Beş Vakit Camiye Giden İnsanlar,
Sanırım Allah’tan önemli bir bilgi alıyorlar.
Yoksa neden Allah ezan sesiyle onları toplantıya çağırsın ki?
Arka Sokaktaki Rıfkı Dede,
Her gün ezan okunurken camiye gider,
Hiçbir vakti kaçırmazdı.
Bizim Sokaktan Geçerken,
“Çok sesiniz çıkıyor” deyip yerden taş alıp atardı bize.
Taş bulamazsa elindeki bastonu sallar,
Birine bir şey olur mu diye düşünmezdi bile.
O Gelirken,
Hepimiz bir tarafa kaçar,
Gidene kadar ortaya çıkamazdık.
Ben O Kadar korkardım ki,
Yolda karşılaşsak karşı kaldırıma geçerdim,
Öyle aksi, öyle huysuzdu ki
Kızacak kimse yoksa yolun kenarına kıvrılıp uyuyan köpeklere tekme atar,
Kedileri kovalardı.
Biz Kalabalıkken,
Onun sadece bir tane torunu vardı, Gülhan
(Şii annemler konuşurken duydum).
Gülhan’ın Annesi de bebeğini karnına saklıyormuş,
O da ölüyormuş ama annesi yengem gibi ölmüyormuş.
Zaten Doğmadan ölen bebeklere bir türlü anlam veremiyordum;
Yani Gülhan’dan sonra annesinin
Karnına sakladığı bebekler yaşamamış.
Rıfkı Dede,
Bizim sesimizden, köpeklerin yol kenarında uyumasından,
Kedilerin varlığından rahatsız olur ama
Allah’la toplantısını asla kaçırmazdı.
Dedesi Gülhan’ı hepimizden üstün görür,
Bütün maaşıyla yiyecekler, oyuncaklar ne isterse alırdı.
Gülhan da sokakta gerile gerile yerdi abur cuburlarını.
(Canım Çektiğinden Değil)
Annem sokakta yemek yemek ayıp diye kızardı bize.
Başka çocukların da canı çekermiş.
Rıfkı Dedenin prensesiydi Gülhan,
Ne yapsa yapmakta haklıydı,
Biz hep suçlu.
Hani derler Ya,
Doğurup sokağa salıyorlar diye,
Sokakta ses çıkaran değersiz, basit canlılardık onun için.
Bir gün,
Abim kucağında yeni doğmuş bir köpek yavrusuyla geldi.
Annesine araba çarpmış,
Arkadaşı da yavruya bakamazmış.
Annem “Bi köpeğimiz eksik” diye söylenip
Birkaç ayda o da çok sevmişti Gümüş’ü.
Nereye gitsek yanımızda gelir,
Kapıda yatar,
Sokakta bizimle oynardı.
Bir de Rıfkı dedenin attığı taşlardan
O da nasibini alırdı.
Gümüşle Sokak’ta oynadığımız bir gün,
Rıfkı dedenin geldiğini görünce hepimiz etrafa dağıldık.
Ama Gümüş o kadar sevecendi ki,
Kuyruğunu sallayarak dede onu sevsin diye yanına giderken,
Dede bu sefer taş atmadı, bastonu sallamadı.
Ceketinin iç cebinden poşete sarılmış bir ekmek parçası çıkarıp yedirdi.
Sonra da camiye doğru yürüyüp gitti.
Biz yine oynamaya daldık
Ama bir terslik vardı,
Gümüş yattığı yerden kalkmıyordu.
Ve birden çırpınmaya başladı,
Titriyor, ağzından köpükler çıkarıyordu.
Sabun yutmadan ağzından,
Nasıl köpük çıkarabiliyordu?
Canı yanıyor, inliyor, titriyordu.
Ne kadar büyüsem de,
O görüntü hâlâ gözlerimin önünde,
Sanırım ilk kez bir canlının can çekişini izliyordum.
Çırpınırken ayaklarını sürüdüğü toprak çukurlaşmıştı.
Sokakta bağırmamızı duyan babam koşup geldi.
Gümüş'ü görünce kucağına alıp,
“ne oldu” diye bağırıyor,
Anneme “ne yedirdin sen hayvana” diye soruyordu.
