Bir tebessüm kaldı yüzümde solgun,
Aynaya baktım… tanımadım, yorgun.
Sesim boğulmuş gecenin içinde,
Kendime susmak… en eski borcum.
Gün doğsa neyleyim, karanlık içim,
Ah, alıp gitsem başımı buralardan,
Beni yalnızca ben bilsem, bir de Yaradan.
Çok mu şey istiyorum?
Yağmuru dinlemek gibi,
yıldızlarla dans etmek gibi,
en masumundan hayal kurmak gibi.
Savruluyorum bir sağa bir sola,
Ama çıkacağım aydınlığa,
Her karanlık, yerini bırakır aydınlığa.
Dokunmadan sevebilir mi bir insan,
Görmeden, duymadan, sarılmadan?
Eli eline değmeden titrer mi kalbi,
Gözlerinin içine bakmadan “seviyorum” diyebilir mi?
En mutlu anları paylaşmadan,
Dipsiz karanlıkta kaybolmuş ruhlar,
Umutsuzlukla çevrili, yıpranmış duvarlar.
Yolunu bulmak için aldanmışlar,
Yeniden doğar, aydınlığa yelken açar.
Derinlerde yankılanan çaresiz çığlıklar,
Kilit tıkırdıyor ama açılan kapı değil,
Zamanın sızdığı o dar, o tekinsiz aralık.
Gömleğin düğmelerinde biriken o dilsiz telaş,
Havada asılı kalan tuz tadı;
Sanki bir fırtınanın en sessiz, en kör orta yerindeyiz.
Birleşiyor iki nehrin yatağı,
Kimisi boynu bükük, üzgün,
Kimisi dört köşe mutluluktan,
Ne komik!
İkisi de yalnız başına ölüyor oysaki.
Kimisi karnı aç kıvranıyor,
Hüsnün tecellî eder evrende revân
Sükût eyler lisânım, zikr olur her ân
Bir nazar kim değerse durur akvâm-ı cihan
Dehr susar, çözülür ân içinde her derbân
Her gece ölmek lazım azizim,
Sonra sabaha dirilmek yeniden.
Ölümü çok da büyütmemek lazım,
Ha bir rüzgârdın, esip geçtin,
Ha bir yapraktın, solup gittin.
Ne güzel demiş şair bir zaman:
Sen ki;
Bir manzaraya düşen huzur gibisin,
En tatlı nağmede saklı bir melodi,
Gönülden dökülen zarif bir kelimesin,
Bazen bir bakış, bazen sükûnetin ta kendisi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!