Sensizliğin karanlık gölgesi
geziyor hâlâ
hüzün barındıran anıların üzerinde.
Sesin,
zamanın uyuşturucu sihriyle
karışıyor bulutlara, Aylin’im.
Ve aramızda
anlaşılmaz bir uzaklık...
Kadıköy’den Beşiktaş’a
geçiyor bir vapur,
Beşiktaş’tan Kuzguncuk’a
uzanıyor akşam.
Şehir yerli yerinde,
deniz yerli yerinde,
ama sen yoksun.
Anlaşılmaz bir uzaklık...
Sesini kazıyor zaman
yüreğimin en kuytu köşesine.
Sensizliğin süresi uzuyor,
uzadıkça büyüyor özlem.
Zaman...
O zaman...
Kısa bir yaşanmışlığın
sisli aynasında
özlemi büyütmekten başka
ne yapabilir ki insan?
Yüreğime
bir sondaj vuruyor zaman;
derinlere indikçe
sana çıkıyor.
Gitmiyor
yürek sarsıntılarım.
Sonra...
Bir düdük sesi.
Ürküyor
kırmızı papaklı küçük bir kız.
“Dede, gel...
düdük sesi.”
Bir çocuğun iki kelimesi
bazen koca bir ömrü
yerinden oynatıyor.
“Dede, yanına geleyim...” deyişin
çekip çıkarıyor beni
özlemin karanlık dehlizlerinden.
B-I-N-G-O...
“Oturmak isti-yom.”
Sonra:
“Parka gideyim.”
Ve ben
bir anda
senli zamanlara dönüyorum.
Yüzyıl kadar kısa,
bin yıl kadar uzun
o küçücük anlara...
Bir düdük sesi
çöküyor yeniden
sensizliğin üzerine.
Dede,
kendi yüreğinin içinde
tükeniyor
kuru bir çöl sıcaklığında.
Bugün
elimi uzattım
düdük sesinin derinliklerine.
Orada
gözlerinle gülüştüm.
Mesajlarla
kutladım doğum gününü.
Bir umuda taşıdım
seni.
Ve içimden
tek bir dilek geçirdim:
Gülüşler
dizilsin gözlerine, yavrum.
Çocukluğun
uzun sürsün.
Düdük sesleri
hiç ürkütmesin seni.
Ve bir gün,
araya giren bütün uzaklıklara rağmen,
yeniden:
“Dede, gel...” de.
Ben de
hangi şehirde olursam olayım,
hangi zamanda,
hangi ömrün kıyısında...
Sana geleyim.
Hikmet AlkanKayıt Tarihi : 28.08.2026 21:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!