Annem de ağlayarak,
“Çorbanın suyuna ekmek doğrayıp verdim” dedi.
Evden koşarak ayran getirdi.
Babam ayranı zorla Gümüş’e içirmeye çalışıyor,
Ağzının kenarından ayran geri dökülüyordu
Sonunda çırpınmayı, titremeyi
Ve nefes almayı bıraktı.
Babam iç çekerek “öldü” dedi,
Gözündeki yaşlar kucağındaki Gümüş’ün üzerine damlıyordu.
Hepimiz ağlıyorduk,
Gümüş artık yoktu.
Benim en iyi arkadaşımdı,
Koşma yarışında beni hep yenerdi
Ama hiç kızmazdım ona,
Keşke uyuyor olsaydı,
Uyanıp beni yine yenseydi.
Yoktu artık Gümüş.
Aklımda annemin çorbaya ekmek doğraması kalmıştı.
Gümüş’e sadece annem değil
Rıfkı dede de ekmek yedirmişti.
Sahi,
Hayvanları hiç sevmeyen Rıfkı dede
Neden Gümüş’e ekmek yedirmişti?
Birkaç gün sonra
Rıfkı dedenin geldiğini fark etmeden yakar top oynarken,
Top ayağına çarpınca bağırmaya başladı,
“İtiniz geberdi, top getirdiniz,
Bıktım sizin sesinizden” diye.
Yerden taş alıp atınca
Aramızda bir çığlık koptu,
Ses en arkamızdan,
Kafası gelen taşla kanlar içinde kalan
Gülhan’dan geliyordu.
Gülhan, Rıfkı dedenin prensesi,
Dedesinin gözbebeği,
Yere göğe sığdıramadığı nadide çiçeği..
Gülhan yere düşüp çırpınmaya başladı.
Çığlığı kesilmiş, titriyordu.
Ve ağzından köpük geliyordu, hem de sabun yutmadan.
Nasıl Yani?
Gümüş, Gülhan…
Gülhan’ın da aynı Gümüş gibi ağzından köpük geliyor
oda titriyordu.
Dedesi “kızım Gülhan’ım” diye bağırıp
Aynı babamın Gümüş’ü kucağına alıp koşturması gibi
Rıfkı dede de Gülhan’ı kucağına alıp eve doğru koşturdu.
Nöbet geçirmek ne demek?
Sabun yemeden ağız neden köpürür?
Dilini neden yutar?
Hiçbirini anlamıyordum.
(Yine Annem konuşurken duydum)
Sara (epilepsi) nöbeti geçirmiş
Ama o güne kadar böyle bir hastalığı yokmuş.
Gülhan artık ne zaman dışarı çıksa
Aynı nöbet oluyor
Ve bu yüzden artık hiç sokağa çıkamıyordu.
Rıfkı dede bize katlanamazken
Hayattaki tek torunu dışarı bile çıkamaz olmuştu.
O da artık bize taş atmıyor,
Hayvanları kovalamıyordu.
Sanırım her gün camide girdiği toplantıda
Allah’tan,
O yaşına kadar
Hiç almadığı bir bilgi almıştı.
Rıfkı dedenin hırsından
Ve kendi kanından olmayan kim varsa fazlalık görmesinden anladım ki,
Babamın sevgisizliğinin altında,
Aslında gizli bir şefkat vardı.
Gümüş kollarında can verirken,
Babamı ilk kez bu kadar savunmasız görmüştüm.
Karanlıktan korktuğumu bilerek karanlığa göndermesi,
Beceremediğim işler yüzünden azarlaması,
Cesaretli ve güçlü olmam içindi…
Ama yine de sevgisini göstermeden
Cesaretli ve güçlü yetiştirme yöntemi yanlıştı.
Çocukları sevgiden mahrum bırakıp,
Korkularını tetikleyerek yetiştirmek
Onların içinde kapanmayan yaralar açıyormuş.
Sevgiden mahrum büyüyen çocuklar
Sanırım büyüdükçe şair oluyorlar.
Sevgiler.
Gönül KütükKayıt Tarihi : 18.3.2026 00:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!