Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın…
‘Nereden çıktın bu vakitte’ dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı…
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı…
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Her satırı çile çekmiş bir kalbin iniltisi , ama ümidini kaybetmeyen bir kalbin
Ağzına sağlık Can Bey Keşke herkesin öyle bir dostu olabilse
Sıkıştığında tüm Dertlerine Derman olabilecek bir dost gönlün derinliklerinden gelerek kaleme alınmış bir yazı ümidini hiç kaybetmeyen bir gönlün iniltisi Elinize dilinize Sağlık
Çok afedersiniz düzeltme:
Sayın Can Dündar.
Ayse Mentes Purcell
Dostuma
Ayse Mentes Purcell
Dostum yokmuş benim,
Yıllar sonra anladım.
Yanımda olmasa da
Benimle sanırdı aptallığım.
Benim dostum gözyaşlarım,
Onlar beni hiç bırakmaz,
Ağlasam da gülsem de
Onlar benimledir.
Onlar serinletir yanan yüreğimi,
Hani okul arkadaşım,
Nerde O büyük sevgili?
Benim dostum mısralarım,
Neşeli, kederli günlerimde,
Onlara sarılırım.
Dost gidince adı kalırmış,
Kalırmış ta vefasızlığı
Benliği sararmış.
Olsa da eski günlerden kalma
Bir mektubu,
Açar okurdum belki,
Hatırımı soruşunu.
Zahmet etmezdi O iki satıra,
Sattı beni, göya bir yakışıklıya.
Bilmez miydi ki O,
O’nunla iki vücutta bir ruhtuk?
Varsın olmasaydı vücudu,
Olsaydı yeterdi bana
Bir parça ruhu.
Anmak ta keder veriyor bana,
Beraber güldüğümüzü,
O okul sıralarımda.
Taşa mı bağlamıştım acep ben dostluğumu?
Yoksa bir kayaya mı?
“ Dost yok” derdi O “ bu Dünya’da”,
Ben yokmuşum zaten desene Kaya!
Dost yoksa ey dostum,
Söylesene bana,
Nasıl yaşayacağız
Bu fani Dünya’da?
Menfaat uğruna da olsa,
Razıydım ben O aşinaya.
Çok mu ağrıtıyordum acep başını?
Deseydin kırılmazdım inan,
“ Kes şu zırıltını”.
Sararmaya yüz tutan yapraklarım,
Yanı başında,
Suyu olmasa da,
Yeşermeye çalışırdı dallarım.
Kaç kez gözyaşı döktüm,
Bir bilsen,
Ankara sokaklarında…
Söyle hata mıydı yoksa,
Seni çok sevmem?
Boşver haydi dostum,
Sen bana bakma,
Bak hayatını yaşamaya.
Ne kaybettiğim ilk insansın,
Ve ne de sonuncu olacaksın!
Ayşe Menteş Purcell
Sayın Can Yücel,
İnsallah dediğiniz gibi olur ama
Sokrat’ta :” Ey dostlarım, dost yoktur” dedi.
Teşekkür ederim.
Çok afedersiniz düzeltme:
Sayın Can Dündar.
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta