Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.)

Mehmetsalih Özalp
25

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.)

Gözleri görendir Ebû Kuhafe!
Gerçi gözlerinin feri sönmüştü.
Elinden tutan ise daha hayırlıydı.
Karşısında durduğu kimse anlamıştı onu...
"Neden yordun, yaşlı kimseyi?"
Ki ona gitmek gerekliydi...
Lakin oğlu biliyordu aslolan,
Ferrê Yezdan'dan sürüp gelen güçlü akıntıyı.
Bir izdüşüm, tam karşısında!
İkiye ayıran parmak uçları kadar etkili, bir bakışı, Resûl-i Ekrem'in.
O da katıldı aralarına, son anda...
Üstün tutuldu, kıyamete kadar gelebilecek diğer kuşaklardan.
Nurlu salât ve selâmlar olsun,
Azametine yakışır şekilde... Sevginden dönen çarkı felek,
yüceliğinden titreyen küreler,
Tutkunla parıldayan ve genişleyen kâinat...
Ki sen vardın, varsın ve ebediyen var olacaksın,
Senden büyük, senin Rabbindir!
Senden yüce olan tek kudret odur.
Yüzbinlerce evliya ve enbiya, sendin!
Tutkunla yanan hücreler, alev alev yanan kemikler, sensin!
Doğu ile Batı, sensin!
Sana inanan tutkunla inanır, inanmayan tutkunla uzaklaşır.
Artık sana saldıran zalimlere alevle saldır,
yüzbinlerce adamla üzerlerine çök, köklerini kurut!
Dünya üzerinde senin adından üstün bir ad, senin ilkelerinden yüce ilkeler kalmayacak.
Mahşer meydanında tuttuğun sancak, biz bu sancağın izleyicileriyiz.
Biz sendeniz!
Senin nurundan türeyen ruhlarımız, Alemi Ervahta verdiğimiz söz, biz buyuz!
O günden buraya, hiç değişmedik!
Söz verdik, sözümüzde durduk.
Sen rauf ve rahimsin.
Bizim tek sığınağımız, Allah'a açılan yegâne kapımızsın!
Senin övgünle biz yüceliriz,
sen ise ezelde övüldügün gibisin.
Sana salât ve selamlar olsun,
Ailene ve ashabı kirama.
Varislerine, fedailerine, aşıklarına ve ümmetine.
Ey Sahibi Taht-ı Levlak
Beyin raylarımız ezelde yazıldığı şekliyle döşendi.
Ki sen, ona sahipsin!
Gönül penceresinden sana açılan derin sevgi hattını artık kim kesebilir?
Ruhunu ve kalbini bir oturuşta kaybedenler, hayır!
Biz, bin oturuşta dahi bu hattı kırmadık...
Hicran yürekli ashap,
Mekke'de tezahür eden sevgine gönül açan çari yar,
Müşriklerin kırbacı altında derinleşen tutkun, işte biz, buradayız.
Görmeden bunu yaşıyor ve anlıyoruz!
Bir inziva haletin vardı, bir de hayretin. İkisi de Allah içindi.
Her yönelişinde bir hüzün, her kalkışında gizli olan hayrete vurulduk.
Ki sen, büyüksün, yücesin, rahmet ve merhamet sahibisin.
Eve dönüşünde ise doğruluk gizliydi. Hiçbir tabip ya da kâhin bunu anlayamadı. "Ey Allah'ım, hayretimi arttır!" deyişin de cesaret ister. Zira "Allah adamlarına korku yoktur."
Rabbin de büyüktür. "Arkadaşınız sapmadı ve delirmedi." Belki de kendine yöneldi. Önce ufukta, sonra nefsinde azamet ve ilahi heybeti gördü.
Bu senin aynı zamanda mirasındır. Garip bir miras ve de garip bitecek bir miras.
Sana binler selâm olsun Ey Sahibi Taht-ı Levlak
Ay Tutuldu, Güneş Parladı!
Güneş parladı, ruh kuşatıldı, sana kasem olsun, yerin altı, üstünden daha hayırlıdır!
İnsanlar çoğaldı, binalar yükseldi, sana kasem olsun, yokluk, varlıktan daha hayırlıdır!
İnanç aleve döndü, sevgi kesildi, ruhuna and olsun, cansızlar, canlılardan daha hayırlıdır!
