Varım ve burdayım.Kelimeler sızıyor yaralarımdan.Çıkacak mı sesime ses veren? . YORGUNUM! Artık her yazıya dahası her güne bu sözcükle başlar oldum.Ölümcül bi alışkanlığa dönüşüyor gibi gittikçe.Nedensiz,gereksiz belki belki anlamsız ama elimde değil ya da belki elimde ama elim varmıyor.Sanki bir şey var, biri var elime, dilime bağ yoluma engel.Ne o, kim hala bilmiyorum.Hayatımdaki yığınla adı konulamayandan biri işte...Belki yıllar önce gelip içime yerleşiveren o davetsiz o amansız o umarsız bi o kadar da doyumsuz şeyin kalıntısı bunlar... Şey! ! ! İşte bir adı konulamayan daha.Bir alışkanlık daha belki de.Zaten bir alşkanlıklar silsilesi değil mi şu ömrü hayatımız? Nice yer nice söz nice ezgi var sırf alışkanlıktan ötürü içimizi buran, genzimizi yakan...Oğuz Atayın dediği gibi aslen ölü değilmiyiz çoğumuz sırf alıştığımızdan nefes alıp; ne_var_ne_yok_iyilik_sağlık oynamıyor muyuz?
Gene de ne desem boş yanlış belki hatta yalan.Zaten sırf bu yüzden susuyorum.Hata yapmaktan daha fenası hatalarımın açığa çıkmasından ölesiye korktuğum için bir ölü kadar sessiz olmaya karar verdim.Daha doğrusu vermiştim.Ama yok olmuyor olmuyor işte.Bırakmıyor son gördüğüm; bırakmıyor sevda derdi...Benimde şu dünyada grüp göreceğim o olacak galiba... Of ki ne of! ! ! Gene aynı terane.Elime dilime ruhuma pelesenk olmuş bi acı bu! Kelimeler girmeye görsün insanın kanına sızar ha sızar yaralarından...Ve bir onmaz hastalık sevda bir kez yerleşti mi yüreciğine adamın tüm bedeni sarar iflah olmaz artık sevda çeken.Hasbelkader kurtulsa da sevda bozuğu kalır kalbi, elleri, gülüşü, en çok da gözleri...Ne yapsan saklayamazsın artık gözbebeklerindeki durmadan kanayan yarayı,gülümsemelerindeki gözyaşlarını,ellerinin konacak yer arayan garip serçeler gibi çırpınışını gönlünün sızısını. İyiydim oysa dinmişti sızım,kanamıyordu artık yaram,o ezgiyi duymuyordum artık geceleri...Ve belki kar yağmasaydı o günkü gibi hiç hatırlamayacaktım.Oysa izi kalır bazı yaraların: Kabuğun altından görünen o pembelik nasıl zayıftır,nasıl korunmasızdır...Ve sızlar ruhumuzun tüm eklem yerleri o biçimsiz sağanak başladığında.Şimdi dayanılmaz oldu ağrı.Bu ayaz bu yağmur bu fırtna çoktandır unuttuğum kesiyor soluğumu. Dile kolay... Eski uzak bi gün...Karlı,karanlık,soğuk,ıssız...Tıpkı sonraki gecelerim gibi...Ve yüzümde bi garip gülümseme,boğazım kupkuru,içim bi kalabalık...Tıpkı sonraki her anım gibi. Acıyı,sancıyı öğrettiği kadar gerçek mutluluğu da o öğretti bana.Mutluluk onun ellerindeydi saçıma dokunan,gözlerindeydi benden medet uman,gözyaşlarındaydı bir başkasına çağlayan,saçlarındaydı düşlerimi kaplayan ve gülümsemesinde tek dileğim olan. Şimdi anlıyorum ki güzel değilmiş sevgili,sevgili güzelmiş. Gene de bi garip sancı içimde apansız,en olmadık zamanda saplanıveren.Öyle biçimsiz yerlerimden vuruyor,öyle hain pusular kuruyor ki ölmemek işten değil...Anlamıyorum nedir beni hayatta tutan.Sahi neden direniyorum bu kadar inat ediyorum yaşamak için? Ölsem bari şuracıkta öle yazsam...(Ama atamam kendimi denize dünya tatlı,serde erkeklik var ağlayamam...) Sahi yeniden de sevebilmenin ümidi mi ki ben garibi hayatta tutan? O ölümüm,o dirilişim çarpıntıyı yeniden duyabilirim düşüncesiyle mi direniyorum bu kadar? Peki duyabilir miyim? Böyle bir sevmek... Az değil mi bin daha kaç milyon ölüm biçti kim bilr bu sevda yüreğime...
