Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, Hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüreğim sana armağan... Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına...
Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı... Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su...
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun, biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış; aşkın bazen gitmek olduğunu. Ama gitmenin yitirmek olmadığını.... Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. İşte o zamandan beridir ki: Ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş..
Ateşin yüreğini sadece su, Suyun yüreğini Sadece ateş alır olmuş...
************************************************************************** ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
'Sırf senin hatırın için ey su' diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba
'Su beni seviyor mu? ' diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya 'Seni seviyorum der. Su, 'Ben de seni
seviyorum' der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine 'Seni seviyorum' der. Su, yine 'Ben de' der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya 'Seni seviyorum.' der.
Su da ona 'Söyledim ya ben de seni seviyorum.' der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; 'Seni ben,
gerçekten seviyorum.' Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: 'Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden bir şey gelmez.'
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: 'Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için' der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
'Seni seviyorum' demek yetmemektedir...*********************************************************************************************KENDİMİ AVUTMAYA GÜCÜM YOK ARTIK Aklımın olmazlarından darmadağın ettim geceyi, Kaçtığım aşka yakalandım sonunda. Bulduğum an yitirdiğim sözcükler gibiyim, Sesimden kaçıyorum ele veriyorum kendimi Serserinin biriyim... Gecenin bir vakti yürüyüp gidiyorum içimden, Yazımın her zaman ağlayan bir imi, Yüzümün yarım kalan gülüşleri resmeder bir hali var... Önümde hep iki yol, Birini yürüsem geç kalıyorum birine. Kırgınım, mızıkçının biriyim Hep ucu ucuna yetişmeyim sevmelere... Başı boş bir rüzgar gibi gelip geçiyorum nesneden, Gizli bir özneyim adımı çağırmıyor kimse... Hep bir ayrılığı soyunup giyiniyorum, Hep yarım kalıyor nota, Hep aynı şarkıyı söyleyip, aynı yerde detone olan biriyim... Bezginim, kaldırmaz aldanışları artık yüreğim... İnceldiği yerden bir düğüm daha atabilirim, Delinin biriyim asfaltın ortasına yatabilirim... Bir düğüm daha atabilirim, Dönüp baktığımda ipteki düğüm sayısıdır yaşamalar bilirim... Anne bana daha iyi bir yalan bul! Kendimi avutmaya gücüm yok artık Kendimi sırtımda taşımaktan yoruldum, Anahtarı kırılmış kapı gibiyim... Kilitliyim üstelik, kimsesizin biriyim, Suya atılmış buz parçası gibiyim... Vakitsiz bir yağmurum, Bir gün bir yerde apansız dinebilirim... Anne beni bu kez doğurma bir daha
ATEŞ VE SU
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa
Demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa
al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine
sıkıca, kopmamacasına...
Zamanla su, buhar olmaya,
ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de
yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...
Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu
Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın.
Ve o an anlamış;
aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki:
Ateş sudan,
su ateşden kaçar olmuş..
Ateşin yüreğini sadece su,
Suyun yüreğini
Sadece ateş alır olmuş...
************************************************************************** ÇİÇEKLE SUYUN HİKAYESİ
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.
Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su'ya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
'Sırf senin hatırın için ey su' diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba
'Su beni seviyor mu? ' diye düşünmeye başlar.
Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.
Çiçek, suya 'Seni seviyorum der. Su, 'Ben de seni
seviyorum' der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine 'Seni seviyorum' der. Su, yine 'Ben de' der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler...
Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya 'Seni seviyorum.' der.
Su da ona 'Söyledim ya ben de seni seviyorum.' der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine...
Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; 'Seni ben,
gerçekten seviyorum.' Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: 'Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden bir şey gelmez.'
Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: 'Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için' der.
Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
'Seni seviyorum' demek yetmemektedir...*********************************************************************************************KENDİMİ AVUTMAYA GÜCÜM YOK ARTIK
Aklımın olmazlarından darmadağın ettim geceyi,
Kaçtığım aşka yakalandım sonunda.
Bulduğum an yitirdiğim sözcükler gibiyim,
Sesimden kaçıyorum ele veriyorum kendimi
Serserinin biriyim...
Gecenin bir vakti yürüyüp gidiyorum içimden,
Yazımın her zaman ağlayan bir imi,
Yüzümün yarım kalan gülüşleri resmeder bir hali var...
Önümde hep iki yol,
Birini yürüsem geç kalıyorum birine.
Kırgınım, mızıkçının biriyim
Hep ucu ucuna yetişmeyim sevmelere...
Başı boş bir rüzgar gibi gelip geçiyorum nesneden,
Gizli bir özneyim adımı çağırmıyor kimse...
Hep bir ayrılığı soyunup giyiniyorum,
Hep yarım kalıyor nota,
Hep aynı şarkıyı söyleyip, aynı yerde detone olan biriyim...
Bezginim, kaldırmaz aldanışları artık yüreğim...
İnceldiği yerden bir düğüm daha atabilirim,
Delinin biriyim asfaltın ortasına yatabilirim...
Bir düğüm daha atabilirim,
Dönüp baktığımda ipteki düğüm sayısıdır yaşamalar bilirim...
Anne bana daha iyi bir yalan bul!
Kendimi avutmaya gücüm yok artık
Kendimi sırtımda taşımaktan yoruldum,
Anahtarı kırılmış kapı gibiyim...
Kilitliyim üstelik, kimsesizin biriyim,
Suya atılmış buz parçası gibiyim...
Vakitsiz bir yağmurum,
Bir gün bir yerde apansız dinebilirim...
Anne beni bu kez doğurma bir daha