Aksaray ili'nde kendi ofisimde SM.Mali Müşavir olarak çalışmaktayım. Şiir okumayı severim, yazdığım pek söylenemez. Tüm şiir dostlarına ve Antoloji üyelerine saygı ve sevgilerimi sunarım. Melih ÖZAN
Basit yaşayacaksın BASİT mesela susayınca su içecek kadar Basit Dört çıkacak,ikiyle ikiyi çarptığında. Tek düğmesi olacak elindeki cihazın Tek bir düğme,tek bir cümle gibi. Sevince lafı dolandırmadan söylediğin 'SENİ SEVİYORUM' gibi Basit bir öpücük yetecek sana. Basit,sıcak bir öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin tüm düşlerin. O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,Öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını. Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği mutluluğu. El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en değerli kağıdın-hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın. İki harakette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin. Kısacık olacak uyanman,ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve Kendin bile anlatabilecek kendini. Beklentilerin de basit olacak. Kaf Dağının önünde bekleyecek mutluluklar Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını; Ya da bir damla göz yaşı yaşatacak sana en ucuz romanını. Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini. Bir kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını bilemediğin saofrada,
Parmakların en kıymetli çatalın,yine aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri. Temizlik kokacak en pahalı parfümün
Saatin,sadece saati gösterecek,telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın. Küçük bir not defteri olacak 'bilgini'en hızlı 'sayan'. basit yaşayacaksın basit. Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit... ÇAY SİMİT VE PEYNİRLE
NAZIM HİKMET
İSTANBUL IŞIK IŞIK
Istanbul rüzgar rüzgar sevdigim Kah bir lodos denizlerden esen Ilik mi ilik Kah ustura gibi bir deli poyraz Birak saclarini rüzgarina Istanbul'un Bu şehirde aşksiz ve rüzgarsiz yaşanmaz
Istanbul bulut bulut sevdigim Kimi beyaz mi beyaz Ince gül gibi Kimi katran misali kapkara Bulutlari da insanlarına benzer Istanbul'un Inanma sevdigim inanma bulutlara
Istanbul yagmur yagmur sevdigim Kah ince ince Kah bardaktan boşanircasina Hele bir yagmur yagmaya görsün Ölürcesine yaşanir bu şehirde sevdigim Ve bir gün ölünür yaşanircasina
Istanbul deniz deniz sevdigim Bir cakır mavi Bir camgöbegi tuzlu su Üstünde irili ufakli tekneler Kayiklar,yelkenliler,mavnalar Kalleştir denizleri Istanbul'un sevdigim Istanbul kadar
Istanbul kadeh kadeh sevdigim Ictikce icesi gelir insanin Sarhoşlugu tutuşup yanmaya benzer Ve bir gölgedir yalnizlik meyhanelerinde Seninle dolaşir,seninle gezer
Istanbul şarki şarki sevdigim Üsküdara gidersin hava güneşli Beklersin ada sahillerinde yagmur yagar Her dakika depreştirir derdini Köhne gramofonlar,eski plaklar
Nice güzeller,nice şairler görmüş Artik kaniksamiş dertlerimize Istanbul herşeye alişik sevdigim Yine de bütün mihnetleri bir yana Sen yaşadıkca Istanbul işik işik sevdigim
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
İstanbul' da Hava Durumu :)
BİR BAŞKA İSTANBUL
Oturdum başka bir istanbul düşündüm
Daha çok sen olan daha bir seninle
Yeşili daha yeşil, mavisi daha mavi
O, herşeyi daha güzel yapan ellerinle
Sildim bütün yıldızları gökyüzünden
Yerine gözlerini koydum, gözlerini
Serdim saçlarını üstüne İstanbul'un
Dudaklarının rengine boyadım heryerini
Şimdi İstanbul aydınlık, öyle pırıl pırıl
Estirdiğim senin kokundur denizlerden
Senin güzelliğinle süsledim bahçeleri
Seni İstanbul yaptım, İstanbul'u sen
Her sokağına şiiirini yazdım satır satır
Şimdi bütün semtleri bu şehrin seni anlatır...
