Bir fani çehreye düştü nazarım,
Gönül bir meçhulün peşinde bîzar.
Karanlık kuyuda derin mezarım,
Ruhumda amansız bir fırtına var.
Siyah zülüflerin bendine düştüm,
Gözyaşım deryada bir damla nişan.
Kendi ateşimde kavrulup piştim,
Oldu perişanlık halime şayan.
Hasretin zehriyle doldu bu kadeh,
Şu fani âlemde her yanım zindan.
Ruhumu kuşatmış bir ağır keder,
Vuslatı beklerken bitti bu canan.
Leyla’nın izinde kayboldu râhım,
Bir serap uğruna tükendi ömür.
Göklere yükseldi feryâdım, ahım,
Kalbimde taşınan sanki bir kömür.
Gülün dikeniyle kanadı bağrım,
Cihan dar geliyor, nefesim dârda.
Duyulmaz kimseden tek bir cevabım,
Mahsur kaldı gönlüm o soğuk karda.
Vefasız bir elden aldım yaramı,
Hüznün kucağında bitti takatim.
Bulamadım derdin asıl çaramı,
Geçici bir aşka yandı saatim.
Sükûtun içinde çığlıklar gizli,
Hicranın yükünü çekemez omuz.
Yollar engebeli, yollar pürüzlü,
Kaldım bu sahrada tek ve lüzumsuz.
"Yok olmak" diyorlar bu işin sonu,
Erimeli benlik, bitmeli bu "ben".
Değişsin artık şu ömrün oyunun,
Ruhum azat olsun fani gölgeden.
Bir anlık parıltı söndü nihayet,
Gözümden dökülen yaşlar duruldu.
Kalbe nüzul etti gizli bir ayet,
Aşkın asıl yeri şimdi kuruldu.
Mecnun’u çöllere düşüren o nur,
Bir fani yüzden mi doğardı sandın?
Gönül aynasına inince huzur,
Kendi yalanında nasıl da yandın?
Şimdi tecelli etti o şems-i hakikat,
Masivadan koptu bütün bağlarım.
Manevi iklimde buldum bir kanat,
Hakk’ın kapısında şimdi ağlarım.
Zikr-i daim ile dindi fırtına,
Gönül hanesine doldu bir ferah.
Yükledim derdimi aşkın sırtına,
Aydınlandı birden bütün bu siyah.
Katre idim, umman özlemi sardı,
Varlık davasından geçtim elhamdülillah.
Aradığım meğer içimde vardı,
Lâ ilâhe illâ hû, tek olan Allah.
Farsça bir nağmeyle inledi neyzen,
"Fenâfillah" makamı en yüce durak.
Uzaklaştı ruhum nefs-i levvâmeden,
Kaldı gerilerde her tür tefrik.
Muhabbet meyinden içince kanık,
Cümle eşya söyler O’nun adını.
Kalp artık uyanık, ruhum uyanık,
Alıyorum aşkın saf muradını.
Terk ettim dünyayı, buldum bekâyı,
Yoklukta var olan sırra ulaştım.
Sildim hayalimden her bir dâvâyı,
Huzur deryasında coştum, dolaştım.
Mestane bir halde dönerken devran,
Sırr-ı vahdet ile doldu her hücrem.
Seyreyler gözlerim, muhteşem seyran,
Kandil-i nur oldu artık her gecem.
Aşk yok olmakmış, anladım şimdi,
Benliğin külünden doğarmış Anka.
Gönlümün sahibi o ezelîydi,
Ermişim sonunda nurlu bir şafağa.
Ne keder, ne hüzün, ne de bir elem,
Dost’un cemaliyle her yanım pür-nur.
Yazamaz vasfını hiçbir bir kalem,
Böyle bir devlette sonsuzdur huzur.
Son nefes gelince, vuslat anıdır,
Yoklukta var olan aşkın kendisi.
Bu can ki Sultan’ın bir ihsanıdır,
Dinsin artık mülkün fani sesi.
Kayıt Tarihi : 7.1.2026 07:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!