Mavimsi Blue - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı

Antoloji.com mobil uygulaması Şiirler, şairler, mesajlarınız ve gruplarınız telefonunuzda. iPhone ve Android için ücretsiz. Uygulamayı İndirİndir

ADSIZ BİR ATLIKARINCANIN GÖZYAŞINDA BOĞULMAK

Adsız bir karıncaydı…

Dostumdu.

En son içerlediğinde bana, sırtlamıştı da doru bir atı… Dörtnala doğuya koşmuştu.

Sanki uçmuştu…

Coşmuştu… Kudurmuştu.

Sarhoştu zaman ardında… Zaman tutuşmuştu.

Bir günde seksen devri âlem eyleyip de sırtındaki ölü atla karşımda durmuştu. Sırtından usulca indirdiği doru ata bir müddet saygıyla baktıktan sonra şebnemle dolu gözlerini gözlerime çivilemişti... Çivilemişti de sormuştu:

-Şimdi de mi olamadım? Atlıkarınca değil miyim hâlâ?

Çıkmıyor aklımdan… Aklımdan çıkamıyor o buğulu gözleri. Bir de alaycı kelimelerimle harmanlanan çirkin kahkahalarla verdiğim cevap uğulduyor beynimde. Uğulduyor… Uğulduyor:

-Yaptığın her şey harika… Hepsi mükemmel. İyi de be dostum atlıkarınca olmak bambaşka bir şey. Anlayamıyorsun…

Keşke diyorum şimdi… Ne yazık ki; keşke demek iş işten geçtikten sonra söylenen sözdür… Biliyorum. Keşke… Keşke demeseydi insanlar. Keşke… Keşke diyecek duruma düşmeselerdi… Ama keşke bilebilseydim; atlıkarınca olabilmek niye bu kadar önemliydi onun için? Onun için anlamı neydi? Nasıl bir şeydi onun hayalindeki atlıkarınca?

Oysa bir kere bile atlıkarınca görmemişti. Bunca hevesine, bunca gayretine ve bunca umuduna rağmen bir kere bile sormadı ki bana… Sorsa anlatırdım; atlıkarınca nedir? Nasıldır?

Ya ben niye anlatmadım? Niye aklıma gelmedi anlatmak? Ah benim aptal kafam… Ah benim beş para etmez dostluğum… Dost dostunun susamışlığını anlar da dostunun kendisinden su istemesini bekler miydi hiç? Ah benim riyakar dostluğum… Ah benim kirli kara yüreğim.

Evet; o zaman sorsaydı söylerdim. Anlatırdım etraflıca o anlayana kadar… Ama şimdi? Şimdi artık ben de bilmiyorum; atlıkarınca nedir? Ne değildir? Canlı mıdır, cansız mı? Hayal midir? Gerçek midir?

Bilmiyorum…

Bilemiyorum…

Bir tek şey var şimdi bilebildiğim;

Adsız bir karıncaydı…

Dostumdu…

İyi bir atlıkarıncaydı O.



25.09.2010


MİSÂL ÂLEMİNDEN EN GERÇEK MASALLAR -1-


Sormalardan, kaçıncı sormasıydı bilinmez… Ama işte yine soruyordu
Sevgiadam:
- Beni seviyor musun Gülkız?
Eğer yine sussaydı, susmalardan kaçıncı susuşu olacaktı Gülkız’ın o da bilinmez ama, bu defa susmadı… Gözleri yerle konuşurken, dudakları alelacele Sevgiadam’a konuştu:
- Lütfen Sevgiadam… Lütfen böyle şeyler sorma… Ne sorarsan sor ama bunu sorma.
Vakitlice gözlerini yerden kaldırmış olsaydı Gülkız, Sevgiadam’ın gözlerindeki o muzip ışıltıyı görecekti… Ama gözleri Sevgiadamın gözleriyle karşılaştığında o ışıltı çoktan kaçmış yerini aptal bir balığın gözlerine bırakmıştı. Gözden ziyade göz yerlerine yapıştırılmış eğreti bir çift camdan boncuktu şimdi Gülkız’ın gözlerinin karşısında duran… Ve o gözlerin sahibi heyecansız bir şekilde yeni sorusunu sordu:
- Ne sorarsam doğru cevaplayacak mısın Gülkız? Her neyi sorarsam…
Biraz rahatlamıştı sanki Gülkız… Alnındaki ter domurları küçülmüş, yanağındaki kızıllık yavaş yavaş teninin pembeliğine yeniden dağılmıştı. Kendinden emin bir edayla konuştu:
- Evet demin sorduğundan başka… Her ne sorarsan cevabını vereceğim sana.
- Peki yemin eder misin Gülkız? Sevdiğinin başı üzerine yemin eder misin doğru cevap vereceğine…
Şimdi daha da rahatlamıştı… O zor soruya cevap verme mecburiyetinden kurtulmanın sevinci ile hiç düşünmeden konuşmaya devam etti Gülkız…
- Elbette Sevgiadam… Elbette doğru söyleyeceğim sana. Sevdiğimin başı üstüne yemin olsun doğruyu söyleyeceğim…
Ama neden sözünü bitirdiğinde bir kuşku kaplamıştı Gülkız’ı? Ya bu ışıltı da neyin nesiydi böyle? Ki gelip Sevgiadam’ın gözlerine konmuştu? Sanki bir şeyler seziyordu ama anlayamıyordu Gülkız… Anlamaya çalışıyordu. “Ah Gülkız… Ah aptal Gülkız…” Dedi, kendi kendine. “Yine oyuna getirdi bu Sevgiadam seni. Nasılda hemen unutuyorsun bu Sevgiadam hınzırının oyunlarını. Bekle… Bekle de gör bakalım şimdi hangi oyunlara geldiğini. Ah aptalların en aptalı kız… Ah Gülkız…”
Böylece daha çok kızıp duracaktı Gülkız kendine… Ama Sevgiadamın tebessümlü gözlerle (daha doğrusu muzip bakışlarla) kendini süzdüğünü hatırladı birden. Hatırladı da kendine kızmaktan vazgeçti. Biliyordu çünkü; Sevgiadam şimdi yapacağını yapacak yine zor durumda bırakacaktı kendisini. Neyin ne olduğunu, ne olacağını, işin içinden nasıl çıkacağını düşünmeliydi. Düşünmeliydi ama Sevgiadam fırsat vermedi bile… Gevrek gevrek konuştu:
- Şimdi sen soruma doğru cevap vereceğine, sevdiğinin başı üzerine yemin ettin… Öyle mi Gülkız?
- Öyle işte… Uzatıp durma sevgiadam…
- Peki söyler misin o zaman bana… Şimdi kimin başı üzerine yemin ettin Gülkız?