Zz 0060 Gece Bitkilerinden / Gece Bitkileri

Onur Bilge
1709

ŞİİR


35

TAKİPÇİ

Zz 0060 Gece Bitkilerinden / Gece Bitkileri

GECE BİTKİLERİNDEN

"Gece bitkilerinden korkuyorum,
Hayır, geceleri bitkilerden!
Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
Bana açtığın her telefon..."

Cemal SÜREYA

GECE BİTKİ/LERİ

Geceler… Tamamen bana ait, sonsuzluk kadar geniş… Huzurla yudumlanan, kana kana içilen, hazzına doyulmayan zamanlar… Geceler harcanmaz! Gece yaşanır… Geceler gözlerin… O kadar sessiz, masum ve derin… Geceler sözlerin… Her sözcüğü cana can katan… Her seslenişin bir nimet… Gecelerimde hevenk hevenk sohbetin… Gülüşün ahenk ahenk… Öyle güzel ki yaşamak sesinle, gece bitki/lerinden korkar hele geldim! Gece bitkilerinden değil sevgili, gece bitimlerinden…

Geceler biterken tuhaf bir hüzün çöker ruhuma. Sanki çok önemli ve gizli mesajları iletmekle görevli bir ulakmışım da yolda belde engeleniverecekmişim gibi… Yakalanıverecekmişim de karanlıklara seriliverecekmişim gibi… Öylesi endişelerle gizlenirim gecelerin kuytularına… Bilirim ki ötesi sessizliktir, sensizliktir. Bilirim ki yalnızlıktır, ıssızlıktır. Ötesi dumandır, kalem kâğıttır… Bitimsiz bir ağıttır… Bitimsiz bir ağıt, hedefe varamadan vurulmuş ulaklara ait…

Sen bana telefon açtığın geceler, renklenir karanlıklarım, çiçeklenir tüm ağaçlarım, bütün çiçeklerim açar, rengârenk ve çeşit çeşit kokular saçmaya başlar… Hani akşamsefaları vardır. Akşama doğru açarlar ve albenili güzellikleriyle sabahlara kadar öylece kalırlar. Sabaha doğru onlar gibi kapanırım ben de… Kıvrılır kalırım bir yerlerde. Bazen yatağımda bazen bir kanepede…

Sen, melisalara benzersin. Sesin rayihalar saçar sabahlara kadar. İşte ben o kokuya hasret kalırım gün boyu. Sürükler dururum cismimi oraya buraya… Maksat, vakit doldurmak… Bir an önce geceyi oldurmak. Oldurmak ve sesinle doldurmak…

Nasıl özlenirmiş bir ses, bir seda ne kadar önemliymiş, bana sor! Yeter ki ara da istersen hiç konuşma, orda dur. Ahizenin diğer ucunda olduğunu bilmek bile bir devlet benim için! Nefesini dahi duyamasam da… Sanki masamdasın. Karşımdasın. Yüz yüzeyiz sanki. Geceden geceye de olsa ara yeter ki!

Her arayışın, farklı bir bayram öncesi sevinci, mutluluğu, huzuru… Kalplerimizin arasındaki mesafenin kısalması kısalması, en aza inmesi… Nefesin nefesimi karşılamakta... Sesin kalbime ılık ılık akmakta… İmkânsızlıklar içinde en yakın ve tek çıkar yolu kavuşmanın… Vuslatın farklı bir biçimi… Sesin yudum yudum içimi…

Bir sigara içimi… Ne kadar uzun olursa olsun konuşma süresi, o kadarcıkmış gibi gelir bana. Doyamam! O zaman, o kadar kısalır zaman… Sen aradığın zaman… Gece yarılarından sabahlara… Sabahlara kadar gülmece, eğlenmece… Şiirler, şarkılar… Yerine göre… Türül türül sevda… Kelime kelime, hece hece… Ne zaman başlar ne zaman biter gece, anlayamam! Sahi, aşkın dili nece?

