Akdenizim
sıcak mı sıcak, mavi yapışıyor gözlerime
birazdan sırtım kötü yanacak
dayandıkça kayalarına.
çok yaralar aldım,
“kurtulduk, kurtulduk, kurtulduk”
Sivas’ta, Gemerek’te; üç köylü ülkeyi kurtarıyordu
üç fidan ‘ı darağacına üç muhbir köylü gönderiyordu.
oysa kutupların çok sıcak tarafındaydık
ve mücadele o üç köylü için
sana merhabam giderek azalıyor,
biliyor musun.
cılız bir mevsim çiçeğini
koklar gibiyim.
ne zaman,
hangi köşede çıksan karşıma
felsefe okulunun kapısında hoşgörüsüzlük yazıyor.
mavileşmiş köpük düşü gibi denize iniyorum.
sen gözlerime bakıyorsun, Paris ruju dudaklarınla
bin yıllık bir bulvar ağacının gölgesinde
vitrindeki ışıklar gibi dalgalanıyor saçların
artık yüksek sesle söylemeyeceğim
benden duymak istediğin hiçbir şeyi,
mesela, seni ne çok sevdiğimi
bundan böyle içimden geçireceğim……
öyle okşarcasına uzaktan tarayacağım
ben bir kapı tokmağıyım
belki bu paslı çivilere sorsan onlar anlatır sana
neden ben buradayım
ve nasıl senin her kapıdan çıkışında
takılır gözlerim peşine, nasıl eşlik eder sana.
ben bir kapı tokmağıyım
periyodik bir cinnete takılıp;
aynamın sırlarını döktüm dün sabah.
hangi ölçüm fazla geldi de beynime?
doru kısraklarımın şahlanışı belki.
ya kapandığım bütünlemelerde
Giderek erozyona uğratılan Cumhuriyet değerlerimiz ve giderek ona sahip olmak heyecan ve coşkusunun değişen renkleri.
Hani alın terimizi nasıl döktüğümüzü bilerek kazandığımız cebimizdeki son kuruş paraya sahip olabilmek dürtüsü ile gün geçtikçe bir hüzün ve kaybetme korkusunun açıktan gelen dalgalarına karşı korumacı duvarlarımızı oluşturmak. Bu nedenledir ki bugün Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümünü bir bayram değil savunma ve koruma mekanizmalarının harekete geçişi olarak yaşıyoruz.
Emperyalizmin ülkemiz ve coğrafyamız üzerindeki kara çarşaflı tezgâhlarına, terör özelliklerini aşıp, oluşmamış alt yapısı ile karakteri bozuk bir savaş süreci yaşayan ve yaşatan PKK’ya, şehitlerimize yakarışlarımıza ve elimizde bayrak sokaklara, meydanlara koşmamızın nedeni işte bu savunma ve koruma içgüdümüzün beynimize çuvaldız batırarak yaptığı uyarıdır. Elbet gene geçen yıl, ondan on yıl önce, yirmi yıl önce ve daha eskisinin fondaki alışılmış görüntülerini gözlerimize indirilmeye çalışılan perdelerin üzerine asarak.
Sanıyorum Amerika kıtasının orta bölgesinde bekar bir erkek öldüğü zaman., yakınları tarafından yeni ölmüş bir kadının cesedi mezarından çalınıp., gelinlik giydiriliyor ve süslenip-püslendikten sonra ölen bekar erkeğin yanına gömülüyormuş… Amaç., erkeğin hiç olmazsa mezarında yalnız yatmamasıymış….
Bu da bir “ölü gelinler” hikayesi… Sıkça tanıklık ettiğimiz “çocuk gelinler” gerçeğinin bir başka versiyonu…
Her ikisinin de özeti: Kadına yaşarken de rahat yok öldükten sonra da…
Çağdaş insan beyninin asla kabul edemeyeceği bu iğrenç hikaye ve acı gerçekler.., kuşkusuz cehalet ile cinsel açlık evliliğinden doğan.., adı, göbek adı ve soyadı “şiddet” olan ve genellikle erkek kimliği taşıyan doğuştan çıldırmış içgüdünün bir anlamda yaptığı ve yaşattığı terör uygulamasıdır…
şeytan mağaralarında parlayan
bir çift kedi gözüydü
kımıldayan kötülüklerin ön yüzü.
arka bahçede gene
çiçek toplayan çocuklar,
ip atlayan, salıncaklarda sallanan




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...