Berna Ocakcıoğlu - Hakkında Yazdığı Tanıtım Y ...

ŞİİR YAŞAMIN KALBE KONDURDUĞU EN HİSLİ BUSEDİR bence...
keşke hayata dokunuşlarımız ve hayattan aldığımız cevaplar şiir kadar hassas olabilse... 
Hiç kimse mutsuz ve memnuniyetsiz olmak
amacıyla çıkmaz yola. Tıpkı yaşamdaki gibi. Sevilmek, sevmek memnun ve mutlu
olmaktır amaç. Peki memnuniyet nasıl elde edilir. İnsana yakışan en güzel
süs olan tebessüm nasıl oturur içten gelip dudaklarımızın kıyısına. Büyük
şeyler midir memnuniyet ve mutlulukları getiren. Yoksa küçük şeyler midir
birikip büyük mutlulukları oluşturan.. Bazen hayatımızdaki sade
mutluluklarla yetinmez illaki daha büyük daha şatafatlılarının peşinde
koşarken mutsuzluklar içinde boğulmaz mıyız. Bu arada elimizdeki aslında o
çok kıymetli ve büyük olan küçük mutlulukları da kaçırıveririz bu arada..
Birgün bir lider ve çömezleri küçük bir ırmak kenarına vardılar. Yatağını
temizleyerek akan suyu seyrede seyrede ilerliyorlardı ki hemen ileride, bir
kayanın yanında, ırmak suyuna inen siyah saçlı bir kadın gördüler. Suyun
kekresinden şikayetçiydi bu kadın. Onları görünce; '' Gök sizi inandırsın''
dedi '' kutsal oluşundan ziyade lanetli bu ırmak. Şu sudur ki evimin
geçimini bozdu. Kocamla aramdaki acımtıraklık onun yüzünden. Komşu kadınlar
sularına şeker mi katıyorlar ne? Yoksa başka bir gözden mi dolduruyorlar
çömleklerini? Ya da onların çömleklerinin mavi, sarı, kırmızı, üstelik sırlı
oluşu buna sebep olmasın? Benim çömleğim basbayağı kil ve saman. Onlarınki
iyi fırınlanmış. Benim kocam da onlarınki gibi zengin olsa bende cilalı
çömlekler alır, şekerlendiririm sularımı. Fakat ne gezer, benimki alelade
bir ırgat.'' Kadının böyle serzenişleri karşısında hafiften gülümsedi
lider.'' Demek'' dedi '' onlar şeker katıyorlar? Onların çömleği daha
cilalı? ....'' Öyle'' dedi kadın. '' Öyle görünen şey belki de öyle değildir.
Hep yanı başında olan bir şeye hiç dikkat etmediğin için sana öyle
geliyor.'' Dedi lider. Kadın anlamdan bakarken lider, ırmağın billulaşarak
akan suyuna doğru eğildi, bir avuç aldı ve dudaklarına götürdü. Çömezlerine
dönerek onların da sudan tatmalarını istedi. Sonra kadına; ''Irmağın
tadında bir kekrelik yok gibi.'' Dedi. '' Bir de siz deneyin isterseniz''
Kadın suya eğilip bir avuç aldı. Tadına bakıp; '' Dediğim gibi, şu anlığına
tadında bir tuhaflık yok fakat çömlekleşip eve gidince kekreleşiyor. ''dedi.
'' Öyleyse çömleğinizde bir sorun var.'' '' Olabilir. Ucuz mal! Adi
topraktan yapılıyor. Bu yüzden suyun tadını bozuyor olabilir. Fakirlik işte.
Biz yoksulların suyu bile ağuludur. '' Ağu'', dedi lider ''Belki de o bizi
böyle yoksullsştırıyor'2 Ve talebelerine dönerek devam ettirdi konuşmasını.
'' Evlatlarım yaşam şu akıp giden arı-duru ırmağa benzer. Uğrak yerlerine
yalnızca hediyelerini burakır. Kimileyin bronz renkli bir sülün, besili bir
çapak balığı olur sofralarımıza, midelerimizi şenlendirir; kimileyin
şırıltılı bir musıki kulaklarda; kimileyin bir çömleğe girerek serinletir
gönüllerimizi. Herkesin kabıncadır armağanı. Bazen bir helke, bazen bir
çömlek, bazen bir avuç ölçeğinde.
Ve herkesin bir yargısı vardır ırmak suyuna dair: Acımtırak, kekre, tuzlu,
biraz kumlu, boz bulanık. Kim,ileri onun kendi hanelerine uzaklığından
yakınırken, kimileri su her yıl taşıp mahsullerimizi talana boğmasa'' diye
şikayetlenir. Aynı ırmağa misafir olan şu yeryüzü insanları niçin suyun
gerçekliğinden böylesine uzaklar? Acaba niçin ketum davranıyor konuklarına?
Ama hayır genç dostum ve sen ihtiyar olan, senin hırsa bulalı yüreğin; para,
şöhret, mevki lekeleri taşıyorsun teninde.Bilmekliğimdir, tüm bunlar için
bir mazeretin var: Başarı. Hayır dostum sen vazifeni yapmak zorundasın,
gerekeni yapmak. Başarı ikincil bir şeydir...ÇÖMLEĞİNİ TEMİZLEMEKLE
VAZİFELİSİN. Böyle yaptığında ırmak suyunun tadı kendiliğinden
düzelecektir''. Lider sonra kadının elindeki çömleğe uzandı.Yerden bir avuç
kil alarak iyice ovdu çömleği.Sonra bir güzel duruladı. Ve kadına döndü. ''
Kadın'' dedi, ' şu ırmağın suyunu bir avuç kille tatlandırabilirsin bundan
böyle! ...Çömezlerine dönerek; '' Sahi, dedi sizin suyunuz ne tadında? ''.
