Uzun zaman oldu kalemimle buluşmayalı…Kırgındı biraziçimi dökme fırsatını ona vermediğim için…Oysakikelimelerin tarifi yoktu son zamanlardabende …Ya yorgundumyada kelimelerin içimde kalması daha çok cezp etmişti benliğimi…Ya dakelimeler yetmedi…Durup dinlendim…Nefeslendim…Ne çokkötü yanlarıyla gelmişti yaşam…Belki deilkbaharlar çıksın istedim kalemimden…Gülün kokusu duyulsun , karanfil kırmızılığını versin kalemimin ucuna, menekşe renklendirsin, hanımeliiçime dolsunburcu burcu…
Ne çok dönemeçler döndüm…Şehirler uğrak yerim oldu…Gezgindim…Gezdiğim sadece şehirler miydi,yolculuklarımmerkezeyani içime miydibilmiyorum…Baharları taşıdım içimde, kışları yaşarken,ilkbaharların geleceğinibilmekkışın soğukluğunu dindirdi, merhemoldu….Sustum…Ben sustukçakelimelerçöreklendi üzerime…Kışlarda başlangıçlarım oldu aslında hiç başlamayan, başlayamayan…Yürümeyi öğrenmek istedim…nasılda unutmuşumyere basmayı…Yürüyemedim…Düştüm daha çok…
Aşk aradımköşe başlarında, dönemeçlerimde mi aşk aramıştım yadaaşk mı dönemecim olmuştu?Hala ateşti aşkyakan…Hala benaşka aşıktım, aşkın kendisinden ziyade…Yayanacaktım, ya yanacak, ya yakacak….Zaten ezeldenberi aşk üzerine değil miydi her şey?Aşkın bin bir çeşidi vardı …Gökkuşağı gibi…Ben en çok hangi rengini sevmiştim aşkın?Anne aşkı, baba aşkı, çocuk aşkı, yeğen aşkı…..Liste uzun…Cismani aşk…Ne fark ederdi ki?Yaradan’ın ,yaradılanlarına duyulan aşktı en nihayetinde hepsi…Ve hepsi kırmızıda buluşuyordu…Uğur böceğini sevdim elime konan, yeğenimin sımsıcak öpüşünü, annemin kokusunu, babamınkucağına her seferinde çocuk gibi oturuşumu, (çocuk aşkını bilmem illaki bendenparça olmalıysa, ama bütün çocuklar benim)etrafımda dönen kelebeği, kanatlarında ki envai çeşit rengini sevdim…Kıskandım kelebeğin rengini…Sonra aklıma Oruç aruobanın ‘İLE’ kitabında kicümle geldi… ‘ Kelebekler neden kırılgandırbilirim…Kırılgan olmayı seçtiklerinden.’ demişti Oruç usta…Kelebek…özgür, renkli , kırılgan varlıklar..Kıskandığım, kendimle özdeşleştirdiğim, sevdiğim…Beni düşündüren kelebekler…Bende böyle renkli miydim?Kanatlarım var mıydı beni diyar diyar gezdiren?Yadaher diyarda kanadımdan parçamı mı bırakmıştım?Solmuş muydu renklerim…Ahenk miydigidenrenklerimde…Nasıl yorgundum uçmaya çalışmaktan…Nasıl yorgun…Kırılgandım…Kırılandım nicedir…Tek gökyüzüydübeni rahatlatan nefes aldıran…
Şimdi gök mavi…Aydınlık..Uçsuzbucaksız…Biliyorum daha çok dönülecek dönemeçler olacak yaşamımda...
Şimdi ne aşkın ertesindeyim ne de aşkta… ‘ Aşk diyarındadil hükmünü yitirir’ demiş Sufi Ş.Tebrizi…Aşk dilsizolurmuş…Bense susan değil konuşanım…Yaşamın merkezindeyim.. ama ya aşkın…Oysaki aşkortasında yaşamın….
