Sen bendeki seni bir bilsen,
Yaz yağmuru olur yüreğime damlardın.
Sen bendeki seni bir bilsen,
Yusuf'u hapse atan Züleyha'yı anlardın.
Sen bendeki seni bir görsen,
Asya yakalı, çiçekli pazen entari almıştım.
Uçuşan çiçekler, bahar çiçekleri, şal gülleri, laleler,
ve en çok da papatyalar…
Kırmızılı, pembeli, morlu, sarılı, kahveli
GÖNLÜMDEN KALBİME .
Boşuna devinip durma.
Yüz değil beşyüz defa da atsan dakikada,
Göğüs kafesini kırıp çıkamazsın.
Oradan çıkman için, bir Hamza, bir Vahşi, bir de mızrak gerek.
Belki altmışın altına düşüp öldürebilirsin beni.
Zaman gece yarısından bir tık sonraydı,
akrebin yelkovana yorulduğu.
Bir ses duydum, bir şiir okunuyordu,
ruhumun, gönlümün durulduğu.
Sonra nahif bir sohbet başladı hal hatır sorulduğu.
Daha o zaman belli olmuştu kalbimin sana vurulduğu.
Hanım Ninem ellerimden tutmuş sürüyerek götürüyor beni.
Kınalı, buruşuk elleri ne kadar güçlü, ne kadar diri.
Güneşte kavrulmaktan sarıya çalmış yeşil şalını düzeltip,
Ahmet! oğlum, diyor burası iyidir.
Burası yola yakın, buraya gömün beni.
SALINCAK
Pencereden izlerken güneşli gökyüzünü,
“Gel, buluta bakalım,” diyor kulağıma
tanıdık, ama hiç duyamadığım bir ses.
Çöle dönmüş ovaya, bir menem tohum düştü,
ne toprakta çürüdü,ne de bir çiçek açtı.
Hayatın kanunu bu,olmazsa olmayan var,
tohum için su gerek,topraksa suya açtı.
Ansızın bir zelzele, ırmaklar doldu taştı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!