Büyük Aşkın Sessizliği
Büyük aşklar vardır,
Hiç dokunulmamış,
Hiç öpüşmemiş,
Hiçbir arzunun dile gelmediği,
Yalnızca yürekle konuşulan…
Öyle saf ki,
Duygular dilini bilmez,
Sadece bakışlarda gezinir,
Sadece sessizlikte yankılanır.
Gizli bir rüzgar gibi geçer hayatın içinden,
Hiç kimse fark etmez,
Ama yürek her titrediğinde
Bir gölge düşer ruhuna,
Bir ışık belirir sessizliğin kıyısında.
Hiçbir el değmeden,
Hiçbir söz söylenmeden,
Kalbin kıyısında bir kıvılcım gibi yanar.
Zamanla silinmez,
Yerini hatıralar doldurmaz,
Çünkü dile gelmeyen duygular
En uzun ömürlü, en unutulmaz olanlardır.
Gözlerinle konuşursun,
Kalbinle duyarsın,
Ama kimse bilmez,
Kimse anlamaz.
Ve bazen
O gözlerin önünden geçer hayat,
Hiç tanımadığın bir yabancı gibi,
Ama sen bilir,
Senin ruhun görür her şeyi.
Büyük aşk öyle bir aşk ki
Acıyı da içinde taşır,
Sevinci de,
Özlemi de,
Ama hiçbirini dışarı vurmaz.
Hepsi sessizlikte saklıdır,
Hepsi kalbin en derin odasında.
Bir gün
O aşk bir rüya gibi gelir,
Hissettirir, titretir,
Ama dokunmaz, söylemez,
Sadece vardır…
Ve sen bilirsin
Gerçek aşkın tarifi
Hiçbir kelimeye sığmaz.
Hiçbir dokunuş yoktur,
Hiçbir söz yoktur,
Ama her şey vardır.
Bütün duygular, bütün acılar, bütün sevinçler
Sessizliğin içinde saklıdır.
Ve büyük aşk,
İşte tam burada büyür:
Dile gelmeyen, gösterilmeyen,
Sadece hissedilen…
Unutulmazdır.
Her zaman sessizdir.
Ama ölümsüzdür.
Ve sen bir gün
Ruhunla hatırladığında,
Bütün o sessiz bakışları,
Bütün o dile gelmemiş sözleri,
Anlarsın:
Aşk, dokunmak ya da görmek değildir.
Aşk, hissetmektir…
Sonsuzca,
Sessizce,
Ve hep..
Kayıt Tarihi : 16.12.2022 20:30:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bir şehir vardı, sessiz, gri sokaklarıyla, ama kalbinde renkli düşleriyle yaşayan bir şehir. Orada yaşayan iki insan vardı: biri her şeyi kelimelere dökmeden yaşayan genç bir kadın, diğeri ise duygularını sadece bakışlarla anlatabilen genç bir adam. İkisi de birbirlerini bilmeden, aynı sokaklarda yürür, aynı çay bahçesinde oturur, bazen aynı yağmur damlalarıyla ıslanırlardı. Ama karşılaşmazlardı; en azından dışarıdan bakıldığında öyle görünürdü. Günlerden bir gün, kadının yolu parkta duraklayan yaşlı bir ağacın gölgesine düştü. Adam, tesadüfen oradaydı. Gözleri kadının gözleriyle buluştu. Konuşmadılar, gülüşmedi, hatta el sallamadılar. Ama o an, bütün şehir sustu. Sanki zaman dondu, rüzgar bile nefesini tuttu. O anın büyüsü, dile gelmeyen bir aşkın başlangıcıydı. Her gün aynı yerde, aynı saatte görünür oldular birbirlerine. Hiçbir kelime söylemeden, hiçbir dokunuşta bulunmadan. Sadece bakışlarıyla, sessizliklerinde konuştular. Haftalar geçti, aylar geçti. İnsanlar onların varlığını fark etmedi. Ama onlar biliyordu; o bakışlarda tüm sevinçlerini, tüm acılarını, tüm özlemlerini paylaşmışlardı. Konuşmaya gerek yoktu, çünkü her şey yürekten yüreğe aktarılıyordu. Bir gün kadın, kendi kendine fark etti ki, hayatında ilk kez bir aşk onu değiştirmişti. Kelimeler, öpücükler, dokunuşlar olmadan… Sadece hissederek, sadece fark ederek. Adam da aynı şekilde, yalnızca kadının gözlerinde kendini bulmuştu. Ve zaman ilerledi. İkisi de şehrin kalabalığında farklı yönlere gittiler, ama o bakışlar, o sessiz aşk, ölümsüz bir hatıra olarak kalplerinde yaşamaya devam etti. Dile gelmeyen, dokunulmamış, ama en derin ve unutulmaz aşk… Büyük aşk buydu: Hiçbir şey olmadan her şeyin yaşandığı, sessizliğin içinde ölümsüzleşen bir his. Ve onlar, birbirlerinin varlığını asla unutmayacak, sadece hissetmeye devam edeceklerdi.




Ruhuma dokunamayanın tenimde ne işi var diye
Tebrik ederim
Cemal Süreya'nın dediği gibi
"Hisler söylenmemeli hisler hissettirilmeli."
Saygı ile...
TÜM YORUMLAR (2)