De ki öylesine serserice yıkılsın,
Virane köşklerin dimdik durduğu yasaklı topraklar.
Öylesine acemi, öylesine bedbaht.
Bir köy ahalisiyle ağlatır yüzümü cemiyet türküsü.
Toplarlar barınakta üç beş aciz ve vefasızı, acınacak
Bir köyün çukurunda filizlenir birkaç yavrucak.
Büyür ve şehvetlenir öfkesi tutuklu ve yasak.
Vaktiyle eserdi o rüzgar, serin ve ılıcak.
Mayhoş üzümlerin şerbeti de mayhoştur değil mi?
İçen ne bilsin şarabın özündeki fahri hisleri.
Dünya karası bir çift göz ne bilsin sözlerin kıymetini?
Ne bilsin hezimetin ardından fırlayan, korkan cenneti.
De ki öyle münhani değil sırtım, dik durur yeri gelince.
Ezilmiş bir gönül gördü mü, indirir kılıcını patavatsızca.
Masalarda eriyen konuşmalar tüter sıcak sıcak.
Öyle aciz değilim, öyle acınacak…
Bir çileğin üstündeki noktalar gibi tatlı,
Bir zehir gibi yakacak.
Mülteci kelimelerim yoktur benim, kimsesiz.
Sokaklarda yalnızlık… Yalnızlıktan el açacak…
De ki mevla rüyasında kim yaşardı?
Vakitsizce ölenlerin olduğunu bilmeden.
Kim yaşatırdı içinde deva mücevherini habersiz,
Kim alırdı gönlünü ufacık bir kanaryanın?
Bir demircinin bağımsızlık savaşına kim el verirdi, pençe pençe
Tüm acılara, sancılara inat edercesine.
Bizim de dilimiz acıdır, dokunmayan bilemez içindekini.
Yerli ve yersiz kırgınlıklara gebedir.
Kelimelerin hikmetini ağırlar kitaplar,
Öğütür merhametimiz, tüm insanlık artığını.
Çöplüklerde baş verir fidanlarımız yaprağını.
Ağıtlar susmaklı olur bizim, gözlerine bakınca
Dünya görünür içinde koca koca.
De ki üzüntülerimizi bir sehpada yalnız bırakırsak
Terk eder mi yavaşça, tek bir kelime söylemeden.
Alıp başını gider mi benim gibi toza, toprağa karışarak,
Bavulu da kirlenir mi yollarda kimsesiz.
Tarlalar da papatyaya küser mi dersin,
Eğer mi başını küskün küskün?
Kokuları esir düşer mi bir bataklığa sinsi sinsi,
Boynunu büker mi benim gibi mağrur ve üzgün?
Martılar konaklar mı ebedi tohumları serperek,
Yuvaları goncaya hasret midir ağlamaklı,
Kırlangıç yavrusu azarlar mı küçüğünü beşikte salınarak?
Ben bilmem, ormanların en yeşilini,
Dallardan filizler keserek budak budak;
En mavi deryaların dalgaları olur mu nefretim,
Bir baston heybetiyle ortasını yararak?
De ki ruhunu bırakır mı bir yastığa, suya hasret.
Mirac’a yükselir mi başı, mürşit kapısında,
Tekrar yaşar mı gönlünde öldürdüğü deniz sancağı,
Bir gövdeye bırakır mı yüzünü koyun koyun,
Uykulu gözlerinden uyku fırladıkça.
Baharlarımız satılıktır ovalarda, altın işlemeli.
Her yanında kibirli kibirli sardunyalar yükselir.
Yükseldikçe yükselir ve büyür.
Büker boynunu bir lahzadan öteye kurudukça.
Veysel Acet
Kayıt Tarihi : 9.3.2026 06:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!