Yaptığın İyilik Sana Geri Döner (öykü)

Seyyid Burhaneddin Kekeç
968

ŞİİR


11

TAKİPÇİ

Yaptığın İyilik Sana Geri Döner (öykü)

Burhan düzenli olarak spor yapardı. O günkü hava şartlarına ve keyfine göre bazen 6 km bazen 10 bazen de 15-20 km kah yürür kah koşardı.

Pazar günü erkenden uyanmıştı. “Bu saatte herkes uyurken ben ne yapabilirim ki. Yürüyerek çarşıya doğru gitsem çarşı kapalı, arkadaşlardan birisini arayım desem hepsi bu saatte uykudadır. En iyisi ben çıkıp şöyle 8-10 km kadar koşayım” diye kendi kendisine söylendi.

Spor kıyafetlerini giyinip evden dışarı çıktı. Şehrin kıyı semtlerinden birinde oturuyordu. Oturduğu semtin arka tarafı ormandı. O ormana dalmak yerine ormanı bir daire şeklinde çevreleyen otoyol kenarındaki bisiklet yolunu tercih etti. Kısa bir süre ısınma yürüyüşünden sonra hafif tempoda koşmaya başladı, ısındıkça temposunu artırarak ortalama bir tempo tutturdu.

Koşarken müzik dinlemeyi de severdi. Bazen telefonunu yanına alırdı. Telefonu genellikle gözlerine inen teri silmek için kullandığı kol bandı ile kolunun arasına sıkıştırır kulaklığını da takar müzik dinlerdi. Ama bugün sabah nedense içinden müzik dinlemek gelmiyordu.

Koşarken bazen hayallere dalardı. Çoluğu çocuğu evlendirmiş kendisi de bir deniz kıyısında küçük bahçeli bir ev almış bir şekilde hayal ederdi. Bahçesinde domates biber salatalık ve birbirinden güzel çiçekler yetiştirirken hayal ederdi kendisini.

Yine kendisini bu tür hayallerden birisine kaptırmış koşarken oto yolla bisiklet yolunu birbirinden ayıran yeşil çayırların arasında beyaz bir şeye gözü ilişti. Önce aldırmadı, koşusuna devam etti. Biraz ilerledikten sonra o da neydi diye içinde bir merak uyandı. Geri dönüp ne olduğuna baktığında çayıra gömülmüş beyaz bir cep telefonu olduğunu gördü. Telefonu alıp her zaman kendi cep telefonunu koyduğu yere, kol bandı ile kolunun arasına sıkıştırıp koşusuna devam etti.

Koşusunu bitirip evine döndüğünde hemen bir duş alıp günlük elbiselerini giyindi. Daha sonra telefonu açtı ama telefonda şifre vardı ve şifreyi soruyordu. “Peki, ben şimdi bunun sahibini nasıl bulacağım” diye düşündü. “En iyisi ben bunu yarın bizim telefoncu Aydın’a götüreyim o bir yolunu bulur. Şimdilik daha fazla kurcalamayım” dedi kendi kendine.

Günlerden Pazar olduğu için şehrin tek Türk amatör futbol kulübü olan TVV’nin (Türk Futbol Kulübü) maçını izlemeye gitti. Orada maçı izlemeye gelen arkadaşlarıyla karşılaştı. Hem sohbet edip hem maç izlemeye başladılar. Bazen bir antrenör gibi heyecanla sahadaki futbolculara uyarılar yapıyorlar bazen de tezahüratta bulunuyorlardı. Zevkli bir mücadeleden sonra maçı TVV 3-1 kazanmıştı. Maçı kazanmış olmanın da coşkusuyla kulübün lokaline geçerek arkadaşlarına içecek ısmarladı. Biraz sonra konuşmalar tamamıyla bir araba sohbeti haline dönüşmüştü. Herkes beğendiği ya da almak istediği arabanın ya da kendi arabasının özelliklerini anlatıyordu. Bir süre sonra sohbet o günkü süper lig maçlarına döndü. Hangi takım kazanır hangi takım kaybeder o konudaki düşüncelerini söylediler.

Kulüpte bir süre sonra mangal yakılmış kebap satışlarına başlanmıştı. Bu sefer herkes mangala koşmuştu. Kebabını içeceğini alan masaya dönmüştü. Neşe içerisinde yemeklerini yediler.

