Gecekondu Şiiri - Melih Özyıldırım

Melih Özyıldırım
11

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Gecekondu

bir sevda penceresi açılır,
hasta bir çocuğun coğrafı kesişinde..
bir sonbahar gibi sinsice yaklaştın,
göz kapaklarımın arasına
dudaklardaki ayrılık kelimesi..
kırmızı bir gül örneği geçer bu sokaktan
yüzleri asıklar sıçrar kepenklere
cadde de bulunan küçük bir çakıl taşıyım!
sersem bir otogar,
penceremden görülen, kırık hayaller pansiyonu
ben o pansiyona yerleştim bu gece
karanlıklar uyuttu beni
ufak bir ay, parladı pencereme..
çılgın arzularla buluşmuş aşk kırıntıları
ceplerimizi yırtacak, korkunç çıtırtılar
yıldırım gibi gözlerle izleyecek,
bizi kırık hayaller pansiyonu
kırık hatıraların, parçalarıyla dillenirdi
alkol'e dadanmış sahte yüzler
şahlanıyor esmer bir gecelik,
doğrudan yüreğime batıyor.
pansiyon'a gel ordayım!
gölgem parlıyor, kepenklere yaslanan bir serseri edasıyla
rüyamın tümörü,
saçlarını okşardı
bir papatyadan döndüm,
hazan sabahından gelen aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi
parçaladı bedenimi,
özlem tırpanıyla gerginliğimi..
pansiyon'a gel ordayım!
geceden gelen soğuk ayaz
kırık bir gazeteci oluşturuyor,
hazan mektuplarını
kırık bir aşkın acıyla bağdaşan tanımını geçiyor haber bültenleri..
içerisi çok tehlikeli bir kalbi yarayabilir!
pansiyonun gündemi, kırık satırlar ve bir kaç anı..
pansiyonun merdiveni hüzün olur,
adresim kaybolur.. şehir nemli
tutuşuverdi aniden gizli ağrılar
yağmur kadın,
gözlerin çamurlu
gölgen yok artık
kendi gölgende yüzen bir veda busesi
yokluğunda kayboldu, yakapaça sevmeler
oluk oluk kayboldu tabiat
kesik bir avuçla taşıyorum, hatıraları..
gitsem, pansiyon küsecek
hatıralar kıştu geldi peşimden
dev bir hücre pansiyonun rutubetli odaları
tutuşuyor bir ömür,
pansiyonun korkuluklarında
kuvvetli dudaklardan işitiyorum.
her hatıranın, bir özlemi vardır..
pansiyonun alfabesinden geldi, senin sesin..
sararmış kuru merdivenlerin ortasında
açığa çıkan haziran çığlığı
süratla yaklaşıyor yalnızlıklar yanımızdan
öpülmüş dudaklar'a son intihar süsü..
kırık hayallerle ortada duran pansiyon
nefesinin girdabına son atılan adımlar
sersem bir tavırla, solgun bedenin
aşıkları kıskanışından
ayrılık şarkılarıyla ağlayışlardan
pansiyondaki korkunç kahkaha sesleri
darmadağın kalp kapakçıklarım
bir bir kapanıyor,
pansiyonun karanlığında
geceleyin hayallerim kırılıyor,
karanlığın ihanetiyle
bilsen, nasıl özlenir yırtık gözlerin
dudakların, mecburi bir savaştı.
ben, pansiyonu göğüs kafesine açtım!
firari bir özlemin,
saklanacak tek yeri dört duvar
gözleri yırtkı kadın soba niyetine ısıtır yüreğimi
pansiyonu incitme, içinde ben varım!
yalnızlığım, kırık hayallerim dört duvar
göğüs kafesime son bir dakika
avuçlarındaki özlem içimi delip geçecek
melow, kaç kadın terk edilmişliği sinmişti üzerimize?
gece, hayallerimi tekmeledi!
pansiyon siyah bir papatya
bahçelerden tasarruf ettiğim son bitki
kimse yokken almıştı yerini, bu pansiyonda
solup kalmıştı, dudaklarıma dokunduğu günden beri
bu sefer, bağışlamak gerek karanlıkları
bağışlaman gerek nefesini!
göğüs kafesimdeki son özlem yuvaları,
aşk'a imzalanmış, solgun gözler..
birkaç kadeh sığınır pansiyona
karşı konulamaz sevdalara
dağıtır bir özlem yuvasını,
paramparça bir gecekondu misali..
darmadağın erkeklerin, darmadağın kadınları özlediği vakit..
bir teselli mesajıyla uyanır hatıralar,
acıyla keskinleşmiştir bütün operatörler
ayrılık; bütün ihanet mektuplarına, korkunç mahlas.
bir sırrın açığ'a alınması gibi
lanetli yamaçlarda sallanıyor tümörü
korkuyla gidenleri biriktiriyor kalpler
intiharın onuru, aşklar habersiz
gökyüzünden tırmanan ölüm
ayaklara dolanan sancılar
kırık bir basamaktır,
günahsız cinler dolanıyor..
gökyüzüne çıkan bir merdiven,
kanadı kırık bir güvercin yuvası
şu çölü geçmeden, intiharı geçmeli..
operatörlerin sofrasında, biriken papatya örneği
felaket ayrılıkların, başını öne eğmeli
yağmurun sırrından sonra
cennetin kapısını aralayan kadından haber alınamadı.
bir kornea'nın geçitinden
çıplak göz altı morlukları
fondötenle kapatılan gözyaşları
muazzam bir hüzünün, adını kapadı
belirsiz bir kadının..
özgür bir rüzgar misali
savrulup gidecek gibiydim
eşgalim samsun,
masamın üstündeki beyaz gelinlik
efkarla toparlandı, aşklar..
senin tesadüf gelişlerinin, kefiliyim
içimdeki kutup gecesi, kırık bir kış günü
operatörle eneklerken, kandıramadım yaralı kalbi
acım, azdı,
acımazdı.
gözyaşları ıslar, bir gelinliği
sağanak altında bir pencere icad olur
alkışlamak lazım bulutları
gelinlik, gözyaşlarıyla oluşan şelale
acı bir tanımlı artık beyaz..
ayrılıklara birkaç kilometreler kala
içki kadehler,
sadakatsız hatıralar masamızda
darmadağın, kapanı verecek kırılan kadehler
masamızda ağlayan bir göz..
hayırsız hatıralar, sembolik bir ölüm ritmi
ifadesiz bir sonbahar akşamı,
yapraklar taşkın..
süratlı rüzgarın, yamaçları..
gülüşümün yedek kapısı
bir fondöten anahtar
buralarda her şey kırık dudaklara açılıyor
dudaklarımın adı fiyaska
ağır gecelerden gelen "olsun" şarkısı
arkada kalan çok eski bir aşkın hatırlanması
rüyalarda saklanan bir kırılganın saç teli
bir kadeh çatlar,
dalgın ağrılı beyaz sulara gömülürdü,
hatıranın tanımı
şairler her gece bir sevgili öldürür!
kadehlerde nöbet tutan,
bir hatıranın kuşbaşı hasreti
çatık kaşlı ruhum'a
bir damla ölüm duyarlılığı
adresim yok artık,
bütün kent karanlık
bükülen hayallerim,
gizli bir hatıra açığa alındı..
bir kadının coğrafi kesişinde,
zamir bir ayrılık bitki örtüsü..
git gide çekiliyor yalnızlık..
gece nazik bir karanlık
aşk şu geceye sıkışıversin!

bedenin solgundur, gecenin zembereğini çevirirken uzun uzun..

Melih Özyıldırım
Kayıt Tarihi : 28.5.2015 11:32:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!