Dinin garipsendi, öncekiler kınandı, çehrene and olsun, fetret devri, bu devirden daha hayırlıdır!
İlkelerin sorgulandı, erdem korkaklık sayıldı, şımarıklık yüceltildi, sana and olsun, inanan için, gece ile gündüz farklıdır.
Ay Yarıldı!
Umutlar kesildi, yeryüzü mahşere döndü, beyinler değişti, manipülasyon yüceltildi.
Ay yarıldı, kıyamet yaklaştı.
Ne zaman bir işaret görseler, öncekilerden kopya zannederler.
Ey Varis-i Taht-ı Hüda!
Sen ki Rabbe en yakın olansın.
Peygamberler arasında seni, dinler ve öğretiler arasında dinini yücelten Rabbin ne yücedir.
Saniyeleri ve saliseleri yöneten Rabbin, kalbini oturak edindi.
Rabbin, sende tecellisi ettiği kadar, hiç bu kadar yeryüzüne yaklaşmamış, kaderin esrarı hiç bu kadar açık ve derin kimsede zuhur etmemişti.
Eğer sana inen vahiylerden ötürü olmasaydı, biz sana "Rabbin ta kendisi diyecek." ve kâfirlerden olacaktık. Lakin, buna engel olarak, kendini değil, Rabbini yücelttin.
Ehli Beyt ve Ashabı Kiramda zuhur eden hakikatin hürmetine, tutkunların ve kademin üzere yürüyen ricallerin hatırına, bizi Rabbinle buluştur!
İmamı Gazzali'den üstün hizmetler sunan Hz. Ömer ve ondan da yüce hizmetler sunan Hz. Ebubekir adına, biz sana, herkesten çok yaklaştık, ne şaştık, ne de şaşırdık.
Senin üstün ruhaniyetin bizleri kuşattı. Ne dünya güçleri, ne de hased buna engel olabildi. Zira sen, her şeyden daha sevimli, her nimetten daha üstün olan "iman" nimetinin kaynağısın. Tevhidin ve vahdet deryasının tek kanalı da sensin.
Şaşıran çokluğun ve şirkin esiri oldu.
Doğru yürüyen istikamet üzere Rabbine vardı.
Sana binlerce selâm olsun!
Sığınılacak yegâne kudret senin sarsılmaz Rabbin, Rablerin Rabbi olan, bizim, hepimizin tek ve bir, kendisinden üstün hiçbir güç bulunmayan Allah'tır.
O, aziz ve hâkimdir.
Hüküm ve hikmet sahibidir.
Ona hamd ve sena, şükür olsun.
Fetret devrinde dolaşan Selman-ı Farisi gibi,
dolaştı, Medine'de bulmuştu kendini.
Bir yıldız gibi Mekke'den Medine'ye varınca Resûl-i Ekrem, yüzler parladı.
Ölüm fermanı imzalanan Ka'b bin Zübeyr gibi,
sığınacak hiçbir yeri kalmamıştı. Nereye gitse ölüm vardı. Bir Seher vakti gizlenerek uzandı Mescid-i Nebevi'ye... İzzeti nefsini ayaklar altına alarak.
Bilakis gökteki yıldızlardan oldu. Zerre kadar Resûl-i Ekrem'e bir katkısı yoktu, kendisi içindi, yazdığı kaside ve methiye. Onu ölümden ve cehennemden kurtaracak olan...
Ya da bir Arap dahisi olan Amr bin El-As gibi... Oyun ve entrikaların uzmanı. Sonunda anladı Allah'ın oyunlara gelemeyeceğini. Çabucak yetişti Medine'ye, Fetih başlamadan, o da gökteki yıldızlardan sayıldı.
Zira Muhammed'in tutkusundan yeryüzü sakin, gökyüzü hareketlidir.
Bir de Ebu Süfyan vardı.
Omzuna bir el indi: "Ya Ebu Süfyan, yine yaparsan, yine yenileceksin!"
O anda anladı, soyun ve gücün Allah'a galip gelemeyeceğini.
Kisra mı?
Bir mektup parçalamak kadar kolay oldu, bin yıllık İmparatorluğun yıkılması, Resûl-i Ekrem'in tutkusuyla.
Hepsi de ölçüp biçti, kimi sağdan, kimi de soldan yanaştı, kimi de öncü oldu.
Zira cennet ve cehennem dahi, Resûl-i Ekrem'in muhabbet ve kara tutkusuyla yaratıldı, yakıldı ve süslendi.