Uzun zaman oldu kalemimle buluşmayalı…Kırgındı biraz içimi dökme fırsatını ona vermediğim için…Oysaki kelimelerin tarifi yoktu son zamanlarda bende …Ya yorgundum yada kelimelerin içimde kalması daha çok cezp etmişti benliğimi…Ya da kelimeler yetmedi…Durup dinlendim…Nefeslendim…Ne çok kötü yanlarıyla gelmişti yaşam…Belki de ilkbaharlar çıksın istedim kalemimden…Gülün kokusu duyulsun , karanfil kırmızılığını versin kalemimin ucuna, menekşe renklendirsin, hanımeli içime dolsun burcu burcu…
Ne çok dönemeçler döndüm…Şehirler uğrak yerim oldu…Gezgindim…Gezdiğim sadece şehirler miydi, yolculuklarım merkeze yani içime miydi bilmiyorum…Baharları taşıdım içimde, kışları yaşarken, ilkbaharların geleceğini bilmek kışın soğukluğunu dindirdi, merhem oldu….Sustum…Ben sustukça kelimeler çöreklendi üzerime…Kışlarda başlangıçlarım oldu aslında hiç başlamayan, başlayamayan…Yürümeyi öğrenmek istedim…nasılda unutmuşum yere basmayı…Yürüyemedim…Düştüm daha çok…
Aşk aradım köşe başlarında, dönemeçlerimde mi aşk aramıştım yada aşk mı dönemecim olmuştu?Hala ateşti aşk yakan…Hala ben aşka aşıktım, aşkın kendisinden ziyade…Ya yanacaktım, ya yanacak, ya yakacak….Zaten ezelden beri aşk üzerine değil miydi her şey?Aşkın bin bir çeşidi vardı …Gökkuşağı gibi…Ben en çok hangi rengini sevmiştim aşkın?Anne aşkı, baba aşkı, çocuk aşkı, yeğen aşkı…..Liste uzun…Cismani aşk…Ne fark ederdi ki?Yaradan’ın ,yaradılanlarına duyulan aşktı en nihayetinde hepsi…Ve hepsi kırmızıda buluşuyordu…Uğur böceğini sevdim elime konan, yeğenimin sımsıcak öpüşünü, annemin kokusunu, babamın kucağına her seferinde çocuk gibi oturuşumu, (çocuk aşkını bilmem illaki benden parça olmalıysa, ama bütün çocuklar benim) etrafımda dönen kelebeği, kanatlarında ki envai çeşit rengini sevdim…Kıskandım kelebeğin rengini…Sonra aklıma Oruç aruobanın ‘İLE’ kitabında ki cümle geldi… ‘ Kelebekler neden kırılgandır bilirim…Kırılgan olmayı seçtiklerinden.’ demişti Oruç usta…Kelebek…özgür, renkli , kırılgan varlıklar..Kıskandığım, kendimle özdeşleştirdiğim, sevdiğim…Beni düşündüren kelebekler…Bende böyle renkli miydim?Kanatlarım var mıydı beni diyar diyar gezdiren?Yada her diyarda kanadımdan parçamı mı bırakmıştım?Solmuş muydu renklerim…Ahenk miydi giden renklerimde…Nasıl yorgundum uçmaya çalışmaktan…Nasıl yorgun…Kırılgandım…Kırılandım nicedir…Tek gökyüzüydü beni rahatlatan nefes aldıran…
Şimdi gök mavi…Aydınlık..Uçsuz bucaksız…Biliyorum daha çok dönülecek dönemeçler olacak yaşamımda...
Şimdi ne aşkın ertesindeyim ne de aşkta… ‘ Aşk diyarında dil hükmünü yitirir’ demiş Sufi Ş.Tebrizi…Aşk dilsiz olurmuş…Bense susan değil konuşanım…Yaşamın merkezindeyim.. ama ya aşkın…Oysaki aşk ortasında yaşamın….
Duru
11*06*2009/Manisa