6. Yıl
Kapıyı ben açtım,
içeri giren her zamanki gibi,
sesten çok bir gölgeydi,
zaman montunu çıkarmadan dolaşan,
adımlarını evin köşelerine bırakan.
Gözlerim onu ararken
duvarların durgunluğuna çarptı;
zaman, duvarda asılı bir tablo gibi duruyor,
ama içten çürüyordu,
bir nefesin ağırlığında.
Saatler yerini buldu,
ama biz yer değiştirmedik.
Bir şey eksildi yalnızca,
adı konmayan bir şey,
dokunulmamış,
sadece hissedilen bir boşluk.
Bunu en çok,
boşluğun derinliğinden anladım,
ellerim masanın üzerinden kayarken
bir karşılık bulamadı,
ve gittiği yeri
ya da gelmediği zamanı hissetti.
Masa duruyordu,
her eşya yerli yerindeydi,
ama ağırlıkları yoktu.
Bir sandalyenin artık kimseyi beklememesi
sadece yokluğu değil,
alışılmış bir hareketsizlikti.
Ben oturmadım oraya;
boşluk daha uygun görünüyordu.
Kadehi kaldırdım,
bir yudum aldım,
geçmişe değil,
geçmişin bıraktığı gölgelere.
Camın içindeki titreşim
bir karşılığa değil,
hatırlanmış bir alışkanlığa benziyordu,
ve bu alışkanlık,
gözlerimin içinden
odanın köşelerine sızıyordu.
Altı yıl…
Zaman bunu sayıyor,
takvimler tık tık ilerliyor,
ben saymıyorum;
insan bazı eşikleri ancak geçtikten sonra fark eder,
ve fark edince de
her adım bir ağırlık,
her nefes bir yankı.
Yaş aldım,
yüzümdeki çizgiler
takvim işi değil;
beklemenin haritası,
her çizgi bir gecenin ve her gece bir zamanın izi.
Aşk içimde duruyor hâlâ,
bir eşya gibi değil,
bir ateş gibi;
ısıtıyor ama yerini belli etmiyor,
ve bazen kendimi
bu ateşi seyrederken buluyorum,
ellerimi uzatıp
sıcaklığı hissetmek için.
Ev duruyor,
liman gibi sağlam ama hareketi yok;
içinde bir ateş var,
ateşin içinde seni hissetmek var.
Ve ben o ateşin ortasında
ellerimi açıp
sana uzanıyorum.
Her gece,
her nefes,
her zaman diliminde
seninle oradayım,
ve bu alanı
sevgiyle dolduruyorum.
Altıncı yıl…
Bir eşik gibi,
ne geçmişin ağırlığı
ne de geleceğin belirsizliği
tam olarak hissediliyor.
Ama senin varlığın,
her adımımda,
her nefesimde
beni sana bağlıyor.
Ve ben bu bağı
her gün yeniden yaşıyorum,
ellerimi sana uzatmış gibi,
sana dokunuyormuş gibi,
ve biliyorum,
sen de benim gibi hissediyorsun.
Aşk, içimde bir taş gibi değil,
bir ateş gibi duruyor,
yavaş yavaş büyüyor,
yerini belli etmiyor,
ama dokunduğunda her şeyi yakıyor,
ve ben bunu kabul ediyorum,
çünkü senin sıcaklığın
her gece
ellerimi sarıyor,
ve ben onu içime çekiyorum.
Adını söylemiyorum belki,
ama her dokunuşta,
her gölgede,
her nefeste,
ellerimi uzattığım her an,
ateşin derinliğinde,
sana ulaşan bir yol var;
her nefesimde,
her titreyen ışıkta,
bir tek şey var:
seninle yanıyor dünya,
ve ben onun tam ortasındayım.
Hüseyin Erdinç
Kayıt Tarihi : 1.1.2026 13:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!