Melih Özan - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı


Melih Özan Aksaray ili'nde kendi ofisimde SM.Mali Müşavir olarak çalışmaktayım. Şiir okumayı severim, yazdığım pek söylenemez. Tüm şiir dostlarına ve Antoloji üyelerine saygı ve sevgilerimi sunarım.
Melih ÖZAN

www.aksmmmo.org [email protected]
İSTANBUL ÖZLEMİ....... :)))






















ÇAY SİMİT VE PEYNİR



Basit yaşayacaksın BASİT mesela susayınca su içecek
kadar Basit
Dört çıkacak,ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek
düğmesi olacak elindeki cihazın
Tek bir düğme,tek bir cümle
gibi.
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin 'SENİ SEVİYORUM'
gibi
Basit bir öpücük yetecek sana.
Basit,sıcak bir
öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin tüm düşlerin.
O öpücük
için yapacaksın hayatının kavgasını,Öpücük için yiyeceksin hayatının
dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği
mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en
değerli kağıdın-hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın.
İki
harakette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık
olacak uyanman,ve yola çıkman arasında geçen süre;

Kısacık
olacak sıcacık kollara dolanman ve Kendin bile anlatabilecek
kendini.
Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağının önünde
bekleyecek mutluluklar
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun
dostluk romanını;
Ya da bir damla göz yaşı yaşatacak sana en
ucuz romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken
gözlerini.
Bir
kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını bilemediğin saofrada,

Parmakların en kıymetli çatalın,yine aynı parmaklar çözecek en
karmaşık denklemleri.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün

Saatin,sadece saati gösterecek,telefonunu sadece telefon etmek
için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak 'bilgini'en
hızlı 'sayan'.
basit yaşayacaksın basit.
Sanki yaşamın bir
gün sona erecekmiş gibi basit...
ÇAY SİMİT VE
PEYNİRLE

NAZIM HİKMET














İSTANBUL IŞIK IŞIK

Istanbul rüzgar rüzgar sevdigim
Kah bir lodos denizlerden esen
Ilik mi ilik
Kah ustura gibi bir deli poyraz
Birak saclarini rüzgarina Istanbul'un
Bu şehirde aşksiz ve rüzgarsiz yaşanmaz


Istanbul bulut bulut sevdigim 
Kimi beyaz mi beyaz
Ince gül gibi
Kimi katran misali kapkara
Bulutlari da insanlarına benzer Istanbul'un
Inanma sevdigim inanma bulutlara


 Istanbul yagmur yagmur sevdigim 
Kah ince ince
Kah bardaktan boşanircasina
Hele bir yagmur yagmaya görsün
Ölürcesine yaşanir bu şehirde sevdigim
Ve bir gün ölünür yaşanircasina


Istanbul deniz deniz sevdigim 
Bir cakır mavi
Bir camgöbegi tuzlu su
Üstünde irili ufakli tekneler
Kayiklar,yelkenliler,mavnalar
Kalleştir denizleri Istanbul'un sevdigim
Istanbul kadar


Istanbul kadeh kadeh sevdigim 
Ictikce icesi gelir insanin
Sarhoşlugu tutuşup yanmaya benzer
Ve bir gölgedir yalnizlik meyhanelerinde
Seninle dolaşir,seninle gezer


Istanbul şarki şarki sevdigim 
Üsküdara gidersin hava güneşli
Beklersin ada sahillerinde yagmur yagar
Her dakika depreştirir derdini
Köhne gramofonlar,eski plaklar


Nice güzeller,nice şairler görmüş 
Artik kaniksamiş dertlerimize
Istanbul herşeye alişik sevdigim
Yine de bütün mihnetleri bir yana
Sen yaşadıkca Istanbul işik işik sevdigim



ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN







İstanbul' da Hava Durumu :)






BİR BAŞKA İSTANBUL

Oturdum başka bir istanbul düşündüm

Daha çok sen olan daha bir seninle

Yeşili daha yeşil, mavisi daha mavi

O, herşeyi daha güzel yapan ellerinle



Sildim bütün yıldızları gökyüzünden

Yerine gözlerini koydum, gözlerini

Serdim saçlarını üstüne İstanbul'un

Dudaklarının rengine boyadım heryerini



Şimdi İstanbul aydınlık, öyle pırıl pırıl

Estirdiğim senin kokundur denizlerden

Senin güzelliğinle süsledim bahçeleri



Seni İstanbul yaptım, İstanbul'u sen

Her sokağına şiiirini yazdım satır satır

Şimdi bütün semtleri bu şehrin seni anlatır...

Ümit Yaşar Oğuzcan


color=#800000>İSTANBUL AĞRISI

Kanatları parça parça bu
ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur
ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul'san

Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak
pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler
ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde
boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını
aydınlatan Telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz
bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul'san
Kirli dudaklarını bulut
bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla
bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan
Anadolu
üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san

Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli....... eğer beni
aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin
emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime
damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'i

Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıklari tuttu tutacak

Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan
çığlıkları yükseliyor üniversite'den
Tophane İskelesi'nde diesel
kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş biçkin
soförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin

Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi

Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman
götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi

Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden
durmaksızın imdat kıvilcımlari fışkırıyor
Antenlerinden

Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli
duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu
abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla
uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirler kusan
çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin
ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul'san
Yanılmıyorsam

Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim

Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
Satır satır
okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Eğer senin
ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine
sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim

Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim

Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam
tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı
çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul'san
Senin
ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde
gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını
kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç
kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş
diken diken
1949 Eylül'ünde birader mirc ve ben
Sokaklarında
mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu

Sana taptık.


Attila
İlhan



YÜRÜYELİM SENİNLE İSTANBUL'DA

Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim
kıpkırmızı olurdu








İstanbul
hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan
pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve
hala bir tomucuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da





korkusuz
bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu,
birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar
bulusmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda




tam
orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden

damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların
üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular
yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası

hercaimenekşe, gonca ve sümbül




yüzün
bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle
İstanbul'da
boğaziçi magrur türkülerini
gözlerine baka baka
söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar
kalbimizi




anlayabilir
misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur
bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir

İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular
kırmızı




İstanbul
bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır

İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine
açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen
bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin

ağlayan suretidir

bir elimizde umut
bir elimizde
sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin,
tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara
bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde
çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince

çekilir mi artık güllerin nazı



Anadolukavağı'nda
her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü
düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın
her sabah iner toprağa




hasret,
yalnızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan

nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor
rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan




İstanbul
bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına

dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz
fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur





tarih
heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası

biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden

yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice


anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal
kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı
neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi

sana
giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için

siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun
rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce
kaybolan günlerini

Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl
anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu

Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu
acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki
yabancı




biz
gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı

benden bir yaralı şiir kalmalı

senden bir tebessüm, bir de kırmızı

Nurullah Genç