Tüm dünya, 1965 yılının son gününde yeni bir yılı karşılamanın telaşı içindeydi. Kimi evlerde sofralar kuruluyor, kimi yerlerde saatlerin gece yarısını göstermesi bekleniyor, insanlar yeni bir yılın getireceği güzelliklere dair umutlar besliyordu. Takvimler 1966 yılına doğru ilerlerken, aynı günün akşamında, saatler 20.00 sularını gösterdiğinde Malatya’nın Darende ilçesinde bir evde dünyaya gözlerimi açmışım. Dünyaya gelişim, bir yılın sona erip yenisinin başlamasına birkaç saat kala gerçekleşmişti. Belki de hayatımın ilk sayfasına, eskiyle yeninin tam ortasında bir tarih yazılmıştı. O gün başlayan hayat yolculuğum, zamanın ağır ağır çevirdiği takvim yapraklarıyla birlikte bugünlere kadar geldi. Çocukluk yılları, gençlik heyecanları, dostluklar, sevinçler, hüzünler, ayrılıklar ve nice hatıra birbirini takip etti. Her yaş, hayat kitabıma yeni bir sayfa ekledi. Kimi sayfalar gülümseyerek okunacak kadar güzel, kimileri ise insanın yüreğinde iz bırakan hüzünlerle doluydu. Vatani görevimi yerine getirdikten sonra çalışma hayatına atıldım. Yıllar boyunca kamu hizmetinde bulunmanın sorumluluğunu taşıdım. Sabahları başlayan mesailer, birbirini kovalayan yıllar ve geriye dönüp bakıldığında sanki bir anda geçmiş gibi görünen uzun bir çalışma hayatı… Ve nihayet 2023 yılında emekli oldum. İnsan emekli olduğunda zamanın kendisine kaldığını düşünür. Oysa insan, çalışma hayatından emekli olabilir ama hayattan emekli olamaz. Çünkü hayat devam ettiği sürece insanın yapacakları, söyleyecekleri, üretecekleri ve paylaşacakları vardır. Benim de aileden gelen güzel sanatlara olan ilgim, yıllar içerisinde hayatımın önemli bir parçası oldu. Şiir yazmak, fotoğraf çekmek ve Türk halk müziği dinlemek; benim için yalnızca birer uğraş değil, hayata başka pencerelerden bakmanın yolları oldu. Bazen bir fotoğraf karesinde yılların sessizliğini yakalamaya çalıştım. Bazen birkaç dizeye içimde biriken duyguları sığdırdım. Bazen de bir türküde geçmişin izlerini, memleketin kokusunu, çocukluğun sıcaklığını ve insanın yüreğine dokunan tarifsiz duyguları buldum. Fotoğraf benim için zamanı durdurmanın, şiir duyguları kelimelerle ölümsüzleştirmenin, türküler ise geçmişten bugüne uzanan gönül köprüsünün bir başka adı oldu. Şimdi geriye dönüp baktığımda hayatı, önüne kattığı yaprağı bir o yana bir bu yana savuran güçlü bir rüzgâra benzetiyorum. Bizler de o rüzgârın önünde uçuşan yapraklar gibiyiz. Bazen yükseklerde süzülüyor, bazen toprağa savruluyor, bazen de hiç beklemediğimiz bir yerde yeniden yol buluyoruz. Fakat bu yolculukta boş durmamak gerektiğine inanıyorum. Çünkü hayat, yalnızca yaşamak değil; ardında güzel izler bırakabilmektir. Bir insanın gönlüne dokunabilmek, bir güzelliği fark edip başkalarıyla paylaşabilmek, bir fotoğrafla geçmişten bir hatırayı geleceğe taşıyabilmek, birkaç güzel sözle bir insanın yüreğinde yer edebilmek de hayatın anlamlı taraflarıdır. Gün gelip bu dünya yolculuğunun sonuna vardığımızda, geride bıraktığımız makamların, unvanların, paranın ve sahip olduğumuz dünyanın pek de bir anlamı kalmayacak. Asıl mesele, hayat yolculuğunda heybenize ne koyduğunuz, gönül sepetinizi nelerle doldurduğunuz olacaktır. Yaratan’ın huzuruna vardığımızda, “Ne getirdin?” diye sorulduğunda, elimiz boş, gönlümüz mahcup olmasın istiyorum. Bu yüzden hâlâ yazıyorum, hâlâ fotoğraf çekiyorum, hâlâ türküler dinliyor ve hayatın bana gösterdiği güzellikleri anlamaya çalışıyorum. Çünkü daha yolun başında olmasak da yol bitmiş değil. Hayat rüzgârının önünde bir yaprak misali uçup duruyoruz. Nereye savrulacağımızı, hangi mevsimde toprağa düşeceğimizi bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, bize verilen bu ömrü boş geçirmemek… Ve günün birinde yolculuk sona erdiğinde, ardımızda güzel hatıralar, güzel insanlar, güzel sözler ve gönüllerde hoş bir sada bırakabilmek… Dileğim odur ki, o gün geldiğinde sepetimiz dolu olsun.
