Sen sabahın ilk ışığında yıkanmış
Zeytin ağacısın
Ben köküne düşen bir çiy damlası
Sen dağlardan inen buz gibi berrak su
Ben kıyına sürüklenen taş
Ve biz bir Irmak olup akıyoruz
Ege'den Akdeniz'e
Senin gözlerinde Kapadokya'nın gün batımı
Mor turuncu ateş
Ben o ateşte pişmiş Hitit çanağı
Bin yıllık bir uykumda
Senin adın akıyor ırmak gibi
Ellerin Anadolu toprağı gibi sıcak
Avuçlarında buğday taneleri, üzüm çekirdekleri
Ben o toprağa düşen tohum
Kışı beklemeden filizleniyorum
Bir kilim dokuyoruz birlikte
Bergama'da güneşin altın rengi
Hasankeyf'te Dicle'nin hüznü
Truva'da yitik aşkın sessiz hikayesi
Ve biz o kilimin üzerinde uyuyoruz
Yıldızlar battaniyemiz oluyor
Sen Mardin'in taş evlerinde saklı ışık
Ben o ışığı arayan gece yolcusu
Sen Efes'teki Artemis'in kayıp gülüşü
Ben gizemli bir seyirci
Sen Ağrı Dağı'nın karı
Ben karların altında açan çiğdem
Bu aşk öyle bir dil konuşuyor ki
Rüzgar anlıyor, bulut anlıyor
Taş duvarlardaki sarmaşık anlıyor
Tüm ormanlar ve denizler anlıyor
Ve anlıyor tüm evren
Çünkü bu aşk onlardan önce geldi
Onlardan sonra da kalacak
Ve böylece
Sen hep o zeytin ağacı
Ben hep o çiy damlacığı
Aşk dediğin
Irmağın denize kavuştuğu an
Bu şiir bitecek
Ama biz bitmeyiz
Taşta, toprakta, suda, ateşte
Ve her doğan çocuğun gözlerinde
Yeniden doğacağız
Yeniden buluşacağız, yeniden
İşte böyle anlatılır sevda
Anadolu'nun kalbine yazılmış
Sadece senin için
Sadece bizim için
Sonsuzluk için...
Nafiz Faik Erbaş
Kayıt Tarihi : 4.2.2026 19:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!