Zz 0005 / Yolcu / Şair Yolcu

Onur Bilge
1709

ŞİİR


39

TAKİPÇİ

Zz 0005 / Yolcu / Şair Yolcu

YOLCU

"Bugün son sinek de soğuktan öldü
Son gül soldu,son yaprak döküldü
Ay bulutların içine gömüldü
Son ahbap da diyar-ı ahirete göçtü..."

Cemil Meriç

ŞİİR DEĞİL

Bu şiir değil. Dizeler halinde yazılmış düzyazı… Dört dize alt alta uyak yapılmaz. Yapılırsa böyle yeknesak olur. Anlama bakalım, neler fısıldıyor…

Son sineğin öldüğünden kim ne kadar emin olabilir? Odadaki ise, o öldürmüştür. Bir başkasının içeriye girmeyeceği ya da bir yerlere saklanmadığı ne malum! Yer belirtilmemiş. Son gül için de durum aynı. Son ahbabın göçtüğü de inandırıcı değil ya neyse… Bir insanın hatta bir dostun ölümü bunlarla beraber zikredilerek nasıl sıradanlaştırılabilir!

İlk üçünün yok oluş nedeni havanın iyice soğumasına bağlıysa ve asıl maksat, karın kışın iyiden iyiye bastırmış olduğunu anlatmaksa, dostun ölümünün mevsim değişikliğiyle ne alakası var. Eceli gelmiştir mübareğin.

Burada anlatılmak istenen birer birer yok oluşsa, şair kendisini de sıraya koymuş demektir. Heyhuladan kasıt zâtıâlileriyse, ziyadesiyle abartmışlar. Odacık ve heyhula cüssesi… Biraz zor sığar oraya o! Bir kova su ve damlacık olayı… Bunların oranı da inadına çok fazla… Burada bir tezat var.

Bir kova suyun ne olduğu tartışılır, anlamı malum olsa da o zamanki şartlarda… Bir damlacıkla, yaratılışa değiniliyorsa mesele yok.

Bağrına taş veya köz basmak var, bağrını köze basmak yok, bildiğim kadarıyla. Eğer közlenmesi gerekiyorsa neden küçük bir közle közlensin ki? Eli değmişken mangala falan… Yakışır!

***
ŞAİR YOLCU

Mevsim kış… Zaman son/bahar da değil artık… Ne yazık ki açık açık kış… Sinekler bile dayanamadı, kara kışa, buydurucu soğuğa… Donmamak için evlere dalan, odalara doluşanlar da sonunda yok oldular birer birer… Tek bir sinek kalmıştı şuralarda, aptal aptal dolaşan, sersemlemiş vaziyette… Sonunda onun da gücü tükendi. Ayaklarını tepeye dikiverdi, kendisine bahşedilen sürenin nihayetinde.

Sonbahara kadar dayanan son güller de soldu. Güzellikleri gazel oldu, döküldü. Söküldü kuruyan otlar, sımsıkı tutundukları yerlerden. Yapraklar ağaçlardan birer birer… Sararan son yaprak da yerinden yok oldu. Dalda kalan son yaprak gibidir ya alınan sayılı nefeslerin sonuncusu… Onun da göründü görünecek sonu… Bulundu bulunacak ucu…

Güneş çoktan eteklerini sürüye sürüye çekilip gitti. Ay da karardıkça kararan kötümser bakışlı bulutların arkasına saklandı. Eşler dostlar teker teker veda edip gittiler, aynı şekilde.

Bir ben kaldım burada… Bir hayal, bir heyula… Ben de ölümü bekliyorum, bu küçücük, ılık ve loş odacığımda… Bir damla suymuşum gibi küçük bir kapta… Buharlaşıp uçmayı bekleyen… Kurumayı bekleyen bir damlacık…

Dağlar aşarım, yollar kat ederim. İnerim çıkarım da şu yalan dünyada… Dünyanın sonunda, bir mezardan ibaret olurum… Bir mezar ki bir düzlükte… Ne dağ başında ne de tepede… İlerde… Fakat çok ilerde değil artık şimdilerde… Ancak bilmiyorum… Kimse bilmiyor ama o ezelde kararlaştırılmış yerde… Kim bilir ki nerde?

