Ben hayatı tasarlamadım, sadece yıkıntılarını inceledim.
Her bina çöker, her hatıra gölge bırakır.
Gölge diyorum ya…
Benim gölgem meyhanenin kapısında kalır.
İçeri girince adam, dışarı çıkınca yalnızlık olur.
Yalnızlık dediğin, insanın kendi gövdesine bile yabancı kalmasıdır.
Benim yalnızlığım yabancı değil.
Oturdu karşıma, hesabı beraber ödedik.
Zaman ileri gitmiyor.
Biz, aynı sokakta tur atan saat gibiyiz.
Benim saatim kırık.
Yelkovanı içkiye, akrebi pişmanlığa ayarlı.
Pişmanlık, eski taşların üstünde yosun gibidir.
Tutar, bırakmaz.
Bırakmaz da… rakıya batırınca kaygan oluyor.
Kayınca da düşünceye daha sert çarpıyorsun.
Benim hayatım bir kaset.
Her şarkı cızırtıyla başlıyor.
Bazen de plak.
İğne hep aynı çizikte takılı kalıyor:
‘Bir duble daha… bir duble daha…’
Çizik, anının imzasıdır.
Silersen geçmişini de kaybedersin.
Kaybettim zaten.
Ama şişenin dibinde hâlâ imza arıyorum.
Ben susarak ayakta kaldım.
Konuşsaydım çoktan yıkılırdım.
Bazen de içerek ayakta kaldım.
Ama şimdi ayakta mıyım, masada mı… emin değilim.
Hayat dediğin, bir inşaat iskelesi.
Çökeceğini bilirsin ama gene de tutunursun.
Ben tutunmadım.
Ben düştüm.
Ama düşerken manzarayı da izledim, o da kâr.
Kayıt Tarihi : 28.8.2025 22:59:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gerçekler unutulmaz, sadece boğulur. Boğulan gerçek, bakkalın vitrinine suyun içinde konmuş turşu gibi. Kimse yemiyor ama bakıyor.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!