Fatma Berberoğlu - Hakkında Yazdığı Tanıtım Y ...

Kim üzülsün şimdi..ben senin suskunluğunu bile anlarken,sen benim yakarışlarımı bile duymazken..kim neyi kaybettiğine üzülsün?!


Yangın yerine bak!.. Ateşten, külden, kordan ne var elinde!.. Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe!… Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye… Aşk gelmesin seninle dile… İncinmesin ne Mecnun ne Leyla ne gül ne de diken seninle!........ Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle… Ah u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme!.. Talipsen kara bahta kör talihe…Dinle!




Sözlerin iflas ettiği yerde buluşalım..Sükuta boyansın her yer ,sükut boyasın her yeri.. Yürekten selamlaşalım... Kapat gözlerini, gözlerin kendiliğinden kapansın...Kalbinden kalbime, kalbimden kalbine yollar açılsın.... Göz göze gelsin gönüllerimiz...Bütün azalarımız dil olsun ,sonra vedalaşsın birbirleriyle,azalarımızla vedalaşalım... Gel gönülden konuşalım...Gel gönülden konuşalım!!! MEVLANA

Dostum, bilir misin, “elif” bağlanmaz kendisinden sonraki harfe…sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki’ne belki de..sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın..sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak; ama herkes yüklenir üzerine..yardımsız yar’lar doluşur dünyana..”yardımıyla gelen yar” gitti diye…




' Bende aşık olmak istiyorum ...'' diyen tüm nefislere bu yazıya kulak kabartmalarını tavsiye ediyorum .

...Eğer aşk sadece bir başkasını sevmek ise , neden aşıklar sevilip sevilmediklerinden endişe duyuyorlar ? Ya da diğerini ilgisinin azaldığında aşkın şiddeti neden düşüyor.
Aşık olan insan , aşık olduğu kişi için '' beni bugün arayacak mı acaba ? '' diye endişeleniyorsa , kimse , aşk, ötekisini çılgınca sevmektir diye iddia edemez. Karşılıksız sevmek sadece anne-babalara özgüdür ve bunun adı da zaten aşk değil , şefkattir.Aşkı besleyen karşılık bulmasıdır.

Peki insan neden aşık olur ?

İnsanı en çok inciten , ruhunu daraltan temel acının , insanın kendisini değersiz hissetmesi olduğu kanaatindeyim . Aşk da tam burada dervreye giriyor . Kişiler kendilerini değerli hissetmek için , zamanımızda en çok aşka sığınıyor ve aşkı kurtarıcı olarak görüyor.İlginç bir şekilde bir kuratarıcı gibi sarılınan aşk , kendisinden bekleneni veremediğinden ve kesinlikle veremeyeceğinden , temel bir insani acıya dönüşüyor.Özellikle terkedilen insanlar yada aşklarına karşılık bulamayan insanlar yada kendilerine kimsenin aşık olmadığına inanan insanlar kendilerini değersiz hissetmeye başlıyorlar .

Aşık olan kimse , aşık olduğu kişiye veya aşık olmak potansiyeli olan kişiye bağımlı hale gelir . Kişi kendisini değerli kılmak için öteki insana bağımlıdır.Kişi kendisini kutsayan seslerin olmadığı bir yerde yaşayamaz.Bugün Amerika'da ve bir bütün olarak Batı da insanların özgür ve bireyci oldukları iddiası , psokolojik anlamda bir yalandır.Ben onları daha ziyade '' yanlız yaşayan fakat pskolojik açıdan ötekine bağımlı insanlar '' olarak görüyorum.Çünkü narsistleşen benlikler varolabilmek için ötekinin takdirine , ilgisine, hoş sözlerine muhtaçtır.Kişiler kendi büyüklenmeci benliklerini başkalarının aynasında dev görüntüleri olduğunda ancak kendilerini var hissedebilmektedirler.

Demek insanın değerli olduğunu hissetmeye ve değer verilmeye , sevilmeye ihtiyacı var . hemde mutlak surette . Bunu , kendisi gibi sonsuz sevilme ihtiyacı olan başka insanlar üzerinden karşılamaya çalışmak ise bir çelişkidir ve nafile bir çabadır.


Mustafa Ulusoy'un bir röportajından alıntıdır.

İnsan kalbi hayatı boyunca mutluluğun peşinde koşar. Hep bir arayış içindedir. Mutluluğa ulaşmak için sahip olmak istediklerinin hayalini kurar ve bu hedeflere ulaştığı zaman mutlu olacağını zanneder.

Burda çok önemli bir konuyu gözden kaçırmaktadır. MUTLU olmak ile SEVİNMEK arasındaki fark.

En basit örneği ile son model bir araba sahibi olmak sizi gerçekten mutlu eder mi? İyi düşünün, bir süre bu sevinç ayaklarınızı yerden kesecektir. Ya sonra?

Bu yazıda okuyacaklarınız beyni mutluluğa programlamalar (NLP), düşünce gücüyle kendini mutlu hissetmeye çalışmalar, polyannacılık oynamalar, meditasyonla kendini arındırdığını zannetmeler, metafizik deneyimlerle heyecalı ve hoş bişiler yaptığını sanmalar, dini vecibeler, baskılar, korkular vs vs vs değildir.

Bu yazıda okuyacaklarınız mutluluğun ne olduğu ve nasıl elde edileceğinin kesin kanıtı ve ispatıdır ve HAKtır.

Farkındasınız değil mi içinizde 2 tane ses devamlı konuşup duruyor. Hiç susmuyorlar. Bir diyor ki 'O sana şunu dedi, sen de ona hemen şunu söyle' Öbürü de diyor ki 'Ya boşver öyle deme, morali bozuktu bu sebeple öyle dedi. Sen en iyisi onu hoşgör, ona güzel bişi söyle'

İçinizdeki bu çatışmalar bitmeden nasıl mutlu olacaksınız? Bir tarafın sesini bastırarak ya da es geçerek mi yoksa her iki sesi de aynı şeyi söyler hale getirerek mi?

Peki ya kötü bişi yaptıktan sonra çektiğimiz vicdan azabı nedir? Neden vicdan azabı çekeriz? Bu azabı biz kim çektirir?

Mutluluğu anlatmak için önce yaratılışımızı yani kendimizi iyi tanımamız lazım.

* Kaç tane bedenimiz var?
* Aklımız ve irademiz ne şekilde çalışıyor?
* Neden mutluluğu arıyoruz? ve neden mutlu olmuyoruz?
* Nasıl mutlu olacağız?
* Kibir, yaratılmış olmayı kabul etmek? Sahipsiz olmadığını bilmek

ALLAH'a ULAŞMAYI DİLEMEK. (yunus 7-8 - Nisa 175)

Sadece tek bir dilekle hem dünya hem de ahiret saadetine ulaşacaksınız. Bu kadar kolay.

'Allah'ım ben sana yaşarken ulaşmak istiyorum, Allah'ım ben uyanmak istiyorum, Allah'ım hak yolda üzerine nimet verdiklerinin yolunda yürümek istiyorum.....'

Allah'ım ben ruhumu sana ölmeden önce ulaştırmayı diliyorum. (Rad 20 -21)

Kalpler ancak Allahı zikretmekle mutmain olur (rad- 28 )