Ben kim miyim? Evvela artık yaşı 50'sini geçmiş ve yaşlanmaya yüz tutmuş bir abd-i aciz olarak hayli "tozlanmış" birisiyim. Doğru/yanlış, eksik/fazla çocukluk evremi hariç tutarsak kırk yıla yakın bir zamanda biriktirdiğim bu "tozlar" kimi zaman pişmanlık duyacağım bir süreçte kazanılmış olsa da benim için önemlidir. Hasılı silkinmeyi asla düşünmüyorum, zira silkinirsem beni ben yapan bu "hayat tozunun' yerine koyabileceğim şu yalan dünyada daha sahici bir şey olduğuna dair hiç bir inancım/güvencim de yok. Yukardaki izahlarin hala benim kim olduğum sorusunu isticvap etmediğinin farkında olarak mevzuya daha da bir açıklık getireyim: "Hayatının 45'ine kadarki kısmında cı,ci,cu,cü/çı,çi,çu,çü ekleriyle biten kelime ve kavramların kendisine daha matah geldiği/heyecan/ ümit ve umut verdiği; iddiası yüksek ama her iddiası büyük beşer gibi fazlaca şaşan ve yine büyük iddialar peşinde koşan her birey gibi uygulaması vasat bir kişiyken 3/5 senedir lı,li,lu,lü ekleriyle biten kelime ve kavramlara olan ilgi/alakam, muhabbet ve yakınlığım daha bir öne çıkar oldu. (İddialarımın şiddeti hayli azalınca haliyle hayatımdaki şaşmalar azalıp uygulamalar da daha bir arttı gibi.??) Peki 'Bu gidiş nereye?' Tüm iddialardan, eklerden, kelime ve kavramlardan kurtulup sade bir Ademoğlu olarak yaşayan biri olma yönünde midir bu gidişatınız diye merak edecek olursanız da vereceğim cevap şudur: "Yaşanmadan başımıza neyin gelebileceğini bilemeyiz. Yaşayacak ve göreceğiz ki şu şöyle oldu/ bu böyle oldu demek biz aklı uzağı sarmayanlar için imkan dahilinde olsun." Bu arada dün olduğu gibi halen de memuriyete ki en büyük düsturum şudur: "Asla ama asla insanlar arasında ayırdım yapmamak. Kişiye özgü şeylerden dolayı kimseyi kırmamak ve dahi kınamamak. Kimseye kişisel tercihlerimin bir tezahürü olan 'şeyleri' dayatmamak kimsenin de bana şahsi 'şeylerini' icbar etmesine hoş gözle bakmamak. Kişisel olanla kurumsal olanın, şahsi olanla toplumsal olanın, özel olanla genel olanın inceliğini mümkün olduğunca profesyonel bir şekilde teferruk edip bunları birbirine karıştırmamak, karıştırana müsaade etmemek." Kişisel düsturuma gelirsek: "Herkesi sevmenin ve herkesin de beni sevmesinin imkan dahilinde olmadığının bilincinde olmak. Sevdiğim, sevmek mümkün değilse en azından saydığım insanlarla muhabbet , sevmediğim/sevemediğim hiç olmazsa sayamadığım insanlara ise asla husumet beslememek ve fakat hayatımın sadece bana ait olan (ve üzerine tir tir titrediğim) kısımlarında bu insanların yanında/yöresinde olmamak ve bunların yanıma/yakınıma/ özel alanıma girmesine, yakînim olmasına asla müsaade etmemek." Vesselam.
Evvela artık yaşı 50'sini geçmiş ve yaşlanmaya yüz tutmuş bir abd-i aciz olarak hayli "tozlanmış" birisiyim.
Doğru/yanlış, eksik/fazla çocukluk evremi hariç tutarsak kırk yıla yakın bir zamanda biriktirdiğim bu "tozlar" kimi zaman pişmanlık duyacağım bir süreçte kazanılmış olsa da benim için önemlidir.
Hasılı silkinmeyi asla düşünmüyorum, zira silkinirsem beni ben yapan bu "hayat tozunun' yerine koyabileceğim şu yalan dünyada daha sahici bir şey olduğuna dair hiç bir inancım/güvencim de yok.
Yukardaki izahlarin hala benim kim olduğum sorusunu isticvap etmediğinin farkında olarak mevzuya daha da bir açıklık getireyim:
"Hayatının 45'ine kadarki kısmında cı,ci,cu,cü/çı,çi,çu,çü ekleriyle biten kelime ve kavramların kendisine daha matah geldiği/heyecan/ ümit ve umut verdiği; iddiası yüksek ama her iddiası büyük beşer gibi fazlaca şaşan ve yine büyük iddialar peşinde koşan her birey gibi uygulaması vasat bir kişiyken 3/5 senedir lı,li,lu,lü ekleriyle biten kelime ve kavramlara olan ilgi/alakam, muhabbet ve yakınlığım daha bir öne çıkar oldu. (İddialarımın şiddeti hayli azalınca haliyle hayatımdaki şaşmalar azalıp uygulamalar da daha bir arttı gibi.??)
Peki 'Bu gidiş nereye?' Tüm iddialardan, eklerden, kelime ve kavramlardan kurtulup sade bir Ademoğlu olarak yaşayan biri olma yönünde midir bu gidişatınız diye merak edecek olursanız da vereceğim cevap şudur:
"Yaşanmadan başımıza neyin gelebileceğini bilemeyiz. Yaşayacak ve göreceğiz ki şu şöyle oldu/ bu böyle oldu demek biz aklı uzağı sarmayanlar için imkan dahilinde olsun."
Bu arada dün olduğu gibi halen de memuriyete ki en büyük düsturum şudur:
"Asla ama asla insanlar arasında ayırdım yapmamak. Kişiye özgü şeylerden dolayı kimseyi kırmamak ve dahi kınamamak. Kimseye kişisel tercihlerimin bir tezahürü olan 'şeyleri' dayatmamak kimsenin de bana şahsi 'şeylerini' icbar etmesine hoş gözle bakmamak. Kişisel olanla kurumsal olanın, şahsi olanla toplumsal olanın, özel olanla genel olanın inceliğini mümkün olduğunca profesyonel bir şekilde teferruk edip bunları birbirine karıştırmamak, karıştırana müsaade etmemek."
Kişisel düsturuma gelirsek:
"Herkesi sevmenin ve herkesin de beni sevmesinin imkan dahilinde olmadığının bilincinde olmak.
Sevdiğim, sevmek mümkün değilse en azından saydığım insanlarla muhabbet , sevmediğim/sevemediğim hiç olmazsa sayamadığım insanlara ise asla husumet beslememek ve fakat hayatımın sadece bana ait olan (ve üzerine tir tir titrediğim) kısımlarında bu insanların yanında/yöresinde olmamak ve bunların yanıma/yakınıma/ özel alanıma girmesine, yakînim olmasına asla müsaade etmemek."
Vesselam.