Ben Havranlı Seyit’im, toprağın bağrından süzülüp gelen,
Ecel fermanını o boğazın derin sularında derinden bilen.
O gün yer gök inledi, deniz kudurmuş bir dev gibi taştı,
Zırhlıların gürültüsü, semayı yırtıp da hudutları aştı.
Son topun vinci kırık, boynu bükük kalmıştı koca namlu,
Yoldaşım Niğdeli düştü toprağa, bakışları kederle dolu.
Baktım o kanlı denize, imanımın ateşi sardı her yanımı,
Vatanın yüküydü sırtlandığım, feda ettim canımı.
İki yüz on beş okka; ne pazu taşır bunu ne de kaba kuvvet,
"Ya Allah" dedim, kalktı o dağ, gönlümde kalmadı hiç kasvet.
Mermi omuzda değil, sanki bir milletin kaderi sırtımda,
Bir yanım şahadete teşne, bir yanım vatanın en dar vaktinde.
Basamaklar biter mi? Her adımda bir asır geçer gibiydi,
Sanki o an yedi düvel, tek bir neferin önünde dize geldi.
Sürdüm yuvaya o kutlu emaneti, namluda bir şimşek çaktı,
Zırhlı kibrin bağrına inen o darbe, tarihin seyrini hepten yaktı.
Sular kabardı hırsla, dev cüsseler bir bir gömüldü derine,
Dua ordusu durdu arkamızda, melekler bile dua etti her bir neferine.
Geçilmez denilen o boğaz, imanın önünde bir bende döndü,
Zulmün yaktığı o kibirli ateş, o gün Boğaz’ın sularında söndü.
Biz orada bir ömür verdik, bir an bile ardımıza bakmadan,
Ruhumuzu teslim ettik, o nazlı hilalin nuruna doymadan.
O mermiyi kaldıran; ne kemik, ne et, ne de bir kul yapısıydı,
Bütün bir milletin duası, şahadetin o sarsılmaz harcıydı.
Toprak değil, ecdadın kanıyla yoğrulmuş mukaddes bir vatandı,
O siperlerde vuran, her bir neferin en son ve en yüce anıydı.
Sanma ki unutuldu o mahşer, o tekbir, o kutlu şahadet günü,
Çanakkale geçilmez kılındı, tarihe mühürledik biz bu dünü.
Öğüdüm size: Bu toprağın her zerresini namus bilip koruyun,
Al bayrağın gölgesinde, her daim uyanık ve hep dik durun.
Birlik olun, dirlik olun, fitneye geçit vermeyin bir an bile,
Tarihin bu sesine kulak verin, düşürmeyin bu aziz vatanı dile.
Gelecek sizin elinizde, bu kutsal mirasa leke getirmeyin sakın,
Bize olan o vefayı, her nefeste canla başla göğüste yaşatın.
O mermiyi sırtlayan Koca Seyit’in o dev gibi imanını,
Çanakkale ruhuyla her zorlukta, her darlıkta her an kuşatın.
Ben Havranlı Seyit Onbaşı, vazifemi yapıp sustum o gün,
Siz de bu vatan için, o dervişane vakarla her daim gülün.
Kefensiz yatan onca şehide bir Fatiha’yı asla çok görmeyin,
Milletin o kutlu bağını, hiçbir nefretle sakın ola örmeyin.
Zaman akıp geçse de, solmasın gönüllerdeki o şanlı gurur,
Zira bu topraklar, ancak o ilk günkü ruhla her daim korunur.
Okuyun, bilin; kimdir bu vatanın asıl, o sessiz sahibi,
Görmeyin kendinizi bu eşsiz mirasta bir emanetçi gibi.
Biz can verdik ki, siz hür nefeslerle bu şafakları karşılayın,
Ufka bakın cesaretle, her engeli o büyük azimle aşın.
Seyit’in sırtındaki o mermi, şimdi sizin zihninizde bir ilim,
Kuşansın kalemleri eliniz, sarsılmasın hiçbir vakit dilim.
Vatan sevgisi imandandır, bunu nakşedin her bir hücrenize,
Gölge düşürmeyin sakın, ecdattan miras kalan bu yüce bize.
Zafer bizimdir elbet, iman oldukça bu aziz ve pak millette,
Çanakkale’nin sesi yankılanacak, ebediyen her bir gönülde.
Onurumuzdur bu zafer, geleceğe ışık tutan sönmez bir kandil,
Koca Seyit’in duasıdır bu; birlik içinde, hep uyanık, hep asil.
Şehitlerin kanıyla sulanmış bu gül bahçesini asla terk etmeyin,
Hürriyetin o tatlı şerbetini, başka hiçbir pınardan içmeyin.
Gök kubbe çökmedikçe, bu bayrak inmeyecek o yüksek gönderden,
Vazgeçmeyiz bu yardan, bu serden ve bu mukaddes her bir yerden.
Biz toprağın altına sığdık, vatanı üstümüze dar etmeyin,
Koca Seyit ölmedi deyin, ruhumu mahşerde bizar etmeyin!
Kayıt Tarihi : 18.3.2026 12:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!