Beni Haşim mahallesinde çocukluğunu üstlenen anne, seni taşıyan baba, bu şerefli bir hizmetti. Abdulmutallip bile sana hizmet ediyordu.
Bir divane olan Ebu Leheb, o bile sevindi doğumuna.
Abdulmutallip öldüğü zaman, onun cenazesi etrafında dönerek ağlayan bir tek sen vardın!
Bu ne vefakâr bir çocuktur böyle!
Kusursuz ve kutsanmış bir çocuk.
Ebu Talib'in kervanı senin azametini taşıyabilecek güçte değildi henüz.
Ağladın! Gözyaşlarına dayanamadı Ebu Talib. Zira, gözyaşların hatırına kâinat yıkılabilir.
Her seferin bir bahar, durduğun her konak bir cennet bahçesine döndü. Bulutlar teyakkuz hâlinde, tıpkı doğumuna hazırlık yapan yıldızlar ve gezegenler gibi, doğanın her elemanı teyakkuz hâlinde, gelişine sana hazırlık yapıyordular.
Dönüşlerin ise hüzün ve cehennem çukurlarından bir çukur meydana getirmişti. Suriye, Yemen, Habeşistan, uğradığın her yer, aşk ve muhabbetin ile çalkalandı. Ta ki sana boyun eğene kadar, her yer ve mekân sakinlerine cehennem oldu.
Lakin sana uzanmak bedel ister. Kan nehirleri oluşmadan ismin sakinleşmez. Tıpkı damarlarda akan kan ve gözlerden akan yaşlar, sel olup akmadan, buyrukların kalplere yerleşmez.
Tutkun kılıçla kalpleri kuşatır, merhametle yerleşir.
Girdiği yerden ebediyen çıkmaz.
Zira onun bedeli evrenin yok olması, devenin iğne deliğinden geçmesi olsa gerek.
Tutkunun söküp atılması için, cesetlerin öğütülmesi gerekir. Cesetler öğütülse de ruh onu alıp uçurur.
Sen Allah'ın varlığı uğruna yaratıp yok edebileceği sevgilisisin, uğruna her şey defa olmaya hazırdır!
Sana varlık adedince, var olan zerreler adedince, sonsuz salât ve selâmlar olsun, ey Ravza'nın Sakini, kutlu Peygamber!
Biz seni överek yüceliyoruz, sen ise ezeli kelamda övüldügün gibisin.
Sevgin kızıl bir ırmaktır, Ey Nebi (s.a.v.)
Güçlü bir alevdir, fırtına gibi yaklaşır, bir okyanus gibi yolunu şaşıran bir kayığı dolaştırdığı gibi, bedeni teslim alır. Sağa bakar, sola bakar, her yer sensin, her şey sensin! Sanki senden başka hiçbir varlık yokmuş gibi... Ama sen şöyle dersin lisanı hâl ile: "Benim Rabbim! O benden yücedir!"
Eğer nasip olsaydı, İncil'de övgüyle yüceltilenin sen olduğun açık olunurdu onlara.
Tevrat'ta müjdelenen, yüz yirmi dört bin peygamberin gıpta ile müjdelediği kutlu deryanın sen olduğun gerçeği aleni olurdu.
Ne kitap kalırdı, ne din, ne de başka bir yol.
Allah'ın ezelde yegâne bellediği aracın sen olduğunu nasıl göremediler?
Kalpleri sensiz nasıl durabiliyor?
Bir saat bile sensiz duramayan kutlu sahabenin sevgisinin sırrı budur... Cehennem sensizliktir!
Cennette girse bile insanlar, sen olmayınca ne fayda... Sensiz bir cenneti ne yapalım.
Ama cehennem alevleri arasında tek bir bakışın, orayı cennete çevirecek, cenneti ise, bir ayrılışın cehennem yapacaktır.
Zira, sen (a.s.v.), Allah'ın tahtını nuruyla sakinleştirdigi varlık sırrısın.
Sana ebedi ve ezeli, sonsuz salât ve selâmlar olsun.
***
Bugün ismin yüceldi,
Kılıçların sesi yükseldi,
Uçuruldu kafası, Utbe'nin ve Şeybe'nin...
Bugün Rabbin yüceldi,
Merhamet denizine daldık,
Bir tokat indirildi, sensiz Rabbe ulaşmak isteyenlere.
