Aynur Taylan - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı


Aynur Taylan söylediğim tüm kelimeler anlamsız bir soru ışaretinin o mistik kıvrımına kendini kaptırıp, cümleler halinde intihar ederken; ben henüz kımlıksiz satırbaşlarına isminin ilk hecesini karalıyordum. senden geriye kalanlar birer birer dönüşürken karşıtına, aslında anladım ki susmak eylemi başlı başına bir cümle oluşturuyor. ve aslında susmak için; iki kelimeden cok daha fazlası gerekiyor..
narkozun dozajını biraz fazla tut be doktor.. susupta söyleyemediğim yanlarım ağrıyor..
ben seninle aynı kelimeleri söyleyemediysem, sen benimle aynı sessızlıkte kalabilirdin. ben seninle aynı şemsiye altında yürüyemediysem, sen benimle aynı yağmur altında ıslanabilirdin. verdiğim tüm mücadele seninle aynı ölümü paylaşmak içindi. iki ayrı dünyanın yanılgıları olmasaydık belki bende seninle paylaşabilirdim kendi içsel cehennemimi...
ve siyah beyaz kare bulmacalarda yukarıdan aşağı bir yaşama biçiminin adını intihar koyacaktım.........




söylenmemiş en büyük yalanı kendime sakladım. zira mutlu sonraların var olduğu aldatmacasıyla büyüyen çoçuklardık biz. oysa sonu olan bir şeyin mutluluk getirmeyeceğini, daha çocukken öğrenmeliydik. kendi önyargılarını bize mutluluk diye yutturdukları günden beri; suda değil, artık kanalizasyon çukurundaydı düşlerimiz..
boy verıyorum ışte en dipteyiz. komaya soktuğu çocukluk düşlerimin vicdan azabı olsa gerek, uykularımı bölen şeytanın yerlı yersiz yakarışları.( duymazlıktan geldiğim kadar, görmezlıkten gelebilseydim bazı şeyleri.belki o zaman...) sonra sessızlık oluyor masumıyet müzesinde gezintiye çıkıyor işguzar melekler. yontma taş devrinden kalma bir acıyı, ortaçag karanlığında unutulmuş bir sevdaya göz yaşı yapıyorlar. ben güldüğüm zaman onlar ağlıyor, onlar gülüyor ben öldüğüm zaman...
ben ne zaman ölsem imarına izin verilmezdi cennetin. cehennem yeteri kadar sıcak olmazdı. inşaat halinde sırat köprüsü. ve mahşer alanının temel atma töreni Tanrı huzurunda yapılırdı. yakılacak listesinden adımı silerken yakalanırdı bir melek. ceza olarak yeryüzünde bir ayrılığa tanıklık ettirilirdi. bütün kutsal kitaplar yeniden yazılır ve ben ne zaman ölsem azrail bana hep geç kalırdı.
bana hep geç kalındı onca yıkımın ardından :(
.





yürüdüm yürüdüm çok yollardan geçtim inan çok büyüdüm.. düşündüm düşündüm sebebini bulamadım neden neden neden cok üzüldum.. aç kapıyı lütfen, çünkü ben geldim. çok üşüdüm, çok soğuk yerden geldim. bana bana biraz gülümser misin? kimseye sormadım yolu kendim buldum geldim. simsiyahların ıçınden sana karbeyaz geldim. beni biraz sever misin? ben geldim... üstüm biraz tozlu, yolda çok düştüm geldim. ellerim çizik üzgünüm, dikenlıklerden geldim. kalbim paramparca ama sana toplayım geldım..bir bilsen neler yazdım, hepsini yaktım da geldim. annemi bıraktım, sana kimsesiz geldım. çocukluğumun söküklerini dikebilir misin? izin ver de oturayım lutfen, bacaklarımı cok yordum geldım.. kusura bakma üstüm ıslak, büyük yagmurlardan geldım. anlatsam herşeyi dinler misin? yanıma para almadım beş kuruşsuz geldim. yolda biraz acıktım ama sana dayandım geldım. hiç yokken hep olmak nedir bilir misin? kendime ... devdim devdim! devrildim geldım. kardım buzdum eridim, erittim geldim. aşkı sırtıma aldım, taşıdım evladım dedım. açtım soldum sarardım geldim. yandım söndüm kül oldum geldim. ellerinle ellerime su döker misin? yüzüme vurdu ruzgar yağmuru, daha çok dedım. yağmur çarptı kendini bana ' bu yetmez' dedim. kırılmış kanatlarıma biraz dokunabilir misin? taştım, dağdım, kum oldum geldim. camdım kayaydım , tuz buz oldum geldim. beni Tanrı ' ya tekrar inandırabilir misin? bin kere öldüysem, bin kere dirildim geldim. canımdan can, kan verdim ama adını yaşattım geldim. yadi kat yerin dibinden beni duyabilir misin? kimse inanmadı sana, bir ben taptım geldim. dönecek yerim kalmadı, herşeyi mahvettim geldim. şimdi beni biraz sever misin?
ben geldim.......







tüm vedalar yarım kalırdı makinistin çaldığı son düdükle. ne kadar sıkı sarılsalarda birbirlerine ayrılmak zorundaydı bedenleri. varılması gereken yere gec kalınmamalıydı. ayrılıklar bile zamanında yasanmalıydı. eger ayrılmak gerekıyorsa katlanmalıydı hasrete. terk ettigi sehirde kalsada yuregi bır umudu vardı yasamaya dair. her ayrılıgın bır kavuşması vardı elbette. sevdigini götürürken baska sehre ne kadar hızlı gıtmışse getırırkende o kadar hızlı getırecektı gardan yeni ugurladıgı tren. önce sesı eksıldı trenin kulaklardan, sonra görunmez oldu. sadece rayların uzantısına bakıyordu gozleri. bir kac damla yaş süzüldüğünü farkettim yanaklarımdan. belliydi, cok özleyecekti sevdiğini. cok zor olmalıydı, ınsan alıştıgı tenden alıştıgı sesten bu kadar kolay ayrılamazdı. neden dıye duşundum kendı kendıme . neden sanki onunla gitmedi? kalkıp soramazdım tabi. garın bır kenarından yuregımde bıraz huzun ve belki huzunden bıraz fazla merakla onu ızlemekten baska bır sey duşmezdı benım payıma. sonra zaten cıkıp gıtmıştı gardan.


o gun cok kalabalık degıldı gar hafta ıçı oldugundan heralde
...................
....................
ayrılanlar vardı her peronda. aglayanlar, yarım kalanlar, eksılenler. ama bu kadarla da bitmiyordu görduklerım. kavuşanlarda vardı gülenler, tamamlananlar, kendi mutluluklarını yenıden bulanlar vardı..........







Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
'Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim' diyecektim sana.
Konuşamadım...


Gittin...
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım...


Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım...


Gittin...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.


Gittin...
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım...


Gittin...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım...


Gittin...
Bir şey söyledin mi giderken?
'Kal' dememi istedin mi?
Son bir kez 'seni seviyorum' dedin mi?
'Bekle beni döneceğim' diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım...


Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...


Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...


Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım...