turfanda yarasının kabuğunu soyuyor adam
metal işi,
kan kırmızı
ismini bilmediği bir çiçek doğuyor rahminden...
şarkısını ağzına en yakışan küfürlerden seçiyor kadın
Adı dokunur içime tarih öncesi çağlardan
İlk yazıtlardan defterimin son noktasına
Karla oynayıp ateşte ellerimi ısıtır gibi.
Soğuk mu sıcak mı bilememe rağmen ateşi.
Ruhuma batırıyorum çuvaldızı,
Kaç can almış sayılmamış paslı hançeri.
Belkide savaşların en anlamlısı sayılmalıdır
Bebeğin kundağından sıyrılıp,
düşe kalka yürümesi.
Yaşlı bir insan olması ne gariptir düşününce,
bir bebeğin teninin çorak topraklara özenmesi.
en zorba,en haksız halimle
tutuyorum nefesimi,
aldığımı son anına kadar.
hüküm giymiş, üstüne eğreti elbisesiyle
masum bir tutuklu çaresizliğiyle.
Yazılmış, yaşanacak her hikayenin
Susmakla başladığına inanırım.
İlk defa görüyormuşum gibi dünyayı
Atılan ilk küçük adımın durağanlıktan eylemi doğurmasına şaşırırım.
Onun varlığı,
acziyetimizi yüzümüze vurmak içindi.
Geceden bir zamiri, sabahleyin ilk iş yüzümüze çarpıp ayılırken,
Ölen ruhumuzla,
aynada nasıl nefes alamıyoruzun yüzüyle karşılaşmak içindi.
Geçerken uğramışken
Misafir kalıyorum bir akşam üstü
Neşteri keskin ressamın
Kimseye benzetememiş portresinde.
Yüzüme benziyor kanımca geçmişten gelen
Zaman yolcusu
Yapraklar
Altın renkli, bayramlık elbiseleriyle
Saf saf, sıra sıra kefenlenmiş
Toprak üstünde.
Camlara buzdan resimler yapan ressam,
En soğuk güneşsiz günde
Taşı gölgeni zifiri karanlıkta.
Tut elinden dinle nefesini onun.
Sessiz.
Sorgusuz.
Sualsiz.
En başındayken en sonun.
Gönlüme güzellikler serdim bugün,
Her can misafirim olsun.
En yavanından katıksız aşım var,
Ekmeğe tuza ne gerek
Tokluğuna şükürler olsun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!