Parmakların tuşlara değdiği zaman… Ahizeyi kaldırıp: “Alo! ..” dediğim an… O anda sarmaş dolaşız sanki! Parmak uçlarımız ahizelere değil de birbirlerine değmiş... Kollarımız karışmış, ruhlarımız sarışmış… Ne yazık ki uzun bilinen kış geceleri bile ancak bir karışmış!

Mesafeler mesafeler… O kat edilemez uzaklık aramızdaki… O kahredici ayrılık! Ah, o hasret! .. O gurbet! ..

Telefon çaldığı an… Karanlığın yarıldığı, yalnızlığın delindiği, mutluluğa gelindiği an… O ses, sonsuzluğa fışkıran sevinç… O ses geceye gökkuşakları saçan, bir uçtan bir uca… Semaya boylu boyunca… Her rengiyle yay gibi yayılan, kendi huyunca… Şafaklar attıran, güneşler açtıran… Sesin bile yeterdi seni sevmem için… Keşke sadece bunun için olsun sevmeye devam etseydim seni…

Keşke bitmeseydi yüreğimin ılıyışı… Her gece o renklerin, o kokunun yayılışı… Ayılışı olmasaydı o baygınlığın! Kalbimde doldurulması imkânsız koca bir kovuk bırakmasaydı yokluğun. Ne güzel başladı, ne şahane sürdü ve ne acı noktalandı bu oyun!

Her gece bitiyorum ben. Ben gece bitki/lerinden korkuyordum zaten. İnadına tam ortasına düştüm gece bitkilerinin! Akşamsefası mı desem, melisa mı desem… Böcek yiyen bitkiler gibi korkunç! Sinek miyim, kapana kısılan, yakalanan böcek mi bilmem!

Öyle bir pişmanlık içindeyim ki pişmanlıkların en beteri, en telafi edilemezi! Ben, kâğıt, kalem ve elem… Bir de arka arkaya yanan, yandığıyla bittiği bir olan sigaram… Yaktığım, bitirdiğim… Hayır, beni yakan, bitiren… Ortalık kesif sis, odam duman…

Ah, ben bu gece bitki/lerinden mustaribim! Aman! .. Ne kadar bitki/n, kimsesiz, nasıl garibim! Hele bitmeyen, bitmek bilmeyen gecelerimdeki tek mutluluk kaynağım olan sesin bitişi... Senin bitişin, beni tamamen bitiren! Senin bitki/n! ..

Şimdi geceler uzun mu uzun, upuzun… Sonsuzluğa eş… Batıyı buluyor bulmasına da, dağların arkasında dolanıyor dolanıyor da doğuyu bir türlü bulamıyor güneş… Tan yeri ağarmak bilmiyor sevgili… Şafaklar atmak bilmiyor!

Dünyam başıma göçmüş, seni kaybettiğimden beri… Ben seni değil, güneşimi kaybetmişim! Eşimi, neşemi… Artık her yer karanlık… Kapkaranlık… Zifiri zindan!

Evim terkedilmiş evler gibi… Hani metruk, karanlık, kopuk… Kabir kadar sessiz… Odam kasvetli, ıpıssız, dumanlı, loş… Telefon dilsiz, ahize lal…

Ben mi? Saç baş darmadağın, ruh darmadağın… Öyle pejmürde bir hal… Yüreğimde doldurulması imkânsız, büyüdükçe büyüyen bir boşluk… Uçurumlaşan bir yer… Nicedir münhal…

Zaman sonsuz, sensiz, sesinsiz… Ben hep pişman, bin kere bin pişman ve sensiz…

Gündüzler de geceler gibi simsiyah, desensiz… Sessiz… Sensiz… Hep sensiz…

Keşke sırf sesin için sevseydim seni. Sevmeye devam etseydim!

Keşke sevebilseydim, eskisi gibi!

Deliler gibi…

***
ŞİİR FISILTILARI - 0060

Onur Bilge
Kayıt Tarihi : 2.4.2017 21:59:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Onur Bilge