”Halin nedir? ” diye soran yok, bu garibe. Hal hatır soracak pek kimsem de kalmadı zaten. O bir vakit dost gibi yanıma sokulanlar da yok oldular… Arkadaş, taallukat, evlat… Fakat bunun hesabı sorulacak mutlaka zamanlardan bir zaman… Zamanın şekil değiştirerek hüküm sürdüğü yerde… O yer ki bin bir ayak bir ayaküstüne…

Bugün, günlerden sabır… Çekilesi olmayan uzun bir çilenin sabrı… Çoktan geçip gitti, çağın sonbaharı… Zaman, zamanın ahir zamanı… Azalanı… Kalanı… En acı olanı… Bir selama, bir çift güzel sözle gönül almaya muhtaç olunan bir zaman… Zaman, acı zamanı… Zaman yürekte sancı… Sayılı sürenin sonuna en yakın olanı… Bağra köz basma zamanı…

***

Bu, şairin gevelediği, yani asıl anlatmaya çalıştığıydı. Şimdi bir de farklı bir çağrışımına bakalım! Sıradanı, keyfimize göre sıra dışı yapalım!

***

BİR KIŞ GECESİNİNİN SON SİGARASI

On yedi yaşından beri sigara içen, hastalığı nedeniyle bırakmak zorunda kaldığı için istemeye istemeye ayrıldığı dostuna, ikinci hanımının sigara kullanmakta oluşu nedeniyle hasretine daha fazla dayanamayarak tekrar kavuşan şair, o kış kıyamette, ay karanlık, gece yarısı, kıyıp da yakamadığı, hiç kalmayacağı, sabaha kadar başka bulamayacağı düşüncesiyle acaba kutuda kalan tek sigarasından nasıl ayrılacağından, o ayrılıkla sonunun nasıl olacağından mı söz etmeye çalıştı bu şiirinde?

Sigara gerçekten tam bir heyula… Tiryakisi için hem korkunç hem büyük ihtiyaç… Hem de öldürücü! .. Yakılışı ve içimi, ölümü, yok oluşları çağrıştırıyor. Sinek gibi gül gibi ay gibi… Her şey bir yerde bitiyor, yok olup gidiyor.

Küçük bir odacık, sigara kutusu olabilir. O zamanlar kartondu. İkisinin de aslı bitki… Kovadaki su ve damla misali… Onca insan arasında bir insan, değil kovada damlacık, denizde damla… O kadar önemsizleşiveriyor işte o mantıkla çoklukta… Küçük ve düz bir ovacık, küllük olabilir diye düşünülebilir. Onun mezarı orasıdır, oraya gömülür. Diğer gömülenlerin yanına…

O masum, o minicik, dost görünümlü heyulanın da halini hatırını sormak, içene düşer. Öncekiler gibi ifadesini alması gerekir. Zararlıdır mararlıdır ama neticede o da bir nimettir. Ondan da sorgulanılanılacak… Birkaç söz de onun için denmeli, şaire yakışır. Mahrum kalmamalı zavallı o geceki son dost, sırdaş, dert ortağı, tesellici… Hatta ona da bir şiir yazılmalı. Olamaz mı yani?

Her sigara gibi o da sonunda, söndürülürken bağrını küçük bir köze basar. Bu, onun sonudur, onunla olmak da içenin…

Küçük, önemsiz, masum görünür, madde halinde düşünüldüğünde ama ihtiyaç duyulup aranmaya başlandığında, görünmeyen cüssesinin olanca heybetiyle ortaya çıkıp, karşıya dikiliverir! .. En olmayacak zamanda, özellikle geceleri, paketler dibine indiğinde, hele zulada da kalmamışsa, tiryakisini adamakıllı arandırır! Kıvrandırır da kıvrandırır!

