bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin.. bu parmaklıklar,bu demir kapılar,bu hava,inan bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır. hangi zorlugu yenmemiş insanoglu, hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdigim damla damla birikiyor insan damla damla sevgili.. birgün akıp gidecegiz hayata duvarlar yıkılacak açılacak bütün kapılar bilesin. benim yüregim sensin şimdi seni vurur durur.. ve yine damla damla çogalıyorsun içimde
YILMAZ GÜNEY
...ve şunu bil ki bu sevgime asla çokların yaptıgı gibi yeteneksizliklerimi,kusurlarımı,yalnızlık korkumu,başarısızlıklarımı yüklemiyorum.. eger öyle olsaydı yitirmekten ölesiye korkar,seni kör bir tutkuyla sahiplenirdim.oysa seni bir dine baglanır gibi degil,kendi özgürlügümü sever gibi seviyorum!
-cezmi ersöz/bir sevgi iletisi-
DAVET
dörtnala gelip uzak asya'dan akdenize bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim! bilekler kan içinde,dişler kenetli ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak bu cehennem,bu cennet bizim! kapansın el kapıları bir daha açılmasın yok edin insanın insana kullugunu bu davet bizim yaşamak bir agaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine! !
NAZIM HİKMET
HAYAT BİZE
...hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Dalgın bir kuşun ötüşünden sevdiğinin kalbine düşen âşık mı yağmuru emen toprak mı derinleşiyor
Yas mı tutmalıyım onurlu ölüme halkın gözlerini dolduran çizgilere umudu mu çağırmalıyım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların gidiyor öfkenin haykırışları yasalarıyla gidiyor kahredişin zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil azarlanmış çocukların kederiyle değil doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor ölümü donatan arkadaşlarım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre durutarak gündüzleri geceleri durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği damıtıp sevdalarına neferi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım
Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar özgürlüğün borcu mu ödeniyor yaralar mı açılıyor yoksulluğa ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre birer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşe
CANIM SEVDİGİM YÜREGİM
bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin..
bu parmaklıklar,bu demir kapılar,bu hava,inan
bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
bazen bir serçe kadar güçsüzsem bir nedeni vardır.
hangi zorlugu yenmemiş insanoglu,
hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdigim
damla damla birikiyor insan damla damla sevgili..
birgün akıp gidecegiz hayata
duvarlar yıkılacak açılacak bütün kapılar bilesin.
benim yüregim sensin şimdi seni vurur durur..
ve yine damla damla çogalıyorsun içimde
YILMAZ GÜNEY
...ve şunu bil ki bu sevgime asla çokların yaptıgı gibi yeteneksizliklerimi,kusurlarımı,yalnızlık korkumu,başarısızlıklarımı yüklemiyorum.. eger öyle olsaydı yitirmekten ölesiye korkar,seni kör bir tutkuyla sahiplenirdim.oysa seni bir dine baglanır gibi degil,kendi özgürlügümü sever gibi seviyorum!
-cezmi ersöz/bir sevgi iletisi-
DAVET
dörtnala gelip uzak asya'dan
akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim!
bilekler kan içinde,dişler kenetli
ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak
bu cehennem,bu cennet bizim!
kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın insana kullugunu
bu davet bizim
yaşamak bir agaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine! !
NAZIM HİKMET
HAYAT BİZE
...hayat bize
mutlu olma şansı
vermedi sevgili
biz kendimizden
başka herkesin
üzüntüsünü üzüntümüz,
acısını acımız yaptık
çünkü. Dünyanın öbür
ucunda hiç tanımadığımız
bir insanın göz yaşı bile
içimizi parçaladı. Kedilere
ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat
karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında
ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine
üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün
hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek,
severek, sevilerek, düşünerek... Ve o
vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
YILMAZ GÜNEY
ÜÇ DAGA AGIT
Açlığın
çıplaklığın acısı mı genişliyor
dalları
meyvaya çağıran rüzgâr mı
Dalgın bir kuşun ötüşünden
sevdiğinin kalbine düşen âşık mı
yağmuru emen toprak mı derinleşiyor
Yas mı tutmalıyım onurlu ölüme
halkın gözlerini dolduran çizgilere
umudu mu çağırmalıyım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların
gidiyor
öfkenin haykırışları
yasalarıyla gidiyor kahredişin
zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor
toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil
azarlanmış çocukların kederiyle değil
doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor
ölümü donatan arkadaşlarım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
durutarak gündüzleri geceleri
durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği
damıtıp sevdalarına
neferi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım
Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar
özgürlüğün borcu mu ödeniyor
yaralar mı açılıyor yoksulluğa
ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
birer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşe
NİHAT BEHRAM