Ve Allah, Seni Sevmeyi Yarattı…

Şiir Yarışması
Halil Işık
52

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Ve Allah, Seni Sevmeyi Yarattı…

giderek, kötü bir alışkanlığa dönüşmesin diye yaşamak,

sevdim seni, umudumun boynuna özlem şalını dolayarak

elimdeki gülü, boyuna döndürüyorum, döndürüyorum…

dikenlerim güle batıyor, yanlışlıkla

uğradığım bütün kadınlar yaşımı büyüttü benim,

ama, bu defâ başka

bu defâ, böyle yana yakıla

her gece, yeniden sevdâya yatılacak, kalın uykularla

dağlar, giderek yakışıyor yollara,

ovalar, baktıkça genişliyor senin sâyende

somyasız evlerde de, ağzını şapırdatarak uyuyor çocuklar

basma entârilerinin dalgınlaştırdığı bohçacı kızlar,

tarhana kokan çocukluğuma yetişiyor;

- geldiniz mâdem, siz de bir el verin şu sevdâya

hırsın bilenmiş okyanusunda yüzmeyi bırakın hele

şu kükürt kokan İstanbul bahçelerinde

kimin diktiği bilinmeyen ağaçlar;

tamamlıyor, yarım kalmış bir ormanı

kıraç bir Anadolu, yeşeriyor gözlerinin önünde

yalçın kayalara tırmanıyor, ölüm bile

ve Allah, sevgiyi yaratmış işte…

bulutlar bile şaştı bu işe;

en güzel yağmuru biriktiriyorlar bize

en güzel türküyü söylemedim daha

nah şuramda, baltakesmez bir ağaç gibi, sesin büyüyor içimde

ben, seni nasıl sevdim, bilmiyorum

bir hüznün, bin kere ele gelmesinde…

bahar, yanardağ gibi taşıp dökülüyorken ovama,

kuş sesi gibi işledin gökyerime

Harran köylüsü, yağmur duasına çıkmıştı,

ben seni sevdiğimde; adım kuraklıktı, söyledikçe

uykudan kalkıp, düşüme uyandım

dışarı açılıyor artık benim pencerelerim de

ben seni sevdiğimi, Galata Köprüsü’nün dibinde,

sarhoşlara söyledim; ne olmuş söyledimse?

eskirim, eskitemem seni…

konuştukça gençleşen gözlerini öpmek için,

yalnızlığımı nasıl tırmandım, bilemezsin…

seni anlattıkça, kendime benzetiyorum herkesi

kederler orağa geliyor, büyüdükçe,

perde perde yırtılıyor; geçmişi denizin

sesimi tarıyorum, her sabah aynada,

sana gelmelerin yollarına bakıyorum

günler yavaşlıyor, bıraktıkça dünde seni

içinde gül geçmeyen türkü mü kalmış?

denizsiz mâvi mi olurmuş?

dalgalar bedâva, martılar da caba

tanyerleri ağarırken, uzuyor Anadolu; sana yetişmelere

bir değirmen dönüyor; şıpır şıpır; bin değirmen içinde

her gün, yeniden doğmak için sana, dünyâya,

karışmak için, koşmaya yeni başlamış tayların yanına,

iyi bakılmış bir Anadolu’ya,

meselâ; Dârende’den Malatya Ovası’na,

kayısı topladım gözlerimle sana

henüz gelmemiş bir ömrü dilendim sonra

ben, seni sevmenin ilkbaharına yetişebildim anca,

bende başka mevsim arama

bütün yetimhânelerini, bütün tımarhânelerini dolaştım aşkın

bende çocuk çok ama, sakın ha, akıl arama…

seni sevdim; kavgalar çıkıyordu, dört bir yanımda

güneşi koyulmuş bir Mezopotamya’ya sağıyordum,

dili ballı gülüşlerini,

dünyanın en güzel çocukları yetişecek orada

seni sevdim; çengele asılmıştı kadınlar; koyunlarla yan yana

köpürmüş bir deniz buldum; ayışığı sofrasında

güneşi tuttum adınla;

acıdan değil ama, acımdan ölürüm; ölür insan…

acının ellerinden tutma ama, çengele asılanları da unutma

seni sevdim; zâlimlere diklendim;

- kırma gülün dalını; sen dikmedin,

karmadın toprağını

hangi aklın yaprağını suluyorsun; bir bilsen…

geceleri de açık çiçekçiler bulabilseydik,

sevinirdik ama;

gün gelir, güller de kurtlanır,

herkes şükreder, insan olduğuna

21-24 Mayıs 2016 Cuma~Pazartesi / Hilvan~Şanlıurfa~İstanbul

Halil Işık
Kayıt Tarihi : 30.5.2016 23:49:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!