Yemekten sonra aralarından biri “var mısınız batak maçına” diye bir söz attı ortaya. Sanki millet bunu bekliyormuşçasına haydi dediler. Bu sefer ya iki ayrı masada oynayacaklardı ya da dört kişi oynarken diğer beş kişi onları izleyecekti. İki masa oluşturdular. Burhan oyunlara katılmadı, her iki masanın oyununu da izleyebilecek bir konum alarak her iki masanın da oyununu takibe aldı. Oyunun durumuna göre bazen arkadaşlarına laf atıyor akıl veriyor bazen de ortalığı kızıştırıyordu. Tabi bunlar masada birilerini kızdırırken çoğunun da kahkahasına neden oluyordu. Neşe içerisinde birbirlerini kızdırıp oyunu daha iddialı bir hale getiriyorlardı.

Oyuna o kadar dalmışlardı ki zamanın ne çabuk geçtiğinin farkına dahi varmadılar. Ancak kulüp yetkililerinden biri televizyonu açtığında süper lig maçlarından birinin başlamış olduğunu gördüklerinde vaktin bir hayli ilerlediğini anlamışlardı. Oyunu bırakarak maç seyretmeye başladılar. Tabi bu arada yine kebaplar yenmiş içecekler içilmişti.

Burhan, akşamı spor kulübünde yapmıştı. Evine geldiğin de hava kararmıştı. Kulüpte yemek yediği için karnı toktu. Televizyonu açıp kanepeye uzandı. Televizyonda kanalları gezerken bir spor kanalı dikkatini çekti. Programı izlemeye devam etti. Programda o günkü futbol maçları üzerine yapılan yorumları dinledi. Sonra programdaki seviyenin gittikçe düştüğünü görünce eline televizyon kumandasını alıp kanalları gezmeye başladı. Sonra bir dizi de karar kılıp izlemeye başladı.

Uyanıp kendine geldiğinde televizyonun açık olduğunu izlediği dizinin çoktan bitmiş olduğunu gördü. Televizyonu kapatıp yatağına gitti. Pazartesi sabahı uyandığında vakit yine erkendi. Kendisine güzel bir kahvaltı hazırladı. Sonra da afiyetle bir güzel yedi.

Evden çıktığında saat onu biraz geçmişti. Doğruca Aydın’ın dükkanına gitti. Dükkana girip selam verdiğinde iki eski dost sanki uzun süre görüşmemiş gibi kucaklaştılar. Aydın arkadaşına hemen bir kahve ikram etti. Hal hatır sormadan sonra Burhan, “Gözüm şöyle bir telefon buldum. Ben açmayı denedim ama şifre soruyordu bu yüzden hemen kapattım. Sen bir bakıver şuna. Açabilirsen sahibine ulaşalım da verelim telefonunu”.

Aydın telefonu açtı, önce şifre olarak dört adet sıfırı denedi. Olmayınca 1234’ü denedi, yine olmadı. “Bir daha yanlış şifre girersem telefon bloke olur. Başka yol bulmalıyız” dedi. Telefonu kapattı, yan tarafından telefonun sim kartını çıkarttı. Sonra telefonu tekrar açtı. Bu kez telefon açılmıştı. Çünkü telefon sahibi sim karta şifre koymuştu ama telefona şifre koymayı unutmuştu. Telefonun şifresi olmadığı için de açılmıştı. Aydın hemen telefonda bulunan e-mail adresine baktı. Aydının beklediği gibi de oldu. E-mail adresi telefon sahibinim soy ismiydi.

Telefondaki isim listelerinden aynı soy isimleri aramaya başladılar. İlk soy ismi aynı olan kişinin numarasını Burhan kendi telefonuyla aradı. Telefonu açan kişi telefonu kaybedenin babasıydı. Burhan durumu kısaca adama anlatmaya başlamıştı ki adam durumu anlamıştı. “Telefon oğlumun, dün akşam bisikletle eve gelirken yolda düşürmüş. Hemen kendisine haber vereyim sizinle iletişime geçsin. Bu numarayı oğluma versem olur mu?” Burhan, “Tabi ki, oğlunuz bu numaradan bana ulaşabilir” dedi.

Kısa bir süre Burhan’ın telefonu çaldı. Arayan bu kez telefon sahibiydi. Telefon sahibi bu civarlarda bir yerdeyseniz bir saat içerisinde yanınızda olabilirim dedi. Burhan bulunduğu yeri söyledi. Telefon sahibi “hemen geliyorum” dedi. Aradan yarım saat geçmemişti ki halinden talebe olduğu anlaşılan bir genç dükkandan içeri girerek “İsmim Jansen” diye kendisini tanıtıp, “telefonumu almaya geldim” dedi. Burhan telefonu gence uzatıp verdi. Delikanlı çok sevinmişti, teşekkür etti.

