Bir fincan kahve,
soğudukça ağırlaşan bir gece gibi duruyor avuçlarda.
Dudak kenarında yarım kalmış bir cümle,
kimseye söylenmemiş.
Bir dal sigara,
yanarken kendini anlatıyor aslında—
kül, sabrın son hâli gibi
yavaşça düşüyor zamana.
Sokak lambası titriyor dışarıda,
ışık dediğin de ne kadar dayanıklıysa artık;
herkes biraz arızalı bu şehirde,
herkes biraz yarım.
Sesin gelirse
bu düzen bozulur.
Biliyorsun ki eksiklikler
tam da yerinde durduğu için güzeldir.
Geceyi bölme.
Bu karanlık,
özenle kurulmuş bir denge.
Bir fincan kahve daha koyulabilir belki,
acıyı inceltmek için değil,
onu tanımak için.
Çünkü bazı tatlar
alışınca değil,
kabullenince yerleşir insana.
Sigara dumanı yükseliyor,
tavanı değil
düşünceleri boyuyor yavaşça.
Her nefes,
içeride kalan bir şeyin
dışarıya sessiz itirafı gibi.
Sokak lambası hâlâ orada—
yalnızlığın nöbetçisi.
Altından geçen herkes
kendi gölgesine yabancı.
Ve garip olan şu:
en çok da o ışığın altında
insan kendine rastlıyor.
Oysa bazı geceler
konuşulursa dağılır.
Sessizlik,
bu hikâyenin tek sağlam cümlesi.
Nikotin karası bir yürekle
zamanı içe çekmek mümkünmüş meğer.
Her duman halkası,
bir hatırayı silmeden önce
son kez çeviriyor yüzünü.
Bir şeyler eksik değil aslında—
sadece tamamlanmayı reddediyor.
Ve ölüm…
abartıldığı kadar uzak değil.
Ne korkutucu,
ne de aceleci.
Kapının eşiğinde,
sabırlı bir misafir gibi
bekliyor.
Ne içeri giriyor,
ne tamamen gidiyor.
Sadece bakıyor.
Ve bu bakışta
tuhaf bir huzur var.
Sokak lambası sönmeye yakın şimdi,
gece en koyu yerinden geçiyor.
İnsan tam da bu vakitte
kendine en çok benziyor.
Bir fincan kahve,
bir dal sigara,
ve bölünmemiş bir yalnızlık…
Yetiyor.
Hüseyin Erdinç
Kayıt Tarihi : 1.11.2026 15:59:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!