Cengiz Bektaş, Türk yüksek mimar, mühendis, ozan ve Evrensel gazetesi'nde yazar.
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimarlık, Mimarlık bölümlerinde okudu, 1959’da Münih Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünü bitirdi. 1960'ta Alman Şehircilik Akademisi kurslarını izledi. 1959-62 yılları arasında Münih’te Prof.Dr. Fred Angerer ve Alexander Baron von Branca’nın ortak oluşturdukları bir büroyu yönetti. Serbest Mimar olarak çalıştı. 1962 de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak çağrıldı. Orada inşaat İşleri Mimarlık Bürosunu yönetti. Üniversiteden isteğiyle ayrıldı.
1963’den beri özel işliğinde çalışıyor. 1966-69 arasında Zafer Mühendislik Mimarlık Yüksek Okulunda öğretim görevliliğini yürüttü. Trakya Üniversitesi’nde iki yıl “Halk Yapı Sanatı” dersi verdi. 1999 güzünden beri Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehircilik Bölümü lisansüstü öğrencilerine “Kültürün Planlamaya Etkisi” konusunda, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde de “Estetik” konusunda ders veriyor. Çağrılı olarak gittiği Makedonya, Amerika, Almanya’da kısa süreli konuk hocalık yaptı, konferanslar verdi. Uluslararası ve ulusal Mimarlık yarışmalarında 25’in üzerinde ödül aldı. Cumhuriyet Dönemi örnekleri arasında sayılan yapılar gerçekleştirdi.
Eserleri
Halk Yapı Sanatı (2001)
Barış Sofrası (2001)
Selçuklu Kervansarayları (1999)
Konutlar Villalar / Toplukonut ve Siteler / Yenileme Çalışmaları Yapı'dan Seçmeler 1 (1999)
Kentli Olmak ya da Olmamak (1999)
Akdenizli Ozanlar (1999)
Bak Bak Desinler (1998)
Türk Evi (1996)
Yaşama Kültürü (1996)
Ev Alma Komşu Al (1996)
Hoşgörünün Öteki Adı: Kuzguncuk (1996)
Kent (1996)
Kültür Kirlenmesi (1996)
Kuş Evleri (1994)
Koruma Onarım (1993)
Babadağ Evleri (1987)
Şirinköy Evleri (1987)
Kimin Bu Sokaklar, Alanlar, Kentler? (1987)
Kuşadası Evleri (1987)
Akşehir Evleri (1987)
Yuva mı Mal mı? (1983)
Duvarların Dışı da Senin (1982)
Benim Oğlum Bina Okur (1980)
Halk Yapı Sanatından Bir Örnek: Bodrum (1977)
Mimarlıkta Eleştiri (1967)
Ödülleri
TC Vakıflar Bankası TAO Genel Müdürlüğü, 3. Mansiyon, 1972
Edirne Kapıkule Sınır Kapısı Gümrük Tesisleri Mimari Proje Yarışması, 3. Ödül, 1971
Bakırköy Yaşlılar Sitesi, 1. Ödül, 1968
Antakya Kültür Parkı Mimari Proje Yarışması, 1. Mansiyon, 1967
SSK İzmir Konak Tesisleri Yarışması, 3. Ödül, 1966
Türkiye Halk Bankası Genel Müdürlüğü, 5. Mansiyon, 1965
T.C. Bonn Büyükelçiliği, 1. Ödül, 1963
T.C. Lizbon Büyükelçiliği, 3. Ödül, 1963
T.C. Bonn Büyükelçilik Binası Yarışması, 1. Ödül, 1963
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!