Bugün Tanrı'nın sevgilisi gösterildi,
Cehennemin ateşi yükseldi, cennet güzelleşti,
Terazi, sevgilinin sevgisi belirlendi.
Binlere salât, binlerce selam olsun!
Kâinatın varlık sebebine.
Binlerce salât, binlerce selam olsun!
Allah'ın aşkıyla âlemleri yaratıp yok ettiği sevgiliye.
Görseydi seni Süleyman, terk ederdi tahtını, sana sadık bir tilmiz olurdu efendim!
Görseydi seni İbrahim, ateşte yakılmak için Rabbe nida ederdi.
Görseydi seni Musa ne Tevrat'a bakardı, ne de inen vahiylere.
Görseydi seni İsa, çarmıha koşarak giderdi, ne İncil kalırdı, ne de havariler.
Aşk ve muhabbetinden tutuşan varlık deryasında, Şeytan bile nurundan oluşan bir alevdir.
Varlık nurun, bir alevdir efendim!
Kimi eline alır tutuşur, kimi de terk eder ve donar.
Sana binlerce selâm olsun!
Biz, Tanrı'yı bile seninle tanıdık.
Sensin efendim, her şey sensin!
Tanrı adamları dizildiler,
Tanrı'nın melekleri de...
Feyiz kutupları,
Yolun aslanları,
Peygamberler,
Aşk ve muhabbet şairleri...
Aslında açıktır sana hallerim!
İlahi dergâh dairesinde ezelden ebede, kâinatın yüce efendisine salât ve selâmlar olsun! ***
Ruhları bedenlerine esir edilmiş aşk fedaileri,
Canlarından ve mallarından daha çok efendilerini seven çari yârı güzin,
Şehit edilmek için yanıp tutuşan muhabbet erleri,
Anne ve babalarını efendilerine feda eden kutlu arkadaşlar,
Akan mürekkepleri muhabbet ve tutkuyla hareket eden heybetli ilim sahipleri,
Nefislerini ayaklar altına alıp Medine'nin tozuna yüz süren muhabbet yolcuları,
Zincirlerinden kurtulup amel bineklerine binen ibadet düşkünleri...
İlahi sevgiyle ürperen kalplerin daimi zikri, efendileri, kâinatın varlık sebebi olandır.
İlmin, ibadetin, zühdün, şükrün, sabrın, selametin, zikrin ve hay olan Allah korkusunun aracılığıyla yayıldığı, Raûf ve Rahim olan, varlık sırrına salât ve selamlar olsun.
Övgü ve selametin, salât ve selamın, onun feyziyle yayıldığı, kesilmeden birinden diğerine izin ve rıza yoluyla ulaştığı, âlemlerin rahmet kaynağına salât ve selamlar olsun.
İman ve hidayetin onun minnet ve bereketiyle açıldığı, parıldayan kandil, Allah'ın en büyük, en yüce, tüm alemin onun nurundan bir parça olduğu son peygamberine salât ve selamlar olsun.
Arş, kürsü, kalem, levhi mahfuz, enbiya, evliya, ulema, şüheda; alemi gayb ile şehadet âleminin nurundan yaratıldığı, Allah'û Teâlânın aşkıyla âlemleri yarattığı, nurundan bir tutam alıp "Muhammed" (s.a.v.) dediği varlık sırrına salât ve selamlar olsun.
Ey veledi zina İbn-i Muğira!
Soyuyla övünen piç, "aşağılama' senin neyine?
Annesi anladı meseleyi, "Ey anne, ben yalancıyım, düzenbazım, kuşkucuyum, iyiliği engellerim, bunlar doğrudur. Peki ya piçlik, nedir bu işin hikmeti?"
Annesi anlattı konuyu: "Baban iktidarsızdı ey Velid! Bir çobandan peydahladım seni gizlice."
Anlamadı yine eşşek kafalı inkârcı, devam etti inkârında geberene kadar. Kureyşli olmakla övünen piç, senin neyine ki çoban diye aşağıladın kutlu peygamberi. Bak işte! Bir çobanın piçi olduğunu ifşa etti Kur'an, hem de başka bir çobanın diliyle.
Gözlerin nuruna dokundu Mekkeliler! Orada fazla durmayın buyurdu. Medine'de durun, sakindir orada Ravza sakini.
"Başımı efendine göster, erkek başı görsün." böyle dedi ümmetin firavunu, Ebu Cehil.
