Murat Kamböre - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı


ŞİİR TADINDA KONUŞMALAR

Ve Tanrı/lar insanlara kendini/insanı anlatmak ister… Konuşmak ister… Dümdüz, onlar gibi… Heyecansızdır bu… Anlatmak istediğine duygu katmalıdır ki inanç olsun adı… Ve şiiri keşfeder insan… İnsanı etkileyen şiiri keşfeder Tanrı/lar… Konuşma diline yakındır biraz, onlardan olsun diye… Sonra daha bir coşkulanır serpilir konuşmalar… Sözde bir sihir vardır ki coşkuyu içselleştirir, mucizeyi de… Din adamları kitlelere hitap eder şiirle… Kitleler esir alınır Tanrı/lar adına okunan söylemlerle… Öyle ki Araplar muallakat-ı seb’a’da yarıştırır sözün yüceliğini… Koltuk çeker birilerinin altından, tahta getirir birilerini bu şiir… Doğaçlama sözdür Bedevinin silahı… Ve doğaçlamadır Anadolu Aşıklarının hesaplaşmaları…
Bilmektir, tanımaktır, anlamaktır şiir… Sözlükler böyle söyler şiir için… Her şair ise kendini katar şiirine ve bilmeyi aşar, tanımayı ve anlamayı da… Şiir, şairin tanımı ile yeniden girer makaleler içre sözlüklere…

'Vezne veya vezin tesiri oluşturan ahenge sahip, kafiyeli veya kafiye tesiri uyandıran ses uyuşumu oluşturan edebi eser' der Mehmet Doğan.

Yahya Kemâl'e göre musikidir, fakat bildiğimiz musikiden farklı...

Cahit Sıtkı, 'Kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır” der.
'Söz ile musiki arasında olan fakat sözden ziyade musikiye yakın olan bir lisan' kelimeleri dökülür Ahmet Haşim’den…

Necip Fazıl, 'Mutlak hakikati arama işidir' diyerek özetler…
Şair sayısı kadar çoğaltılabilecek bu örneklere Ahmet Kabaklı dur der: “Nesirde nasıl yazarın bir üslubu olursa, şiirin içinde de şairin bir sırrı olur. Ve şair adedince sır (üslub) vardır ki bu da şair adedince şiir tanımının olduğunu gösterir' sözleriyle…

Kaldı ki tanımların ne önemi var amaç insana hizmet olduğu sürece…
Sadece tanımlar mı? Türleri için de aynı şey söz konusu değil midir? Aşkı, ayrılığı, hasreti, özlemi anlatana “lirik” dense; destansı özellikler gösterene “epik” dense; duygusala “didaktik”; doğa şiirlerine “pastoral”; eleştirene “satirik”; tiyatroda kullanılanına “dramatik” dense de…
Kim bilir belki hiç birine sığınmadan hepsini aşan kelimeler le de anlatabiliriz kendimizi… Hepsinden bir parça ile hepsinin dışında belki de…


Ve “Bana Dair” birkaç satır sıkıştırmak gelir kalemin ucuna, sonra yazar kalem:
“Yok! Olmaz!.., Onarlı sayılarla ifade edilebilecek şiirler devam eder… Sayılara küsmüş eskinin nefretinden arınmaya çalışmak unutabilmek değildi… Buna rağmen, hatırlamayı görev addetmek, “nasıl”ın cevabını buluncaya kadar devam etti… Tarihlilerden başlamıştı aşk ve tarihsizliğe, kimliksizliğe, zamansızlığa yol alıyordu ve o iki güzellikle başlamalıydı sayfa…

Merhaba şiir tadındaki güzel okur… Yarı dervişiyken hayatın, geçtiğimiz yaz( tam dervişi olmayışımız hayatın, hırkanın reddindendir) ne haddime düşmüşse, hırka örmeye çalışmak gibi denemelerle devam etti şiirim.
Adı yoktur şiirlerimin, adını okuyucuma bırakırım. Biz yazdıktan sonra artık bizim olmaktan çıkmaktadır ürettiğimiz. Ortaya çıkanın anlamı, artık okunmasında ve paylaşılmasındadır, mülkiyetinin olmamasındadır. Her hangi bir kimlik dayatılmamasındadır… “Anlamının zenginleşmesi” diye hissettiğimden bu şekilde ifade etmek istedim şiiri. Herkes okuduğundan kendine ait olanı alır, kendi duyumsadığıdır o anda anlatılandan ziyade anlayanın ne anlamak istediği ve ne hissetmek istediğidir asıl olan bütünlük. Tarih ve sıra numarası da yoktur şiirimde. Çünkü sayılar sisteme aittir. Hangi tarihi yazarsak yazalım okunduğunda anlam buluyorsa ve aynı duyumsamayı yaşatıyorsa anlamlıdır. 
 Doğal yaşama küfredercesine yaratılan takvimi ve zamanı da reddetmeliydi şiir. Ve sayıların kirlettiği yaşama karşı doğanın asıl yasalarına, ritme, ahenge ve yarattığı dinginliğe sahip çıkmalıydı…
Serseri yüreğimizin ardası Ay ışığının gecelerinizi yalnız bırakmaması dileğiyle...

Oğlum

Bir şafak vakti
Aramızda 15 dakikalık yol
Bir o kadar kısa
Bir ömür uzun…
Demir parmaklıklı penceremin ardından
Koğuşta geceden kalma soba sıcağının
Camda oluşturduğu buğuya yazdım adını…
Şafak, adınla büyü oğlum
Ki kimse yargılayamasın seni
Seninle beraber büyüsün umudum
Beraber kucaklayalım yıldızları
Bu gecede olduğu gibi
Buğudaki isminin
Harflerinin aralığından
Beraber sarılıyoruz yıldızlara
Büyü bebeğim, adınla büyü
Umudum filizlensin
Dallansın yeşersin
Tutunalım sana ulaşalım yıldızlara
Gel şafağım gel denizim
Gelin de üzüntünün eşiğinden
Bir anlık da olsa alın beni
Alın götürün beni iki saatliğine
Sevgi bahçenize…

25.11.2003…Murat Kamböre


Kızım
Sana yazması yavrum
Bir o kadar zor geliyor
Kulağımı yırtarcasına öten
Nöbetçi düdüğünün gölgesinden…
Ömrümce unutamayacağım
Hapse gireceğim gün
Yanıma sokulup elimi okşayışını
Ve öpüşünü…
Abin okuldaydı o sıra
Sen ve ben akademide
Seninse o gün hapse gireceğimden
Hiç haberin yoktu oysa…
Duygularınla o kadar güzel öğretiyorsun ki
İnsan utanıyor bilemediklerinden
Geç kalmışlıklarından…
Denizim, adınla büyü kızım
Al bütün kara parçalarını içine
Ve yeniden başlat hayatı
Senin kadar yeni, saf, güzel, mert olsun diye…

25.11.2003…Murat Kamböre