Boşluk Şiiri - Kenan Güç Şiirleri

Kenan Güç Şiirleri
59

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

Boşluk

Ben bir gece yarısı doğdum,
kimsenin duasının tam tutmadığı bir saatte,
annemin gözlerinde umutla korku birbirine karışmıştı,
babamın avuçlarında ise yalnızca yoksulluk ve suskunluk vardı.
Beşiğime ilk konan şey sevgi değildi,
bir çuval gibi ağır bir kaderdi…
Ve daha ilk nefesimde hissettim,
dünya dediğin yer bir ana kucağı değil,
soğuk bir taşın üstüne bırakılmış bir çığlık gibiydi.
Ben ağladım…
ama o ağlayış bile kimseye fazla gelmedi,
çünkü bu çağda ağlayan çoktu, duyan yoktu.

Çocukluğum…
oyuncakların değil, eksiklerin büyüttüğü bir çağdı.
Sokaklar bana gülmeyi öğretmedi,
sokaklar bana nasıl susulur onu öğretti.
Bir çocuğun en güzel yanı masumiyetidir derler,
benim masumiyetim daha küçükken kırıldı,
çünkü ben bir kez bile doya doya çocuk olamadım.
Her gece yorganın altında
hayal kurarken bile üşürdüm,
çünkü bizim evde soba yanardı belki,
ama içimizdeki umut hiç yanmazdı.
Ve ben daha o yaşta öğrendim:
insanın büyümesi zamanla değil,
acıyla oluyormuş…

3. Kıta
Okula gittim…
defterlerimden önce kaderim karalandı.
Sınıfta herkes “yarın ne olacaksın?” diye sorarken,
ben “yarın yaşayabilecek miyim?” diye düşünürdüm.
Kalemim vardı belki,
ama hayat bana hiç doğru çizgi çizdirmedi.
Öğretmenler bazen “hayat güzel” dedi,
ben sustum…
çünkü benim hayatımın güzelliği
sadece başkalarının ağzında vardı.
Benim payıma düşen
kırık bir sandalye gibi yamalı günlerdi.
Ve o gün anladım:
insanın okuduğu kitaplar değil,
yaşadığı yaralar öğretirmiş gerçeği…

Gençliğim geldi…
ama benim gençliğim,
gülüşü olan bir gençlik değildi.
Herkes aşka koşarken
ben geçim derdine koşuyordum.
Benim yaşıtlarım hayaller kurarken,
ben annemin gözlerine bakıp
“bu ev nasıl ayakta kalır?” diye düşünüyordum.
Geceleri yıldızlara bakardım,
her yıldız bir umut gibi görünürdü,
ama sabah olunca hepsi sönerdi,
çünkü umut dediğin şey
fakir bir yürekte çok yaşamıyordu.
Gençliğim…
bir bahar değil,
erken gelen bir kıştı…

Sonra sevdim…
ama sevgi bile bende yara oldu.
Bir insanı sevmek değil de,
bir uçuruma tutunmak gibiydi benim sevgim.
Çünkü ben sevince korktum,
kaybedince öldüm,
kalınca da içimde bir boşluk büyüdü.
Birine “gitme” diyemedim,
çünkü gidenin arkasından ağlamak
bizim evde normaldi.
Ben hep terk edildim,
ya insanlar tarafından
ya da hayat tarafından.
Ve öğrendim ki,
insan en çok sevdiklerinin yanında yalnız kalırmış,
çünkü kalabalıklar içinde bile
yüreğin ıssız kalabiliyormuş…

Hayatın ortasına geldim…
tam da herkesin “düzene girdim” dediği yerde
ben dağıldım.
Çalıştım…
ellerim nasır tuttu,
ama kaderim yine de yumuşamadı.
Ben alın teri döktüm,
dünya bana terin karşılığını değil,
daha çok yük verdi.
Günler geçti…
takvimler değişti…
ama içimdeki boşluk değişmedi.
Bir evim oldu belki,
ama huzurum hiç olmadı.
Bir sofram kuruldu belki,
ama o sofrada mutluluk oturmadı.
Ve ben anladım:
insan büyüdükçe zenginleşmez,
insan büyüdükçe eksilir…

Bir gün aynaya baktım…
ve kendimi tanıyamadım.
Çünkü yüzümdeki çizgiler yaş değildi,
yüzümdeki çizgiler
yaşayamadığım hayatın izleriydi.
Ben gülmek istedim,
ama içimde ağlayan bir çocuk vardı hâlâ.
Bazen gece yarısı uyanıp
kendime sorardım:
“Ben ne zaman mutlu oldum?”
Cevap gelmezdi…
çünkü bazı soruların cevabı yoktur,
bazı hayatların da anlamı…
İnsan bazen yaşar ama yaşamaz,
nefes alır ama var olmaz.
Ben işte öyle biriydim…
yaşayan bir boşluk…

Sonra annem yaşlandı…
babam sustu…
evimizde sesler azaldı.
Eskiden kavga bile vardı,
şimdi kavga bile yoktu…
çünkü kavgayı bile sürdürecek güç kalmamıştı.
Bir gün annemin ellerini tuttum,
elleri titriyordu,
o eller beni büyütmüştü,
ama artık o eller
kendi yükünü bile taşıyamıyordu.
İşte o gün anladım:
insanın en büyük çaresizliği
ölümü değil,
sevdiğinin yavaş yavaş yok oluşunu izlemektir.
Ben annemin gözlerinde
kendi sonumu gördüm…
ve içimdeki boşluk
bir mezar kadar derinleşti.

Yıllar geçti…
arkadaşlarım dağıldı,
sevdiklerim kayboldu,
umutlarım bir bir söndü.
İnsan kalabalıkların içinde bile
yapayalnız kalabiliyormuş.
Ben bir gün bir sokaktan geçtim,
çocuklar oynuyordu,
ben durup izledim…
ve içimden bir şey koptu.
Çünkü ben o çocuklara bakınca
kendi kayıp çocukluğumu gördüm.
Kendi gülüşümü aradım
ama bulamadım.
Benim hayatımda
neşenin mezarı çoktan kazılmıştı.
Ve ben artık biliyordum:
bazı insanlar ölmeden önce defalarca ölür,
sonra bir gün sadece resmi ölümü yaşar…

Şimdi ölüm kapımda…
ben daha yaşadım mı bilmiyorum,
ama yoruldum, hem de çok yoruldum.
Kader dediğin şey,
bir insanın boğazına sarılan görünmez bir ipmiş,
sen nefes aldığını sanarsın
ama aslında her gün biraz daha sıkılırmış.
Ben bu dünyaya geldim…
bir boşlukla başladım,
bir boşlukla büyüdüm,
bir boşlukla sevdim,
bir boşlukla kaybettim,
ve şimdi bir boşluğa gidiyorum.
Mezarımın üstüne yazmayın adımı,
zaten adım bile yorgun artık…
Sadece şunu yazın:
“Burada bir insan yattı,
yaşadı sandı…
ama hayat onu hiç yaşamamış saydı.”
Ve ben giderken anladım ki;
insan ölünce değil…
unutulunca gerçekten ölür…
geriye sadece BOŞLUK kalır…

Kenan Güç Şiirleri
Kayıt Tarihi : 4.2.2026 18:41:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!