Özge Gürcan - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı

Sahibini Arayan Mektuplar

Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı.
Bana kendini anlat. Korkularını, dileklerini söyle
bana. Aşktan ne bekliyorsun? Dostluk mu? Al, istediğin
kadar... Yüreğimi apaçık önüne seriyorum işte! Orada
sevdiğin, isteğin ne varsa al, senin olsun. Sana
arzularımın ötesinden sesleniyorum.

Aydınlık! sen en güzel aydınlık! Bizi bırakma.
Kalplerimizde girmediğin köşe kalmasın. Çek, kurtar
bizi insan yaratılılışımızın korkunç
karanlığından. İçimizde, ta derinlerde kükreyen o vahşi
hayvanı sustur. Düşüncelerimizi tırmalayan o kanlı
pençeden kurtar bizi. Unutulmuşların dünyasında biz
unutmak istemiyoruz.

Haydi sevdiğim sen de aç yüreğini. Dostluğun o ölümsüz
ışığı dolsun içine. Saçlarımı okşadığın zaman, annemin
eli sanmalıyım ellerini. Dudakalrından yalnız aşkın
hazzını değil, dostluğun doyulmaz içkisini de
içmeliyim. Bana önce insanlığımı öğret, bana
unutmamayı öğret. Seni hiç unutmak istemiyorum.
Bilinmeyen içkilerin en zevk dolu sarhoşluğunda
yaşayalım seninle. Kurtulalım bu korkulardan, bu
çaresizliklerden.

Beni hiç unutmayacaksan sev, usanmayacaksan sev.
Birlikte yaşadığımız her dakika ömrümüzün bir yılına
bedel olmalı. O dakikaları hatıraların sonsuz
mezarlığına göemceksek hiç yaşamayalım.

Önce zamandan kurtulmalıyız öyleyse. Birbirini
yenilemeli saatlerimiz. Yarın bu günü aratmamalı.
Yerçekiminden kurtulurcasına aşmalıyız zamanı seninle.
O dost zamanı, o dostça zamanları.

Bana 'gel' dediğin an; mesafeler de anlamını
kaybetmeli. Yolları dakikalrla, günleri kilometrelerle
ölçmemeliyiz. Beraberliğimiz, bütünlüğümüz hiç
bitmemeli. O hiç sönmeyen dostluk ateşinin çevresinde
hep böyle elele, dizdize olalım. Ne yağmur söndürmeli
o ateşi ne rüzgar. Yüreklerimiz hep böyle ışıl ışıl
olmalı alevlerinde.

Hadi sevdiğim, sen de aç yüreğini. Bana kendinden
bahset. Hep ben ol, durmadan ben ol istiyorum.
Dudaklarım kurudu bak! Bir yudum su ver güzelliğnin
pınarından. Acıktım dersem iyiliğinle doyur beni.
Üşüyorsam; yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın
ellerim.

Benim olma demiyorum. Ama önce ben ol. İnan, ben hep
sen olacağım, baştanbaşa sen olduğum için.

Aşkta kaybettiklerimizi dostlukla tamamlayalım. Gel,
aydınlık, bizi bekliyor..

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

************************************************************************************************
İnsan bazen hüznü yaşar…

Sadece yaşar ama…

Anlatamaz…

Ya da anlatmaktan korkar…

Dokunulmasın ister…

Dokunuldukça acı vereceğini sanır…

Belki vermez…

Ama bunun riskine girmez insan…

İnsan bazen susup…başka şeyler konuşup hüznü dağıtmak ister…

Lanet hüzün dağılmaz bir türlü…

Sanki inadına derinleşir…

Yabanıllaşır…

Ve hoyrat bir acıya dönüşür…

Hüzün kah iyidir…severim…

Kah kötüdür…gelmesin isterim…

Hüznüm isyan olur…

Bağıramam…

Bağırsam da sesim çıkmaz ki…

Bunu bilirim…

İnsan bazen karşısındakinden kendi çığlığı olmasını ister…

Benim çığlığım olur musun...?

Bağıramıyorum da…

Dağıtabilir misin şu içimdeki hüznü…

İçki ya da sigara tutmadan…

Acı şarkılar dinletmeden…

Kötü söz söylemeden…

Dağıtabilir misin…?

Sen ayrıcalıklı birisin benim için…

İçime dokunacak kudretin var…

Bu kudreti sana kalbim verdi…

Ama şimdi içimde bir hüzün var…,

Meret ne de acıtıyor bilemezsin…

Ağlasam…

Çıkmaz ki içimden…

Küfür etsem…

Sövsem…

Yumuşak davransam gitmez…

İnsan bazen hüznü yaşar…

Sadece yaşar ama…

Anlatamaz…

İnsan bazen güçsüz hisseder kendini…

Deniz kabukları gibi çaresiz…

Deniz kabukları ne kadar zavallıdır aslında bilir misin…?

Denizin diplerinde tutunacak hiçbir şeyleri yoktur…

Kayalar…

Batık gemiler yoksa…

Dipten bir dalga süpürge gibi toplar hepsini canı isterse…

Ve fırlatır atar kumsala umursamadan…

Bir sabah bakarsın kumsal deniz kabuklarıyla dolu…

Bir anlam veremezsin…

Bir sürü kabuk dersin…

İçinde daha evvelsi gün yaşam olduğu aklına bile gelmez…

Denizin insiyatifi var mıdır…?

Vardır işte…

Dipten bir dalga gelir…

Ve koparır onları tüm canlılığından…

Sanki içini yemiş ve kabuğunu tükürmüş deniz…

Sanki kendi yarasını soyar gibi…

Sanki kozasından ayırır gibi…

Soylu bir şekilde yapar bunu…

Deniz kabuklarını kulağına yasladığında şarkı söylerler hiç dinledin mi…?

Hüznün şarkısıdır işte o…

Bağırsalar sesleri çıkmaz ki…

Fısıltıdır kulağındaki…

Ölmüşlerdir ama bir fısıltı kalmıştır dudaklarında…

İnsan bazen deniz kabukları gibi çaresiz hisseder kendini…

Çaresizliğini yaşar ama…anlatamaz…

Sen de başkalarının hayatında bir kabuksundur çoğu zaman…

Ve başkalarının da tıpkı deniz gibi insiyatifi vardır…

Bir gün kazırlar seni üzerlerinden…kanatırlar…

İçin boşalır…

Bağıramazsın…

Sesin çıkmaz çünkü…

Ve bir şarkı bestelemeye başlarsın…

Fısıltıyla söyleyebileceğin bir şarkı………..

Birinin yanına sokulduğunda sessiz durman yeterli olur işte o zaman…

Şarkını duyacaklardır mutlaka…

Kabuk mu olmalıydım…?

Deniz mi…?

Bir başka hayatı üzerimden soyup kalbimi kanatmalı mıydım…?

Yoksa fısıltıyla hüznün şarkısını mı söylemeliydim…?

İnsan bazen karşısındakinden olmayacak şeyler ister…

Sadece ister ama…beklemez…

Ağlasam…

Gözyaşım olur musun…?

Tutup hüznümün elinden…

İçimden çıkarır mısın…?

Uykuya dalsam…usul usul…

Düşüme girer misin…?

Beni hiç olmazsa düşümde öper misin…?

Oysa sen ayrıcalıklı biri değilsin artık…

İnsiyatifi sana vermiştim…

İşte geri alıyorum…

İnsan bazen yarım kalan şeylerin tamamlanacağını düşünür…

Sadece düşünür ama…hayal etmez…

Hayal etmek daha anlamlıdır oysa düşünmekten…

Anlamsızlığı yaşarız bir şaka gibi…

İnsan bazen her şeyin kötü bir şakadan ibaret olduğunu sanır…

Şakayı yapan kimdir bilmez…

Şaka sen misin…?

Sen şaka olamazsın …çünkü kötü değilsin…

Sen bir devrim olmalısın…

Bir gün apansız dipten bir dalga gibi gelir…

Süpürür götürürsün bütün heyecanlarımı…

Bağıramam…

Bağırsam sesim çıkmaz…

Sussam kimse duymaz…

Koşsam …hiç durmadan…

Hüznüm peşimi bırakmaz…

Kandi yaramı soyar gibi…

Kendi kozamı parçalar gibi siler atarım düşlerimi…

İnsan bazen sessizce besteler kendi şarkısını…

Kimselerin duyamayacağı bir fısıltıdır…

Ancak kalbimize yaklaştırdığımızda gelir sesi…

Hüzün mü olmalıydım…?

İsyan mı…?

Deniz kabukları her gece kulağıma şarkılarını söyler…

Hüznüm isyan olur…