdeki şehri?
Dedi: Pencereden içeri düşen, gözden dışarı paylaşılan.
Dedim: Adı var mı bu ışığın?
Dedi: Cesaret.
Dedim: Soyadı?
Dedi: Merhamet.
Dedim: Rengi?
Dedi: Küllerin üstünde yeşeren ilk filiz.
Dedim: Sesi?
Dedi: “Buradayım” diyen kalp atışı.
Dedim: Yolu?
Dedi: İçten dışa, dıştan içe—aynı çizgi.
Dedim: Ve son söz?
Dedi: Şehir seni kırdığında, çatlağından giren o ince ışığı sakın kapatma;
çünkü onarılan şehir, artık sensin.
Kayıt Tarihi : 30.8.2025 18:12:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!