Dünyaya gelişim, bir yılın sona erip yenisinin başlamasına birkaç saat kala gerçekleşmişti. Belki de hayatımın ilk sayfasına, eskiyle yeninin tam ortasında bir tarih yazılmıştı. O gün başlayan hayat yolculuğum, zamanın ağır ağır çevirdiği takvim yapraklarıyla birlikte bugünlere kadar geldi.
Çocukluk yılları, gençlik heyecanları, dostluklar, sevinçler, hüzünler, ayrılıklar ve nice hatıra birbirini takip etti. Her yaş, hayat kitabıma yeni bir sayfa ekledi. Kimi sayfalar gülümseyerek okunacak kadar güzel, kimileri ise insanın yüreğinde iz bırakan hüzünlerle doluydu.
Vatani görevimi yerine getirdikten sonra çalışma hayatına atıldım. Yıllar boyunca kamu hizmetinde bulunmanın sorumluluğunu taşıdım. Sabahları başlayan mesailer, birbirini kovalayan yıllar ve geriye dönüp bakıldığında sanki bir anda geçmiş gibi görünen uzun bir çalışma hayatı…
Ve nihayet 2023 yılında emekli oldum.
İnsan emekli olduğunda zamanın kendisine kaldığını düşünür. Oysa insan, çalışma hayatından emekli olabilir ama hayattan emekli olamaz. Çünkü hayat devam ettiği sürece insanın yapacakları, söyleyecekleri, üretecekleri ve paylaşacakları vardır.
Benim de aileden gelen güzel sanatlara olan ilgim, yıllar içerisinde hayatımın önemli bir parçası oldu. Şiir yazmak, fotoğraf çekmek ve Türk halk müziği dinlemek; benim için yalnızca birer uğraş değil, hayata başka pencerelerden bakmanın yolları oldu.
Bazen bir fotoğraf karesinde yılların sessizliğini yakalamaya çalıştım. Bazen birkaç dizeye içimde biriken duyguları sığdırdım. Bazen de bir türküde geçmişin izlerini, memleketin kokusunu, çocukluğun sıcaklığını ve insanın yüreğine dokunan tarifsiz duyguları buldum.
Fotoğraf benim için zamanı durdurmanın, şiir duyguları kelimelerle ölümsüzleştirmenin, türküler ise geçmişten bugüne uzanan gönül köprüsünün bir başka adı oldu.
Şimdi geriye dönüp baktığımda hayatı, önüne kattığı yaprağı bir o yana bir bu yana savuran güçlü bir rüzgâra benzetiyorum. Bizler de o rüzgârın önünde uçuşan yapraklar gibiyiz. Bazen yükseklerde süzülüyor, bazen toprağa savruluyor, bazen de hiç beklemediğimiz bir yerde yeniden yol buluyoruz.
Fakat bu yolculukta boş durmamak gerektiğine inanıyorum.
Çünkü hayat, yalnızca yaşamak değil; ardında güzel izler bırakabilmektir. Bir insanın gönlüne dokunabilmek, bir güzelliği fark edip başkalarıyla paylaşabilmek, bir fotoğrafla geçmişten bir hatırayı geleceğe taşıyabilmek, birkaç güzel sözle bir insanın yüreğinde yer edebilmek de hayatın anlamlı taraflarıdır.
Gün gelip bu dünya yolculuğunun sonuna vardığımızda, geride bıraktığımız makamların, unvanların, paranın ve sahip olduğumuz dünyanın pek de bir anlamı kalmayacak. Asıl mesele, hayat yolculuğunda heybenize ne koyduğunuz, gönül sepetinizi nelerle doldurduğunuz olacaktır.
Yaratan’ın huzuruna vardığımızda, “Ne getirdin?” diye sorulduğunda, elimiz boş, gönlümüz mahcup olmasın istiyorum.
Bu yüzden hâlâ yazıyorum, hâlâ fotoğraf çekiyorum, hâlâ türküler dinliyor ve hayatın bana gösterdiği güzellikleri anlamaya çalışıyorum.
Çünkü daha yolun başında olmasak da yol bitmiş değil.
Hayat rüzgârının önünde bir yaprak misali uçup duruyoruz. Nereye savrulacağımızı, hangi mevsimde toprağa düşeceğimizi bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, bize verilen bu ömrü boş geçirmemek…
Ve günün birinde yolculuk sona erdiğinde, ardımızda güzel hatıralar, güzel insanlar, güzel sözler ve gönüllerde hoş bir sada bırakabilmek…
Dileğim odur ki, o gün geldiğinde sepetimiz dolu olsun.