Bir koyun çobanı, İbn-i Mesut, aldı eline keskin olan kılıcı, kesti başını Allah düşmanı inkârcı Ebu Cehil'in cahil kafasını, o da geberip gitti inkâr hâlinde, peygamberi kabul etmeden. Zira "Allah'a peygambersiz iman eden bir cahildi."
Bir secde gerekti peygamberin şanı için, son peygambere. Musa'nın firavunu ölüm anında inkârla gitmek istemiyordu, zira Musa'nın rütbesi buna yetmiyordu, iman itirafını kökten kurutmak için.
Ama son peygamberin rütbesi, bu ümmetin cahilini inkâr ve küfür hâlinde cehenneme götürdü, hem de başarıyla. Zerre istek duyamadı ölene kadar. Merhamet ve mağfireti, Allah'ın gazabına dur diyemedi peygamberin. Gayyur (kıskanç) olan Rabler Rabbi, adamlarının intikamını, dostlarına rağmen alır, velev inanmak isteler bile, bu nimet ve hidayet, peygambere rağmen olmaz.
Salât ve selam olsun, Rabler Rabbinin kutlu sevgilisine, yegâne varlık kaynağına.
Bizim vekilimiz de, sahibimiz de, efendimiz de sensin (s.a.v.) Rabler Rabbinin katında.
Hâlden hâle girdi Tanrı'nın tahtı,
Titredi ve oynadı,
Heyecan ve sarhoşluğa kapıldı,
Ne yaptığını bilmiyor ve çılgınca hareket ediyordu.
Tanrı'nın arşı titriyordu.
Muhammed yaratıldı,
Muhabbetle Tanrı'nın arşına çöktü.
Taht eridi, aşk ve muhabbet sarhoşluğuna kapılan arş bir anda kendine geldi...
Bunun misali şudur: yirmi kişinin bir anda bir kişiyi dövüp hiçleştirmesi.
Allah'ın tahtı da Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) aşkıyla sakinleşti.
Kendine geldi.
Karar kıldı.
Güven ve istikrara kavuştu.
Salât ve selamlar olsun, varlığın varlık sırrına.
Kalbin ilacı, gönlün sultanı, gözlerin nuru.
Senden başka sığınak yoktur!
Kezzab (Yalancı) Müseyleme! Allah'ın (c.c.) peygamberine yazınca bir mektup, bu iş için ortaklık teklif etti. Onun maksadı, Yemen üzerinden bir krallık kurmak, Resûl-i Ekrem'i basit bir fetvacısı yapmaktı. Lakin küfrün kin ve kıskançlığı karanlık, cehalet ve karanlığın dili kurnazlıktır.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bir başlık attı mektubuna: Allah'ın peygamberinden Yalancı Müseyleme'ye.
Vefat edince Resûl-i Kibriyâ, kimse oyunu çözemedi.
Lakin bu işin sırrı dostların dostu, aşıkların serveri Hz. Ebubekir (r.a.) efendimize intikal etmişti.
Bir ordu hazırlandı, hafızlar ve gözü pek ashabı kiramdan. Zira bu savaş varlık savaşıydı. Şöyle diyordu savaşçılar: "Biz, neredeyse Hz. Muhammed'in dini yok oluyor zannettik."
Ashabı Kiram, her şeyini bıraktı. Zira burası Yemame'dir; Hz. Vahşi bile bir fırsat peşindeydi mahşer günü için.
Kimi de Ebubekir de kimdir diyecektir. Burada başladı sahabeye karşı olan kin ve nefret. Kur'an ve Hadis bize yeter, böyle diyordu baldırı çıplak cahiller.
Ya Muhammed, Ya Muhammed...
Ya Muhammed, Ya Muhammed...
Allah Peygamberine istimdat ettiler.
Ya Muhammed, Ya Muhammed...
Ya Muhammed, Ya Muhammed...
Allah'û Teâlâ kendisine yalvaranı dinlemeyebilir. Çünkü Allah herkesin Rabbidir.
Sen dua ettiğin zaman, düşmanın da dua edebilir. Allah adildir!
Ama Allah'û Teâlâ "Muhammed" ismi hatırına Müseyleme'nin ordusunu tarumar etti.
Müseyleme'yi Hz. Vahşi gebertti.
Allah'ın sevgilisine uzanan bu düşmanca saldırı yok edildi.