***

Diğer sanatlar kalıplaşmışlardır. Donar kalırlar öylece ama şiir, değişir de değişir… Her okuyanın hayal dünyasının rüzgârına kapılarak bir başka şekillenir. Hayallenir de hayallenir muhayyilesinde… Herkesin zihninde değişik biçimde…

Film, nasıl çekildiyse öyle kalır. Fotoğraf çekildiği gibi… Resim, heykel, rölyef… Çanak çömlek… Her şey yapıldığı gibi… Şiir, hayal dünyasından hayaller sürüyerek gelir. Ruhu bin bir hazza bürüyerek gelir… Gökkuşağını kürüyerek gelir… Gönlün podyumunda yürüyerek gelir… Diğerleri zamanla çürüyerek gider. O ise şarkı olur, türkü olur, ağıt olur, yıllarca dilden dile, ilden ile dolaşır, asırlarca yaşar da yaşar… Mimari eser gibi temele çakılıp, heykel gibi bir kaideye oturup kalmaz. Film gibi, fotoğraf gibi, resim gibi zamanla solmaz, sararmaz, aşınmaz. Her dem tazeliğini muhafaza eder. Yıllara meydan okur! Yıpranmaz, aşınmaz, eskimez… Çoğu gibi olduğu yerde de kalmaz. Kabarır, kükrer… Yerine yöresine sığmaz! Taşar da taşar… Nice dağlar, ovalar aşar! Güçlüsü dile dolaşır, dünyayı bir uçtan bir uca dolaşır. Kutuptan kutba ulaşır. Ekvator boyu dolaşır.

Şiir, duymak istenince, diline kulak verince, neler neler fısıldar, neler çağrıştırır! Benim bir şiir hakkında yazmam için ille de ille de harfiyen isabet ettirmem gerekmez ki! Şair ne demişse demiş! Kendince bir anlam ve ahenk vermiş… Onu bana sevdirmiş. Bir takım sözcükler vermiş, elime. Onlar renkleridir eserin, kelime kelime… Tamamı evrilir çevrilir, düşünce paletimde… Her fırça darbesiyle değişiklik arz eder renklerinin muhtelif tonları… Ben dilediğim gibi boyarım onları… Şekillerim beynimde, renklerim… Hayallerim, hayal dünyamda… Onun ne dediğinden bana ne! Önemli değil ki ne demek istediği, ne dediği! Beni nerelere sevk ettiği önemli… Neler çağrıştırdığı, neler düşündürdüğü…

Bana tümceler lazım… Dizeler… Sözcükler ve ahenk yeter… Aklımı çalıştırır, düşünmeye sevk eder… Hayal meyal gelir, yavaş yavaş belirginleşir… Beynime yerleşir, gelişir de gelişir… İçime siner, kalbime iner… Gönlümü fetheder… Hayalimde netleşir, şekillenir de şekillenir… Güzelleşir de güzelleşir... Fısıltısı netleşir…

Hayal âleminde gezdirir beni. Düşünce çıkrığıma tek hareket kâfi… Sonrası kolay… İşte kuyu, kova, kuyu suyu… A/dam, dam/la…

Şıngır mıngır, şıngır mıngır… Doldur doldur boşalt!

Bir tekerleme anımsattı, kova, kuyu, kuyu suyu…

Her güzelin var bir huyu
Nane suyu kekik suyu…

Benim huyum da bu! İşime gelirse, çıplak anlamıyla, aynen… İşime gelmezse, işime geldiği gibi…

Umarım bu şiiri yavan bulanlar, doğru dürüst tat alamayanlar, şiirden umdukları tadı yazdıklarımdan alırlar.

***

Onur BİLGE
ŞİİR FISILTILARI - 0005

Onur Bilge
Kayıt Tarihi : 3.2.2017 00:59:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Onur Bilge