Tohma Vadisi’nin bağrından kıvrılır yol,
Bozkırın ortasında bir garip yolcu yürür.
Toz kalkar bastığı çarığın altından,
Dağların serin rüzgârı vurur bağrına.
Ne bindiği bir atı var ne yanında bir yoldaşı,
Heybesinde bir parça kuru ekmekle tütün.
Kuluncak’ın kıvrım kıvrım virajlarında,
Güneş vurur dağın dik yamaçlarına.
Bir çeşme başına varır, durur soluklanır,
Yüzüne çalar buz gibi derenin suyunu.
Ne nereden geldiğini soran olur bu yolda,
Ne de nereye gittiğini merak eden…
Gecenin ayazı çöker dağın beline,
Bir çalı çırpı yakar, oturur ateşin başına.
Alevin ışığı vurur yorgun yüzüne,
Toprak kokusu sarar dört bir yanını.
Sabahın köründe yine düşer yollara,
Kuluncak geride kalır, dağlar arkasında.
Ne basıp geçtiği toprak hatırlar onu,
Ne de arkasından bir bakan olur…
Yürür gider dağların gölgesi uzadıkça,
Akşamın karanlığı çöker Kuluncak üstüne.
Şu koca dünyada bir yolcu kalır geride,
Bir de batan güneşin ardındaki dağlar…
Kayıt Tarihi : 14.09.2026 20:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!