Zira Allah, varlığı Habibi uğruna yaratıp yok eder.
Bu isim yücedir!
Müslüman bu ismi kullandıkça vardır.
Bu ismi bırakanın Hristiyan, Yahudi ya da Deistten ne farkı kalır?
Muhammed, ya Muhammed, ya Muhammed (s.a.v.)
***
Molla Cami (k.s.) Medine üzerine doğan dolunayın şairi...
Bir Ka'b Bin Züheyr'dir, peygamberin edepli meddahı.
Ustası da kavrayış ve derinlik sahibidir. "Ben bugün bir kartal yakaladım..." demişti, gizlice, ama çıraklarına açık. O (k.s.) Molla Cami'dir; ilimlerin ve tartışmaların en yüksek zirvesinde iken uyandı.
Allah'a kasem olsun! Cesedim beyaza boyandı. Tüm ilimler unutuldu. Allah ve Elçisinin sevgisi dışında, ne kaldı?
Böyle buyurdu...
Mekke toprağı ile Medine'nin sahra tozuyla gözlerini sürmek isteyen Molla Cami'nin övgüleri sunuldu aşıklara.
Onun övgüsü ne büyüktür!
"Yeryüzü sakindir, felekler döner aşkından."
Mescid-i Nebevi'de bir okuyuşu vardı Müezzinin.
Bugün Nakşibendi dergâhının zafer ve haykırış günüdür.
Böyle tutkulu cümleleri kim yazabilir, kim beyaz nakışlar ile Resûl-i Kibriyâ'ya keskin ve derin aşkını edeple ve sakince sunabilirdi?
İşte bu Molla Cami'dir!
Okunan altın silsilenin süsü.
Övgüleri yürek parçalayan tutku okları.
Sahibi Tahtı Levlak!
Farklı dil ve lehçelerde, farklı bilim ve felsefelerle, farklı ilim ve tecrübelerle, farklı yön ve yöntemlerle, her taraftan seyredildin kâinat sahnesinde...
Her yöneliş ve pencerede yücelik ve kusursuzluk sahibi olan varlık sebebine ebedi salât ve selamlar olsun.
Övgünü bitirmek mümkün olsaydı, bunu yine sen (s) bitirirdin. Senin (s) övgün kadim Allah kelamıyla sabittir.
Seni (s.a.v.) doğrudan sevebilen gerçek aşıklar aracılığıyla övgümüzü sunarız.
Sana doğrudan övgüler sunabilen bu işin erbaplarına hizmet edenlere olan sevgimiz ile teslimiyetimizi beyan ederiz efendim.
Ey Beni Amirli gel şöyle otur! Sana anlatayım bu işin sırrını... Böyle buyurdun. Ve başladın anlatmaya kendini (s.a.v.)
İlk yaratılan şey senin peygamberinin nurudur... Böyle başladın Ebuzer'e (r.a.) anlatmaya kendini (s.a.v.)
Gururlanmak için demiyorum ama... Böyle başlıyordun hakikatini beyan etmeye Ashabı Kirama.
Efendim!
Sana ulaşan aşk ve muhabbet zincirini parlaçalayabilseydi, aşabilseydi biri övgünü, bunu Ebubekir (r.a.) yapardı.
Yapabilseydi Ka'b bin Zübeyr (r.a.) yapardı.
Yapabilseydi İmam Busiri (r.a.) ya da Molla Cami (r.a.) yapardı.
Yapabilseydi kendin (s.a.v.) yapardın (s.a.v.)
Allah ve melekleri över ve selam ederler.
Bize de emrediyor bu övgü işini.
Bizim işimiz teslimiyet ve Allah kelamına kulak asıp sana ebedi övgüler yollamaktır.
Biz bu övgüler yoluyla kurtulabiliriz efendim! Ne ibadetimiz, ne zikir, ne de ilim, hiçbiri kurtaramaz efendim. Zira kâfirler bile ilim, ibadet ve zikrederler seni.
Sana ulaşmanın yegâne kaynağıdır Resûl-i Ekrem (s.a.v.)
Sevdasına "Sevda", doğdu sevdasına,
her şey oldu, sonra bitti, tükendi bitti sevdasına...
Sümmeye, Yasir, hançerlendi sevdasına...
Ammar durdu, çığlık attı sevdasına...
Ay yüzlü, yıldız bakışlı, güzel çehre sevdasına...