Varım ve burdayım.Kelimeler sızıyor yaralarımdan.Çıkacak mı sesime ses veren? . YORGUNUM!
Artık her yazıya dahası her güne bu sözcükle başlar oldum.Ölümcül bi alışkanlığa dönüşüyor gibi gittikçe.Nedensiz,gereksiz belki belki anlamsız ama elimde değil ya da belki elimde ama elim varmıyor.Sanki bir şey var, biri var elime, dilime bağ yoluma engel.Ne o, kim hala bilmiyorum.Hayatımdaki yığınla adı konulamayandan biri işte...Belki yıllar önce gelip içime yerleşiveren o davetsiz o amansız o umarsız bi o kadar da doyumsuz şeyin kalıntısı bunlar...
Şey! ! ! İşte bir adı konulamayan daha.Bir alışkanlık daha belki de.Zaten bir alşkanlıklar silsilesi değil mi şu ömrü hayatımız? Nice yer nice söz nice ezgi var sırf alışkanlıktan ötürü içimizi buran, genzimizi yakan...Oğuz Atayın dediği gibi aslen ölü değilmiyiz çoğumuz sırf alıştığımızdan nefes alıp; ne_var_ne_yok_iyilik_sağlık oynamıyor muyuz?
Gene de ne desem boş yanlış belki hatta yalan.Zaten sırf bu yüzden susuyorum.Hata yapmaktan daha fenası hatalarımın açığa çıkmasından ölesiye korktuğum için bir ölü kadar sessiz olmaya karar verdim.Daha doğrusu vermiştim.Ama yok olmuyor olmuyor işte.Bırakmıyor son gördüğüm; bırakmıyor sevda derdi...Benimde şu dünyada grüp göreceğim o olacak galiba...
Of ki ne of! ! ! Gene aynı terane.Elime dilime ruhuma pelesenk olmuş bi acı bu! Kelimeler girmeye görsün insanın kanına sızar ha sızar yaralarından...Ve bir onmaz hastalık sevda bir kez yerleşti mi yüreciğine adamın tüm bedeni sarar iflah olmaz artık sevda çeken.Hasbelkader kurtulsa da sevda bozuğu kalır kalbi, elleri, gülüşü, en çok da gözleri...Ne yapsan saklayamazsın artık gözbebeklerindeki durmadan kanayan yarayı,gülümsemelerindeki gözyaşlarını,ellerinin konacak yer arayan garip serçeler gibi çırpınışını gönlünün sızısını.
İyiydim oysa dinmişti sızım,kanamıyordu artık yaram,o ezgiyi duymuyordum artık geceleri...Ve belki kar yağmasaydı o günkü gibi hiç hatırlamayacaktım.Oysa izi kalır bazı yaraların: Kabuğun altından görünen o pembelik nasıl zayıftır,nasıl korunmasızdır...Ve sızlar ruhumuzun tüm eklem yerleri o biçimsiz sağanak başladığında.Şimdi dayanılmaz oldu ağrı.Bu ayaz bu yağmur bu fırtna çoktandır unuttuğum kesiyor soluğumu. Dile kolay...
Eski uzak bi gün...Karlı,karanlık,soğuk,ıssız...Tıpkı sonraki gecelerim gibi...Ve yüzümde bi garip gülümseme,boğazım kupkuru,içim bi kalabalık...Tıpkı sonraki her anım gibi.
Acıyı,sancıyı öğrettiği kadar gerçek mutluluğu da o öğretti bana.Mutluluk onun ellerindeydi saçıma dokunan,gözlerindeydi benden medet uman,gözyaşlarındaydı bir başkasına çağlayan,saçlarındaydı düşlerimi kaplayan ve gülümsemesinde tek dileğim olan. Şimdi anlıyorum ki güzel değilmiş sevgili,sevgili güzelmiş.
Gene de bi garip sancı içimde apansız,en olmadık zamanda saplanıveren.Öyle biçimsiz yerlerimden vuruyor,öyle hain pusular kuruyor ki ölmemek işten değil...Anlamıyorum nedir beni hayatta tutan.Sahi neden direniyorum bu kadar inat ediyorum yaşamak için? Ölsem bari şuracıkta öle yazsam...(Ama atamam kendimi denize dünya tatlı,serde erkeklik var ağlayamam...)
Sahi yeniden de sevebilmenin ümidi mi ki ben garibi hayatta tutan? O ölümüm,o dirilişim çarpıntıyı yeniden duyabilirim düşüncesiyle mi direniyorum bu kadar? Peki duyabilir miyim? Böyle bir sevmek...
Az değil mi bin daha kaç milyon ölüm biçti kim bilr bu sevda yüreğime...