Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili, biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı. Kedilerle ağladık, kuşların yasını tuttuk. Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısına bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili... Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek ve o vazgeçilmez sancısını duyarak hayatın... YILMAZ GÜNEY
Eskidendi, Çok Eskiden
Hani erken inerdi karanlik, Hani yagmur yagardi inceden, Hani okuldan, işten dönerken, Işiklar yanardi evlerde, Eskidendi, çok eskiden.
Hani ay herkese gülümserken, Mevsimler kimseyi dinlemezken, Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, Eskidendi, çok eskiden.
Hani hepimiz arkadaşken, Hani oyunlar tükenmemişken, Henüz kimse bize ihanet etmemiş, Biz kimseyi aldatmamişken, Eskidendi, çok eskiden.
Hani şarkilar bizi bu kadar incitmezken, Hani körkütük sarhoşken gençligimizden, Daha biz kimseye küsmemiş, Daha kimse ölmemişken, Eskidendi, çok eskiden.
Şimdi ay usul, yildizlar eski Hatiralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden Geçen geçti, Geceyi söndür kalbim Geceler de gençlik gibi eskidendi Şimdi uykusuzluk vakti.
Murathan Mungan
Sarı Lira Gibi Ömrümüz
Yaşamak değil beni bu telaş öldürecek Dediği gibi şarin;
O telaşla bırakın paris yolunda Ilık rüzgarlara taratmayı saçlarımızı Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz.... Gözümüz saatte söyleştik hep, Koşuşur gibi seviştik,yarışır gibi çalıştık. Hep yetişilecek bir yer vardı Aranacak adamlar,yapacak işler... Bir sonraki günün telaşı bir öncekinin tersine bulaştı, Başkalarının hayatı bizimkini aştı. Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine; Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu Veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini Ha babam erteledik. 20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını, 30’larımızda 40’lara,belki sonra 50’lere.... Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size, Artık uyku girmez oluyor gözlerinize... Doyasıya söyleşmek, Telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, Söyleşecek sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda... Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz, Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda, Bir de bakıyorsunuz ki Tedavülden kalkmış...
Erel Bleda
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden... Dağ başı yalnızlığı ölümden beter. Hiç kimse aramasa sormasa beni Sen gelsen yeter...
Huzur ellerinin güzelliğidir. Gözlerin karşımda mutluluk denizi. Her sabah soframızda ekmeğimizi Sen bölsen yeter...
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam Sen dolsan yeter...
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm. Bende sabır, sende naz... Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter...
Duymasa da hiç kimse Şâir gönlümün, sende karar kıldığını. Ve içimin şerha, şerha yarıldığını Sen bilsen yeter...
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi. Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek. Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek, Eğilsen yeter...
Yavuz Bülent Bakiler Siyah bir rutubetti hayat, g e ç t i m; İstanbul’un saçlarına kar yağıyordu…
Herkesin yazgısında bir düş, her ömrün tufanında bir aşk deliriyordu; gecelerin göğsüne bıçaklanmış kadınlar düşüyordu.
Belki bu yüzden ne kar ne şiir yetmiyordu günleri ağartmaya… yetmiyordu hayat hiçbir şeyi ucuza kapatmaya! Yine de küfredilmiş adamlar sabahı şarapla yıkıyordu
Kar yağıyordu günlerin puslu yüzüne, o sanal sevgilere, kinlere, kirlere, bir asker postalının balçıktaki izine, eski fotoğraflara, üşümüş sevinçlere, çocukların beyaz nefeslerine, Emine’nin yüzüne; kar yağıyordu bu ödünç, haczedilmiş günlere ve kıyılarında bir ceset gibi kaldığımız düşlere…
Siyah bir rutubetti hayat, G e ç t i m; siyah bir rutubetti, hepsi bu işte… Şahdamarımda birkaç bayat şiirle üstelik imanım da gevremişti aşktan, hayattan; İstanbul’un…
YILMAZ GÜNEY'DEN
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz,
acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın
gözyaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilerle ağladık, kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısına
bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve
çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek ve o vazgeçilmez sancısını duyarak hayatın...
YILMAZ GÜNEY
Eskidendi, Çok Eskiden
Hani erken inerdi karanlik,
Hani yagmur yagardi inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işiklar yanardi evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken,
Hani
Eskidendi, çok eskiden.
Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamişken,
Eskidendi, çok eskiden.
Hani şarkilar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençligimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.
Şimdi ay usul, yildizlar eski
Hatiralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Şimdi uykusuzluk vakti.
Murathan Mungan
Sarı Lira Gibi Ömrümüz
Yaşamak değil beni bu telaş öldürecek
Dediği gibi şarin;
O telaşla bırakın paris yolunda
Ilık rüzgarlara taratmayı saçlarımızı
Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz....
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik,yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yer vardı
Aranacak adamlar,yapacak işler...
Bir sonraki günün telaşı bir öncekinin tersine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine;
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu
Veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini
Ha babam erteledik.
20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını,
30’larımızda 40’lara,belki sonra 50’lere....
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize...
Doyasıya söyleşmek,
Telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda...
Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda,
Bir de bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış...
Erel Bleda
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyorum yeniden...
Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter...
Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter...
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter...
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır, sende naz...
Gündüzünden vazgeçtim, düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter...
Duymasa da hiç kimse
Şâir gönlümün, sende karar kıldığını.
Ve içimin şerha, şerha yarıldığını
Sen bilsen yeter...
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi.
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek.
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...
Yavuz Bülent Bakiler
Siyah bir rutubetti hayat,
g e ç t i m;
İstanbul’un saçlarına kar yağıyordu…
Kar yağıyordu yazgılarımızın titrek yüzüne,
çalınan gülüşlere,
kırılan camlara,
dökülen kanlara
kar…
Herkesin yazgısında bir düş,
her ömrün tufanında bir aşk deliriyordu;
gecelerin göğsüne bıçaklanmış kadınlar düşüyordu.
Belki bu yüzden ne kar ne şiir
yetmiyordu günleri ağartmaya…
yetmiyordu hayat hiçbir şeyi ucuza kapatmaya!
Yine de küfredilmiş adamlar sabahı şarapla yıkıyordu
Kar yağıyordu günlerin puslu yüzüne,
o sanal sevgilere, kinlere, kirlere,
bir asker postalının balçıktaki izine,
eski fotoğraflara,
üşümüş sevinçlere,
çocukların beyaz nefeslerine,
Emine’nin yüzüne;
kar yağıyordu bu ödünç, haczedilmiş günlere
ve kıyılarında bir ceset gibi kaldığımız düşlere…
Siyah bir rutubetti hayat,
G e ç t i m;
siyah bir rutubetti, hepsi bu işte…
Şahdamarımda birkaç bayat şiirle
üstelik imanım da gevremişti aşktan, hayattan;
İstanbul’un…
İstanbul’in saçlarına kar yağıyordu…