Ümit Yaşar Oğuzcan
color=#800000>İSTANBUL AĞRISI
Kanatları parça parça bu ağustos geceleri Yıldızlar kaynarken Şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen Sen Eğer yine İstanbul'san
Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim Pançak pançak şiirler tüküreceğim Demek yine ben Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları Mavi asfaltlara çökmüş Diz bağlıyor Eğer sen yine İstanbul'san Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan Anadolu üstlerine bakıp bakıp Ağlayan Sen eğer yine İstanbul'san
Aldanmıyorsam Yakaları karanfilli....... eğer beni aldatmıyorsa Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar Yine senin emrindeyim Utanmasam Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'i
Zehirleyebilirim Sonbahar karanlıklari tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor İmtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den Tophane İskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş Direksiyonlarının koynuna girmiş biçkin soförler Uykusuz dalgalanıyor Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında Liman liman götüren Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar Neden durmaksızın imdat kıvilcımlari fışkırıyor Antenlerinden
Neden Peki İstanbul ya ben Ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas Ya benim kahrım Ya senin ağrın Ağır kabaralarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın Çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi Burgu burgu içime boşalttığın O senin ağrın O senin Eğer sen yine İstanbul'san Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine Satır satır okumak istediğim Sen Eğer yine İstanbul'san Eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim Ulan yine sen kazandın İstanbul Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa Parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa Yanılmıyorsam Sen eğer yine İstanbul'san Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul Kaç kere yazdım kimbilir Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken 1949 Eylül'ünde birader mirc ve ben Sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık Sana taptık ulan Unuttun mu
İstanbul hala güneşin ardında ufuklarında birkaç kara leke birkaç kan pıhtısı dudaklarında İstanbul hala sevimli mi sevimli ve hala bir tomucuk tadında yürüyelim seninle İstanbul'da
korkusuz bir rüyadır bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü yenilgisiz bir muamma gibidir arar bulusmayan ellerimizi deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
tam orada, Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden bırakalım suların üzerine sen bir defa konuş, sen bir defa gül kumlu ebrular yapalım seninle serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül
yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında yürüyelim seninle İstanbul'da boğaziçi magrur türkülerini gözlerine baka baka söyleyin martılar üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi
anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda büyürde kelebek olur bu sızı kırmızıyı sevdiğini söyledin bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı, sular kırmızı
İstanbul bilmeli ki, sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır uzaklarda bir yerde toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın parmaklarında hüzün sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir
bir elimizde umut bir elimizde sevda yürüyelim seninle İstanbul'da musiki kesilsin, tükensin yazı çaresiz kalınca mızrap ve şiir ozan bir kenara bıraksın sazı ressam fırçasına neden mi kızgın tuvalde çizgiler, renkler kırmızı kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı
Anadolukavağı'nda her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin karanlık, hüznünü düşürür dağa kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar endamın her sabah iner toprağa
hasret, yalnızlığı çoğaltan deniz ayrılık acıyla süzülür kandan
Melih ÖZAN
www.aksmmmo.org [email protected]
İSTANBUL ÖZLEMİ....... :)))
ÇAY SİMİT VE PEYNİR
Basit yaşayacaksın BASİT mesela susayınca su içecek
kadar Basit
Dört çıkacak,ikiyle ikiyi çarptığında.
Tek
düğmesi olacak elindeki cihazın
Tek bir düğme,tek bir cümle
gibi.
Sevince lafı dolandırmadan söylediğin 'SENİ SEVİYORUM'
gibi
Basit bir öpücük yetecek sana.
Basit,sıcak bir
öpücük; ve o öpücükle dolacak tüm günlerin tüm düşlerin.
O öpücük
için yapacaksın hayatının kavgasını,Öpücük için yiyeceksin hayatının
dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana rakamların veremediği
mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak en
değerli kağıdın-hep yanında taşıdığın,atmaya kıyamadığın.
İki
harakette giyiniverecek,iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık
olacak uyanman,ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kısacık
olacak sıcacık kollara dolanman ve Kendin bile anlatabilecek
kendini.
Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağının önünde
bekleyecek mutluluklar
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun
dostluk romanını;
Ya da bir damla göz yaşı yaşatacak sana en
ucuz romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken
gözlerini.
kaşarlı tost olacak aradığın nasıl oturacağını bilemediğin saofrada,
Parmakların en kıymetli çatalın,yine aynı parmaklar çözecek en
karmaşık denklemleri.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün
Saatin,sadece saati gösterecek,telefonunu sadece telefon etmek
için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak 'bilgini'en
hızlı 'sayan'.
basit yaşayacaksın basit.
Sanki yaşamın bir
gün sona erecekmiş gibi basit...
ÇAY SİMİT VE
PEYNİRLE
NAZIM HİKMET
İSTANBUL IŞIK IŞIK
BİR BAŞKA İSTANBUL
Oturdum başka bir istanbul düşündüm
Daha çok sen olan daha bir seninle
Yeşili daha yeşil, mavisi daha mavi
O, herşeyi daha güzel yapan ellerinle
Sildim bütün yıldızları gökyüzünden
Yerine gözlerini koydum, gözlerini
Serdim saçlarını üstüne İstanbul'un
Dudaklarının rengine boyadım heryerini
Şimdi İstanbul aydınlık, öyle pırıl pırıl
Estirdiğim senin kokundur denizlerden
Senin güzelliğinle süsledim bahçeleri
Seni İstanbul yaptım, İstanbul'u sen
Her sokağına şiiirini yazdım satır satır
Şimdi bütün semtleri bu şehrin seni anlatır...
Ümit Yaşar Oğuzcan

color=#800000>İSTANBUL AĞRISI
Kanatları parça parça bu
ağustos geceleri
Yıldızlar kaynarken
Şangır şungur
ayaklarımın dibine dökülen
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Yine kan kopuklu cehennem sarmaşıkları büyüteceğim
Pançak
pançak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler
ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde
boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını
aydınlatan Telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz
bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul'san
Kirli dudaklarını bulut
bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı'nda tren çığlıklarıyla
bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa'dan
Anadolu
üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul'san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli....... eğer beni
aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin
emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime
damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Atilla İlhan'i
Zehirleyebilirim
Sonbahar karanlıklari tuttu tutacak
Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
İmtihan
çığlıkları yükseliyor üniversite'den
Tophane İskelesi'nde diesel
kamyonları sarhoş
Direksiyonlarının koynuna girmiş biçkin
soförler
Uykusuz dalgalanıyor
Ulan İstanbul sen misin
Senin ellerin mi bu eller
Ulan bu gemiler senin gemilerin mi
Minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
Liman liman
götüren
Ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
Akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
Neden
durmaksızın imdat kıvilcımlari fışkırıyor
Antenlerinden
Neden
Peki İstanbul ya ben
Ya mısralarını dört renkli
duvar afişleri gibi boy boy
Gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu
abbas
Ya benim kahrım
Ya senin ağrın
Ağır kabaralarınla
uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın
Çaresiz zehirler kusan
çılgın bir yılan gibi
Burgu burgu içime boşalttığın
O senin
ağrın
O senin
Eğer sen yine İstanbul'san
Yanılmıyorsam
Koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine
Satır satır
okumak istediğim
Sen
Eğer yine İstanbul'san
Eğer senin
ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim
Ulan yine
sen kazandın İstanbul
Sen kazandın ben yenildim
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine emrindeyim
Ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
Parasız kalsam
tenhalarda kalsam çarpılsam
Hiç bir gün hiçbir postacı kapımı
çalmasa
Yanılmıyorsam
Sen eğer yine İstanbul'san
Senin
ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
Gözbebeklerimde
gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını
kırıp çıktım demektir
Ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
Kaç
kere yazdım kimbilir
Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş
diken diken
1949 Eylül'ünde birader mirc ve ben
Sokaklarında
mohikanlar gibi ateş yaktık
Sana taptık ulan
Unuttun mu
Sana taptık.
