Ölüm, kapıya dayanan bir rüzgâr değilmiş;
avuçta titreyen son nefesmiş.
Bu gece anladım.
Açılmayan telefon
karanlığın nabzı oldu.
Saniyeler cam kırıkları gibi
kalbime yürüdü.
Her tik tak
bir umut eksiltti içimden.
Giden yalnız bir insan değildi,
benden kopan bir gökyüzüydü.
Adını andıkça
yıldızlar söndü sanki.
Boğazımda düğümlenen şey
bir kelime değil,
yarım kalmış bir vedaydı.
Gölgelerde kaybolup
toza karışsam dedim;
belki hafiflerim,
belki yokluk merhametlidir.
Belki sarılıp sarar mı-
Ama anladım—
bazı susuşlar
ölümden daha ağırdır.
Ve insan,
en çok da açılmayan bir telefonun
sessizliğinde kaybolur.
Baba…
Sesin değsin diye karanlığa fısıldadım.
Bir kez “buradayım” desen
dağılırdı içimdeki kıyamet.
Meğer ölüm,
vazgeçmekmiş yavaşça;
kendinden,
en çok da sevdiklerinden.
Kayıt Tarihi : 3.3.2026 02:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!