Acıyla beslenen bir toplum; o acıdan ders almaz.
Savaşları, afetleri, depremleri anar, üzülür, acıyı tazeler; fakat hâlâ oturduğu binanın depreme dayanıklılığını resmi bir araştırmaya tabii tutmaz mesela. Bazen bir kaç yiğit yürekli şahsiyet ses çıkarır; ama meselenin önünü arkasını sorgulamaz.
Sorgulayan; sorgusunu, araştırmasını sürdürmez. Sürdüren; çıkan neticeyi adrese teslim ulaştırmaz. Hadi ulaştırıldı diyelim, teslim alan gereğini layıkıyla yapmaz. Bu sefer de, gereğini yerine getirmeyene ses çıkaran olmaz. Hadi ona da ses çıkardı diyelim... Tekrar aynı döngüye girer, yorulur ve "tarih tekerrürden ibarettir" der, teselli eder vicdanını.
Oysa tarih'in, SADECE ders almayanlar için tekerrürden ibaret olduğunu algılamaz milyonlarca insan... Deprem, sel, heyelan, çığ, yangın ve daha nice afetlere 'kader' der geçer.
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,