Yetişm,iş insan azim ve hırs arasındaki farkı fark edebilmeli. Bugünün örnek
insanı modelleme ve örnekleme kavramlarının ayırdını idrak ettiği için komik
duruma düşmeyen kişi olmalı. Derdi derde giriftar ederek çıktığı yolculuğun
yolculuk olmadığını; ideal ve anlam zenginliğinin kendini gerçek bir yolcu
yaptığını bilen kişidir olgun kişi.. İnsan bilgisiyle birlikte duygusunu da
hesaba katandır.. Çünkü insan beynini kullanırken yüreğini unutmayandır.
Mutluluk elimizde olanın kıymetini bilirsek yakalanır. Mutluluk sürekli yeni
bir şeylere sahip olmaklşa değil, sahip olduğun şeylerin kıymetini bilerek
elde edilir. MUTLULUĞU ELİMİZDE OLMAYANLA YA DA BAŞKALRININ ELİNDE OLANDA
ARAMAYALIM. Elimizdekinin değerini görelim. ÇÖMLEĞİMİZİ KENDİ MALZEMEMİZLE
TEMİZLEYELİM...............................
Mutlu, huzurlu ve sevgiyle kalın.

“Geleceği hiç düşünmem ansızın geliverir” demiş Albert Einstein. Toplum olarak gelecek kaygısı taşıyoruz. Şöyle hayatı doyasıya yorulmadan, yıpranmadan karamsarlıklara kapılmadan yaşayamıyoruz bu nedenle. Plânlı ve geleceğe dair hedefli, olmakla kuruntulu olmayı karıştırıyoruz çoğu zaman. Hâlbuki ne kadar yoğun plânlar yapsak da ne kadar şu olsun bu olsun desek de bunlar olacaksa oluyor. Olmayacak olanlar zaten bir yerlerimizi yırtsak da olmuyor. Yani geleceğin tamamını biz oluşturmuyoruz. Belki bir kısmını doğru adımları atarak şekillendiriyoruz o kadar. Yani yapılması gereken bir ömrü gelecek tasasıyla karartmak değil de düşünerek doğru yönlere adım atmak yani sapacağımız yolu seçmek. Ondan sonrası zaten kendiliğinden geliyor. Gelecek olan birini beklemek olarak da yorumlanabilir tabii bu söz. Eğer sürekli arayış içinde ve büyük beklentilerle beklersek geleceği gelmeyecektir. Ama Einstein’in dediği gibi beklemezsek o birden bire ansızın geliverir. Ama çoğu zaman çoğumuz penceremizin önündeki minik bir çiçeğin değerini bilmez onunla yetinmez, ufuktaki gülleri bekleriz. Kendi penceremiz bize sönük gelir de uzaklarda gfüneşin aydınlattığı pencerelerin yansımalı ışıklarına kapılırız. Onları alımlı bulur kendi penceremizin parıltılarını fark etmeyiz. Hâlbuki karşıdan bizim penceremiz de başkalarına aynı şekilde parlak görünür ama biz onun yanındayız ya göremeyiz. Komşunun tavuğu bize kaz görünür hep ve o tavukların peşinden gideriz. Halbuki bizim yanımızdaki elimizdekidir aslında bizim için altın yumurtlayan tavuk ama onu görmezden gelip küçümseye küçümseye verimsiz hâle getiririz. Başkaları için de bizim tavuğumuz kazdır aslında. Ya da kendi havuzumuzdaki ördek diğerlerinden o kadar farklı o kadar farklıdır ki farkından dolayı biz onu çirkin ördek diye nitelendiririz ama bir başkası onun çok güzel bir kuğu olduğunu anlamaktadır. Mutluluk aslında uzaklarda değil. Penceremizin önündeki çiçeklerde… Kendi penceremizin parlaklığını, güzelliğini ve değerini anlamak için illâki diğer pencerenin yanına gidip aslında onun da hiç parlak olmadığını, hatta bizim penceremizden daha sönük olduğunu anlamamız mı gerekir? Mutluluk uzakta değil kendi penceremizde… Verimlilik ve doyuruculuk başka bahçelerde kaz gibi görünen tavuklarda değil kendi kümesimizdeki tavukta… Ve inanın yanımızda her gün gördüğümüzden kanıksadığımız, cazibesiz çirkin ördeğimiz aslında dünya güzeli bir kuğu… Mutlu olmak için hep yanımızda ve elimizde olmayanları beklemeyelim elimizdekinin, yanımızdakinin değerini bilelim. Gelecek beklentisi içinde olmayalım ansızın karşımıza çıkan küçük mutlulukları görelim. Hayatımızdaki küçük şeylerin farkında olalım Üstün Dökmen’in dediği gibi küçük şeylerdir büyükleri oluşturan. Küçük ırmaklar ve damlalar değimlidir engin denizleri ve okyanusları meydana getiren…