Hamza atıldı, Ali zülfikarla önce çıktı, Hamza şehit oldu vahşice, Resulullah sevdasına...
Kutlu kâinat ruhu, Rab Allah'ın aşk çeşmesi,
Felekler döndü, ay yarıldı, sevdasına, Nur Muhammed sevdasına...
Sert karakterler eridi, donuk kalpler kurudu, düşman oymaklar dost oldular, şahı şahan sevdasına...
Arşı Azim oynadı, sarhoş olup yıkıldı, sakinleşti tahtı hüda, Rusulullah sevdasına...
***
Banet Suad'ü...
Ka'b bin Züheyr'in (r.a.) Resûlullah'ın (s.a.v.) Mübarek Elini Tutarak Müslüman Olması ve "Banet Suad'ü" Kasidesini Okuması....
Kardeşi Büceyr'in (r.a.) Müslüman olmasına kızan Ka'b bin Züheyr (r.a.) İslam'a ve Resulullah'a karşı şiirleriyle kara propaganda yürüttü... Efendimiz (s.a.v.) Kab bin Züheyr için ölüm emri çıkardı. Nereye gittiyse red edildi, kimse koruyamadı O'nu. Sonunda... Şafak vakti, aydınlık görünmeden farklı bir kıyafet ile Mescid-i Nebevi''ye girdi... Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.) karşısında oturdu ve Müslüman oldu... Ashabı Kiramdan biri kılıcını çekti, Efendimiz (s.a.v.) Kab bin Zübeyr'i (r.a.) kabul buyurdular. Şair olan Ka'b bin Züheyr, Resûl-i Ekrem'e elini uzatıp "Banet Suad'ü" ile başlayan şu şiiri okudu. (Suad'tan kastı bir kadındır.)
Suad'ın ayrılığı yetmiyormuş gibi, iki taraf arasında söz taşıyanlar bana; 'Ey Ebû Sülmâ'nın oğlu! Sen, artık kendini ölmüş bil.' dediler.
Kendilerine güvenip de başvurduğum her dost ise bana; 'Seni oyalayıp teselli edemem, başının çaresine bak.' dedi.
Ben de, 'Çekilin yolumdan.' dedim. Rahman'ın takdir ettiği her şey elbette olacaktır.
İnsanoğlunun mes'ud hayatı ne kadar uzun olursan olsun, mutlaka bir gün bir tabutta taşınacaktır.
Resûlullah'ın beni öldüreceğini haber aldım.
Resûlullah'ın yanında bağışlanmak en çok umulan şeydir.
Özür beyân ederek Allah Elçisinin yanına geldim.
Resûlullahın katında özür daima kabule şayandır.
Merhamet ve teenni ile muâmele et bana!
İçinde bir çok nasihat ve hükümler bulunan Kur'an hediyesini sana ihsan eden Allah, hidâyetini arttırsın!
Rakiplerimin dedikodusuyla beni muâheze etme!
Hakkımda bir çok dedikodular yapılmışsa da, ben pek o kadar suçlu değilimdir.
Ben şimdi öyle bir makamda bulunuyorum ki, burada gördüğüm ve işittiğim şeyleri bir fil görüp işitseydi, muhakkak titrerdi.
Burada, beni mutlak Allah'ın izniyle Peygamberin affına nâil olmak kurtarabilir.
Ben, Yüce Peygambere karşı hiçbir itirazda bulunmadan sağ elimi, onun adâletli eline uzatıyorum.
Şimdi, söz onun sözüdür
Şüphe yok ki, Resûlullah doğru yolu gösteren bir nur, kötülükleri yok etmek için Allah'ın sıyrılmış keskin ve yalın kılıçlarından bir kılıçtır...
***
Miraç... Edebiyat bu hadiseyle sarsılıyor! "Bir gece" kulu Muhammed'i Mescid-i Haram'dan alıp Mescid-i Aksa'ya götüren Rabbin şanı ne yücedir. "İsra Suresi" bir yürüyüş ve yükselişin serüveni ile çalkalanır.
"Padişahlık Tacı'nın sahibi Muhammed'tir. Mirac'a yükseldiğinde melekler onun için bir şölen düzenlediler." (Melayê Bateyê)
"Tanrı ile perdesiz konuş." (E. Xanî)
Bu da Xanî'nin Mirac'a giriş cümlesidir. (Bê perde di gel Xwudê xeberde.) Evliyanın Nidası da büyüktür: "Ey padîşehê textê lewlak!"
