Gece vakti, bir namaz vakti,
açtı elini, istedi de istedi:
Ya Şâfi, ya Basar.
Yıldızlarda huriler oynar,
denizler mürekkep olsa neye yarar,
benim kalbimde dünyalık hevesler oynar.
Gün ağdı, gece kaçtı,
İbrahim değilim ki anlayayım Yaratan'ı;
ateşlere atılırım da
gül bahçesine düşmek
benden uzaklara kaçtı.
Öğle oldu, güneş tepede,
yanar o vakit tarladaki köle.
Hristiyanlık biraz ötede,
kilisenin dilinde
çuval çuval cennetler
satılır pederlerin eliyle.
Boğanın boynuzunda dünya,
destan da değil ki o sıralar;
kahvaltı tepsisinde
dünya dümdüz o zamanlar.
Maskeli hastalıklar, kılıçlı yaralar,
gözlerinden millî,
Alparslan'dan öç alanlar,
dergâhların harcına karışmış Haçlılar,
İbnü'l Arabîler,
Arap ellerinde hacılar.
İznik'te konsillerde gizli odalar,
Çinlilerden kaçtı bizim kitabeli kâtipler;
ne Orhunlar
ne Nilüferli Orhanlar,
dalga dalga gelen Muratlarda
Fatihler yatarlar.
İkindi de kahve içti bizimki,
Kerem'in çinilerinde Şirin'in yüzü gizli.
Tan yeli,
yel değirmeninden rüzgârlar geçti.
Köylü kızların buğdayı
un diye aktı,
odlarda yekler pişti.
Akşamın sefası
topaçlarda ezildi.
Gün geçti,
güneş geçti,
akşam geldi.
Evlerde lambalardan
yağlar akar şimdi.
Kıyametin öncesi
kıldı namazı,
üçü farzdı.
Camı kırık vitrinde,
çeyizlik fincanın içinde
geçmişi içti gizlice.
Lambanın yağı bitmiş,
mumun dibi karanlık;
atalar doğru demiş.
Açtı elini,
ışık dalgalandı,
dedi: Ya Şâfi,
ruhumun tozu geçer mi?
Bir oda sığmış bir eve,
bir evde birkaç hane.
Naftalin kokar divanlar,
sözü geçmiş divanlarda
bağdaş kuranlar
Kayıt Tarihi : 25.1.2026 00:09:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!