İki devr-i sene doldu, gönül hâlâ pür-enver,
Yirmi dört ayın nûruyla, aşkımız oldu muzaffer.
On dört aydan bu yana, nice menziller aştık,
Seninle her nefeste, biz ezelden tanıştık.
Sekiz mevsim devretti, hepsi bahâr-ı gülşen,
Cihân dar gelir artık, ruhum seninle rûşen.
Gözlerinde kaybolan, onca günün nâmı var,
İki yıla sığdırdık, sanki bin yıllık bahar.
Zülfünün tellerine, bağladık bu yılları,
Aşkınla nakş eyledik, gidilmeyen yolları.
Dün dildâr idin bana, bugün oldun cân-ı cân,
Seninle geçen ömür, ne mekân diler ne an.
Şairler gıpta etsin, bu sarsılmaz kaleye,
Bin teşekkür borçluyuz, bizi seçen kadere.
Yirmi dört ay değil bu, bir ömürlük ahitnam,
Seninle her murâdım, seninle her şey tamam
Kayıt Tarihi : 18.3.2026 17:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir, on dördüncü ayda kaleme alınan o ilk heyecanlı "destanın", aradan geçen sekiz mevsimle nasıl sarsılmaz bir "sadakat fermanına" dönüştüğünün hikâyesidir. İlk mısralardaki o taze hayranlık, geçen iki yılın imbiğinden süzülerek sevgiliyi sadece gönül çalan bir "dildâr" olmaktan çıkarıp, ruhun en derinindeki "cân-ı cân" mertebesine taşımıştır. Bu yirmi dört aylık serüven, basit bir zaman diliminden ziyade, ezelden gelen bir sözleşmenin (ahitnâme) yeryüzündeki tecellisi olup; iki ruhun tek bir kandilde yanarak her geçen anı bir bayram sevincine nakşedişinin vakur bir vesikasıdır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!