Burhan telefonunu nasıl düşürdüğünü sordu. Jansen, “Hafta sonu arkadaşlarla bir barda buluştuk. Hem içtik hem eğlendik. Gece geç saatlerde dağıldık. Ben bisikletle eve gidiyordum. Bisiklet sürerken telefonumu düşürmüşüm. Sarhoşluğun da etkisiyle olsa gerek düşürürken fark etmemişim. Babama söylediğim de çok kızdı. Sayenizde onun başımın etini yemesinden de kurtulacağım. Size ne kadar teşekkür etsem azdır.

Sonra cebinden 20 euro çıkartıp Burhan’a uzattı. Burhan bir paraya bir delikanlıya baktı tebessüm etti. Sonra “sen öğrencisin değil mi” dedi. Delikanlı “evet” dedi. Bu parayı kendine harçlık yaparsın. Hiçbir borcun yok. Delikanlı biraz şaşırmıştı ama çok sevinmişti. Delikanlı telefonuna kavuşmuş olmanın mutluluğu Burhan bir emaneti sahibine teslim etmiş olmanın huzuru içerisinde ayrıldılar.

Burhan Aydın’a dönüp her şey için teşekkür etti. Aydın, “Kazandığın sevaba beni de ortak ettiğin için asıl ben teşekkür ederim gülüm. İyi varsın ki sayende bizlerde bu iyiliğin güzelliğini görüp yaşıyoruz” dedi.

Burhan, Aydınla vedalaşıp çarşıya doğru yürüdü. Birkaç mağazayı gezdikten sonra yürüyerek evine doğru yol almaya başladı. Yolda yürürken bir telefon geldi. Arayan Türkiye’den bir akrabasıydı. Telefonda üzücü bir haber aldı. Teyzesini kaybettiğini öğrendi. O emaneti sahibine teslim etmiş olmanın verdiği huzurun yerini bir yeis aldı. Yüreği daraldı, kalbinin bir parçasının koptuğunu hissetti. Teyzesini en son Türkiye’ye tatile gittiğinde görmüş helalleşip öyle vedalaşmıştı.

Yolda yürürken teyzesiyle geçirdiği anılar gözlerinin önünde canlanmaya başlamış anılara dalıp gitmişti. Duyduğu bir korna ve acı bir fren sesiyle kendine gelmişti ama geç kalmıştı. Sanki havalandığını hissetti. Çok kısa bir süre sonra yere düştüğünde bir acı hissetti. Kendisine geldiğinde beyni zonkluyordu. Biraz önce telefonunu bulup iade ettiği Jansen’e onun elini tutmuş başucunda beklerken gördü.

Delikanlı, “Burhan Bey korkmayın, bir kaza yaptınız. Ambülansa telefon ettim geliyor, yolda. Ağrı sızınız var mı?” diye soruyordu. Kısa bir süre sonra ambülans gelmiş onu hastaneye götürmüştü. Görünüşte bir şey yoktu ama daha sonra yapılan tetkiklerde bir iç kanama olduğu anlaşıldı. Hemen ameliyata alındı.

Burhan kendisine geldiğinde bir yoğun bakım servisinde olduğunu fark etti. Bir süre sonra onu bir odaya aldılar. Öğleye doğru Aydın’la birlikte Jansen odanın kapısından içeri girdiler. Burhan onları gördüğünde gözleri parladı. Kısa süreli hal hatır sormadan sonra Burhan hatırladığı kadarıyla olayı anlattı.

Jansen da gördüklerini anlattı. “Eve gitmek için oradan geçiyordum. Sizi dalgın yürürken gördüm. Sonra birden kaza oldu. Hemen yanınıza koşup ambülansa ve polise haber verdim. Yakınlarınızı tanımadığım için de Aydın Beye gidip durumu haber verdim. İşte şimdi de buradayız. Teyzeniz için üzgünüm, başınız sağ olsun. Size de geçmiş olsun. Sizin için yapabileceğim bir şey varsa elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım” Burhan Jansen’a çok teşekkür etti. “Farkında değilsin belki ama sana hayatımı borçluyum. Ambülans zamanında gelmeseydi iç kanamadan ölebilirmişim” dedi. Jansen da “İyi de benim telefonumu bulmuş olmasaydınız belki çarşıya gelmeyecektiniz. Biz en iyisi her şeyi bir şeylere bağlamaktan vazgeçip kısaca kader diyelim”.

Burhan, “Galiba haklısın Jansen. (Kader, beyaz kağıda sütle yazılmış yazı, elindeyse gel de çıkar beyazdan beyazı) demiş şair. Ama burada benim gördüğüm, yaptığın iyilik bir gün mutlaka sana geri dönüyor…”

©
25. 01. 2021
08 : 32

Seyyid Burhaneddin Kekeç
Kayıt Tarihi : 25.1.2021 12:01:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!