Attila
İlhan
YÜRÜYELİM SENİNLE İSTANBUL'DA
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim
kıpkırmızı olurdu
İstanbul
hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke
birkaç kan
pıhtısı dudaklarında
İstanbul hala sevimli mi sevimli
ve
hala bir tomucuk tadında
yürüyelim seninle İstanbul'da
korkusuz
bir rüyadır
bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da
birkaç kuğu,
birkaç mahzun kuştüyü
yenilgisiz bir muamma gibidir
arar
bulusmayan ellerimizi
deli rüzgar yine sarhoş, hovarda
tam
orada, Çamlıca yokuşunda
birkaç bulut çekelim gökyüzünden
damarlarımızdan geçirelim ve birden
bırakalım suların
üzerine
sen bir defa konuş, sen bir defa gül
kumlu ebrular
yapalım seninle
serpmeli ebrular, bülbülyuvası
hercaimenekşe, gonca ve sümbül
yüzün
bir ay gibi parlarken gecenin ortasında
yürüyelim seninle
İstanbul'da
boğaziçi magrur türkülerini
gözlerine baka baka
söyleyin
martılar üşüyünce
denizin sıcağında bulsunlar
kalbimizi
anlayabilir
misin
neden çıban gibi büyür bağrımda
büyürde kelebek olur
bu sızı
kırmızıyı sevdiğini söyledin
bu yüzden mi günlerdir
İstanbul'da gül kokusu yayılan
tepeler kırmızı, sular
kırmızı
İstanbul
bilmeli ki, sahillerine
mehtabı taşıyan senin bakışlarındır
İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler
önce senin yüreğine
açılır
uzaklarda bir yerde
toprağı öpmek için eğilen
bahçıvanın
parmaklarında hüzün
sana doğru akan nehrin
ağlayan suretidir
bir elimizde umut
bir elimizde
sevda
yürüyelim seninle İstanbul'da
musiki kesilsin,
tükensin yazı
çaresiz kalınca mızrap ve şiir
ozan bir kenara
bıraksın sazı
ressam fırçasına neden mi kızgın
tuvalde
çizgiler, renkler kırmızı
kırmızıyı sevdiğini bilince
çekilir mi artık güllerin nazı
Anadolukavağı'nda
her akşam
burcu burcu bir rüyadır hayalin
karanlık, hüznünü
düşürür dağa
kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar
endamın
her sabah iner toprağa
hasret,
yalnızlığı çoğaltan deniz
ayrılık acıyla süzülür kandan
nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda
dönüşünü bekliyor
rıhtımda şehzadeler
öylesine yorgun, mahzun ve candan
İstanbul
bir yanımda, sen bir yanımda
uykusundan uyanınca fırtına
dalgalar türkümüze aşina olur
yüzümüze bakınca deniz
fenerleri
sahibini arayan gemilerin
çığlığıyla vurulur
tarih
heyelandır hainlerin ardında
İstanbul tarihin soylu anası
biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız
sevdayı kız kulesi'nden
yalıların burukluğu altında
geçiyoruz sokaklardan delice
anlayabilir misin
beyoğlu'nda gezinen
hayal
kırıklığının benden türediğini
anlayabilir misin
kırmızı
neden böyle
doldurur aynalara inleyen yüreğimi
sana
giden yolların kavşağında
bir adam direniyor izini bulmak için
siliyor tanyerine akan alın terini
ufkunda sapsarı umudun
rengi
mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah
arıyor sessizce
kaybolan günlerini
Gülhane'de simit satan çocuklar
nasıl
anlasınlar ellerimizin
neden böyle çekingen olduğunu
Ayasofya önünde tramvay bekleyenler
gökyüzüne dokunurken bu
acı
kimdir diye sorsunlar içlerinden
birlikte yürüyen iki
yabancı
biz
gitsek de, İstanbul'da yine de
yıllar yılı gezinmeli bu sızı
benden bir yaralı şiir kalmalı
senden bir tebessüm, bir de kırmızı
Nurullah Genç