Bir Kış Yarısı. Şiiri - Hacı Gürbüz

Hacı Gürbüz
585

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Bir Kış Yarısı.

Bir Kış Yarısı

Otuz beş kırk yıl önce çok kar yağardı bizim köyde.
Sadece bir cılga olurdu, bir kişinin sığabildiği. O zamanlar “kış yarısı” yapardık köyde, ben de içinde.

On yaşından küçükler ve kızlar bu eğlenceye pek katılmazdı. Sadece tıfıl gençler arasında yapılırdı bu rütbeli.

Önce o gençlerden biri annesine babasına söyler, onların evde toplanacağımızın iznini alırdı.

Sonra akşam erkenden malı davarı görür, akşam yemeğimizi erkenden yer, hazırlığa başlardık.

Genelde on beş yirmi kişi olurduk. Köy zaten yetmiş haneydi o zamanlar, şimdi elli hane anca, o da hanede bir iki yaşlılar.

Neyse, kış yarısını nasıl yapardık, önce size onu anlatayım.

Bir kadı olurdu. Yüzünü simsiyah boyardık isle, sırtı kabul olsun diye yastık kor, ne bulsak giydirirdik üzerine kaba olsun diye. Belinin kayışına beş on zil, çan, tongurdak takardık ve o hazır olurdu: çanlı kara kadı.

Bir de tilki yapardık. Birine çocuk tulumanını giydirir, ayaklarına pamuk kor, ona kulak yapardık ve bir torba verirdik sırtına. O da hazır olurdu. Hırsızlık da yapardı, eline ne geçirirse atardı torbaya. Ev sahibi ona çok dikkat etmeli. Gerçi çaldığını sabah geri verirdi.

Daha sonra da dört beş oynamaya gelin gerekiyordu. Gençler evden annesinin, ablasının elbisesini giyer, yazmasını başına örter, hazır olurdu.

Sonra bize pille çalışan bir teyp bulurduk, bir de oyun havası kaseti. Tamam olurdu her şey.

Ve kadı elinde değnek, önde; tilki arkasında; gelinler onun peşinde; teyp­li gelinlerin peşinde kalan gençler de en arkada yola çıkardık.

Biz sade tereyağı ve şeker toplardık, para da veren olurdu ve yola çıkardık.

Köyü fır ediraf dolandırırdık. Yola yakın evlere girerdik. Evlere gelince herkes evine pek almazdı, ayaklar kar çamur diye. Derler ya insan kısım kısım yer, damar damar diye.

Onlar da avluda ya da dam üstünde karşılar, teyp açılır, gelinler oynar, kadı ev sahibinin üstüne devrilir ya da odanın ortasına yatar. İstediklerini almayınca oradan kalmazdı.

Verdiklerini tilki şekeri torbasına, yağı ise tıngırında toplardı. Her evde gelinler mutlaka oynardı. Zaten iyi oynamazlarsa “isteklerinizi vermem” diye tehdit ederdi bizi ev sahibi.

Sonra topladığımız yağı, şekeri, unu ve parayı toplanacağımız eve bırakır, dağılırdık.

Dağılma sebebimiz: giydiklerimizi çıkarıp normal elbiselerimizi giymek, kara kadı yüzünü yıkamak ve bir tabak bir kaşık alıp geri toplanırdık.

O zamana kadar ev sahibi bize un helvası yapardı, bazen çay da olurdu. O helvanın tadı, o çayın sıcağı, o gülüşmeler, hanenin sıcaklığı bir başkaydı.

Yağ eritilir, şeker şerbet olur, un pembeleşene kadar kavrulur, toplanan parayla da fıstık, püskevi alınırdı.

Helvayı yedikten sonra artanı da isteyenin tabağına konur, evine götürürdü onu da.

O tat: bir köyün gülüşüydü, bir kışın ısınmasıydı.
Bir kötü yanı vardı, çocuklar kadıdan korkardı.
Ama hepsi bir oyun, ritüel, köyün kalbiydi.
Gülüşler, kahkahalar, kar ve gençlik…
Kış Yarısı Masalı böyle yaşardı.

Son yıllarda gençler bunu köy kahvesinde yaptılar, iki yıl biliyorum, kahve bizimdi.

Bizde şubatta yapılırdı, Hızır orucunda. Sonra helva yapmak zaten bir adettir ama hiçbir şeyin tadı kalmadı. O tat kırk yıl önce bir masalda kaldı.

H. G. 01.03.2026

Hacı Gürbüz
Kayıt Tarihi : 1.3.2026 00:42:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!