Kıçı başı ayrı oynar, güzeller güzeli sarışın,
Yemek bilmez, çocuk yapmaz ne çare.
Mal mülk gani, kelli felli bir adam.
Hatır bilmez, gönül bilmez, adam denmez, ne çare...
Bir ulu ağacın dibine dergâh kurmuşuz,
Meyve vermez, ağaç kısır ne çare.
Kimlerin peşine düşüp, kılavuz tutmuşuz.
Burnumuz pislikten, çıkmaz ne çare…
Dokuz ay karnında taşı dünyaya getir, bir çocuk.
Anne bilmez, baba bilmez, söz dinlemez ne çare.
Sen canından can katıp, besleyip büyütürsün.
Eli günü bilmez, rüsva eder ne çare…
Dünyanın derdini kendine dert edersin,
Sen küssen de, dünya bilmez ne çare.
Mum olmuşsun aydınlıklar saçarsın,
Âlem sana kör olmuşsa ne çare…
Ayakların tökezleyip yere düşersin,
Bir el tutup kaldırmazlar ne çare.
İnsanlığı lügatten de silmişler.
Paraya kurban etmişler, ne çare…
İlim irfan ehli, kitaplar yutmuş.
Usul bilmez, edep bilmez, tahsil ne çare.
Seçmişler de bir topluma baş olmuş.
Garip bilmez, hak tanımaz ne çare.
Memleketin çivisi de kökünden çıkmış,
Ahir zaman alameti ne çare.
Hacısıyla, hocasıyla topaca dönmüş.
Kimin ipi çeker ise, döner ne çare…
Kimse bakmaz helal ile harama,
Gelsin lokma yutayım der ne çare.
Bir garip yolcuyuz, bu dünyadan, gelir geçeriz,
Yol tükenir yavaş yavaş, kimse bilmez ne çare…
Benzin olsan, bir kibritle yanarsın,
Ateş olsan tükürük ile sönersin.
Bir gün gelir bir top bezle gidersin.
Ölüm geldiğinde Azrail’e ne çare…
Kayıt Tarihi : 28.9.2013 02:18:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!