(Ey olmasaydın tahtının padişahı!")
İki defa göz göze geldi. Ne haddini aştı, ne de sarsıldı. Tanrısal huzur ve birliğin, son aşamasında, Sidre'de onu gördü, çıplak gözle.
Tanrı onunla, o da Tanrı ile görüşmek için, o olağanüstü an için, iki büyük aşığın buluşması adına kâinat inşa edilmişti.
Kâmil İnsan, Son Peygamber, İsm-i Azam, devinen ve durgun olan varlığın, varlıkların ta kendisidir, tümüdür Muhammed!
Bir izdüşümdür Muhammed bin Abdullah. Kâinatın ta kendisi olan Muhammed, bir yansımayla bedenlenmiş ve Mekke'de dünyaya gelmişti.
Tanrı'nın sırrı, varlık aleminin gizemi, dünya ve ahiretin ta kendisi.
Tanrı ile göz göze geldiğinde ne sarsıldı, ne de haddini aştı. O (s.a.v.) Tanrı'nın sermediyette tutkuyla yarattığı ilk parıltıdır. Tüm varlık bu parıltıdan sevgiyle türedi.
Görülen ve görülmeyen ne varsa O'ndan yaratıldı, o ise bir insan şeklinde Arabistan'da tezahür ederek insanlığı cehaletten ve ateşten kurtarmak istedi.
Bizim için!
Bizi kurtarmak için geldi.
Bizi arındırmak ve Tanrı'ya ulaştırmak adına.
Zira Muhammed (s.a.v.) gafur ve rahimdir. (9/128-129)
Tanrı'ya giden tek kapıdır. Diğer tüm yollar O (a.s.v.) gelince kapatıldı. Tüm âlemlere ve insanlığa bir rahmettir. Aklın zirvesi olan İbn-i Sina dahi ateşten kurtulamadı. O'nsuz Tanrı kapısı çalanlar geri çevrildi ve Şeytan'a hizmetkâr oldular. Onun için yaratılan bir kâinat, dünya ve ahirette, onsuz olur mu hiç?
Bizim keskin sevgimiz dışında hiçbir ümidimiz olamaz! Ne ibadet, ne ilim, ne de cihad.
Nübüvvetin sırrı büyüktür, onu ne Ebu'l Hikem anladı, ne de İblis!
İblis'den secde istendi, Ebu'l Hikem'den ise secde etmemek...
Melekut alemi Adem için secdeye kapandı; Adem bir kalfadır, Tanrısal olan ne varsa onda birleşti.
Âdem'e secde etmeyi çok görünce İblis, kâfirlerden sayıldı, o rasyonalist - akılcı cahil.
İblis'e uyanlar çoğaldı. Lakin Tanrı'nın intikamı şiddetlidir.
İnsanlık nesli peygamberlere secde edemezdi artık.
Peygamberlere secde etmek için kıvranan binlerce aşık bekletildi.
İblis'e uyanlar ise taşlara, toprağa, suya, havaya, rüzgara, güneşe ve kirliliğe secde etmeye mahkûm edildiler. Bir tek Yusuf'a secde edildi bir nefes...
Peygambere secdeyi çok görenler, tarih boyunca pisliğe mahkûm edildiler.
Hani muvahittiniz? İşte Tanrı böyle tuzak kurar, tüm oyunlarınızı ifşa eder, sizi Ahirette savunmasız bırakır.
Peygamberlere ve Varislere hürmeti çok görenler, ardı sıra şirk sayanlar da kâfir türbelerine rezilce hürmete sürüklendiler
Eğer açık hükümler olmasaydı, Kâbe yerine Ravza'ya yönelmek daha hikmetli olurdu... Ancak, İblis'in fesatlığı, Tanrı'ya göstermelik saygısı, bu nimetten alıkoydu insanlığı.
Siyah bir taştan daha mı değersizdir bir insan ya da rahmet elçisi?
İlk defa akıl yürüterek dini anlamaya çalışan İblis bunları tartışır.
Bu işin sırrını Cuzeyri'ye sor...
Sordular ona. İhlas nedir?
Rehber secdeye kapanın derse, yolcular düşünmeden secdeye kapanırlar!

Mehmetsalih Özalp
Kayıt Tarihi : 27.12.2019 05:33:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!