— Söylesene yolcu,
ölüm nasıldır, nasıl ölünür?
Hani belki feyz alırız, bir hazırlık yaparız.
— Yolcu dedi:
Ne kadar hazır olursan ol,
her ölüm erkendir.
Bir şey daha yapmak istersin.
Vardır illa bir eksik.
Ondandır bırakamayışımız.
En zoru vicdan azabıdır;
kimse ateşiyle gitmek istemez.
— Peki kolay ölüm var mıdır?
— Yoktur kolay ölüm.
Canın tenden çıkması bir doğumdur çünkü.
Burada ölür, orada doğarsın.
Ondandır tüm bu sancılar.
Lakin yüküm hafif olsun diyorsan,
bırakacaksın;
bırakamayacak hiçbir şeyin kalmayana dek.
Hafif ölüm vardır; lakin kolay ölüm yoktur.
— Peki orada doğunca kime emanet oluruz?
— Şah damarından yakın olana,
seni ihtimallerden çekip can buldurana.
Ha, vesileleri soruyorsan,
hakiki ailene kavuşuyorsun.
Koşulsuz sevgiyi orada hatırlıyorsun.
— Peki buradaki bedene ne olur,
ilelebet toprak mı olur?
— Bak, işte hâlâ bırakamadığının kanıtı.
Sen kendini beden zannediyorsun.
Gel sana hakikati anlatayım.
Senin ilk var oluşun nefes iledir.
Ağırlığı yoktur, taşıyanı yoktur, bir kalıbı yoktur.
Sonra kendini hissetmen için
bir elbise verilir.
Beden bir elbisedir; hatırlamayı sınırlar
Onu giydiğinde her şeyi unutursun
Bebekler hatırlamaz…
Ta ki olgunluğuna erişince
Özlemini duyarsın
İçinde yanıp tutuşan bir ülke vardır.
Dünyadaki sevgilerin çoğunun
koşullu olduğunu anlarsın.
O kavuşma aşkı gün be gün çoğalır içinde
Oradaki hâlini bu bedende tatmak istersin.
Ama bir şart vardır:
ölmeden önce ölmek…
......
Sancılar başlar,
acılar dünyanın çekirdeğini sızlatır.
Yıllar geçer, mevsimler ölür, mevsimler dirilir;
senin sancın devam eder.
Ta ki bir gün kendinle yüzleşip
kıyametini yaşayana dek.
Mizanlarını kurar, hesaplarını yaparsın;
işte canın o zaman teslim olur.
— İşte sana özet geçtim
ölmeden önce ölümün ne olduğunu…
— Peki olgunlaştığımızı nasıl anlarız?
— Bu soruyu sormayıp zaten yaşadığında.
Bu öyle yapay bir hâl değildir.
Dışarıdan bir tesirle olmaz.
Yani hem olur hem olmaz.
Tesirler seni o vakte taşır;
lakin doğrudan oraya götürecek hiçbir şey yoktur.
Herkesin kendine has dersleri vardır.
Ona uygun hayatlar var edilir.
Kendine uygun dersleri bir kaderle tayin edersin.
Öğrenim kolaylaştıkça dersler hafifleşir.
— Kader nedir peki,
hep bize dayatılan bir yazgı gibi öğretildi?
— Kader iki kısımdır:
İlk inşası Allah’a aittir
ve o kısmın tamamını kimse bilemez.
Üzerine bina edilen kısımları ise,
bazı sözlerle tayin edersin.
Bilincin arttıkça
inşa ettiklerini değiştirmeye başlarsın.
İşte kaderin ne olduğunu az çok öğrendin.
— Peki sence mutluluğu oraya taşımak için ne yapmalıyız?
— Burada ilk yapacağın şey, tutunduklarını bırakmak.
Kelime-i Tevhid’i tefekkür edersen anlarsın
— Sonra peki?
— Kabuller…
Hayır dediğin, kaçtığın tüm şeylerle yüzleşmek
ve tüm dürüstlüğünle defterini dürmek.
Bu iki şeyi başardığında
gerisi çorap söküğü gibi gelir.
.....
Sonra bir gün güneş doğar bambaşka bir renkte.
Yüzüne bir rüzgâr değer, onu kucaklarsın.
Kendinle yeniden tanışırsın,
kendini gerçekten sevmeye başlarsın.
Bu da sana mutluluk getirir.
Gerçek mutluluğun kaynağını dışarıda arama.
O, senin tam kalbindedir…
......
(Ahenk sustu, Simya doğdu.)
20.02.2026
s. 21.43
Kayıt Tarihi : 21.2.2026 22:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Simya'nın Doğumu...




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!