Ümit Duysak Adlı Üyenin Nedir Yazıları - Anto ...

Şiir Yarışması
  • Hüseyin Hilmi Işık

    09.11.2020 - 00:30

    Allahü teâlâ nın bu memlete büyük bir ihsanı olan Mübarek, Veli, Âlim zâttır. Kendisi pek büyük ilmi eserler vermiştir. Birkaçının okumak için linki;

    http://hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=001
    http://hakikatkitabevi.net/book.php?bookCode=002
    http://hakikatkitabevi.net/book.php?bookCode=004
    http://hakikatkitabevi.net/book.php?bookCode=008
    http://hakikatkitabevi.net/book.php?bookCode=003

  • ab-ı hayat

    09.11.2020 - 00:23

    Sana nasihatim var eylen yolcu
    Çürük köprülerden geçme ha geçme
    Mertlere haramdır namerdin suyu
    Ab-ı hayat olsa içme ha içme.

    Geçme ha geçme – Osman Dağlı

    http://ahmetsimsirgil.com/gecme-ha-gecme-osman-dagli/

    Ayrıca Enver Ören "rahmetullahi aleyh" için sevenleri tarafından Ab-i Hayat kelimesi kullanılır.

  • mevlana

    02.11.2020 - 14:50

    Tasavvuf deryasına dalmış bir Hak âşığıdır. İlmi, teşbihleri, sözleri ve nasihatleri bu deryadan saçılan hikmet damlalarıdır. O, bir tarikat kurucusu değildir. Yeni usûller ve ibadet şekilleri ihdâs etmemiştir. Ney, dümbelek, tambur gibi çeşitli çalgı âletleri çalınarak yapılan törenler ve âyinler, Hazret-i Mevlana’nın vefatından 3-4 asır sonra meydana çıkmıştır. Halbuki o, ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları sonra gelenler uydurdu. 47 binden ziyade beytiyle dünyaya nûr saçan Mesnevî’sine, her ülkede, birçok dillerde şerhler yapılmıştır. En kıymetlisi Mevlana Câmi’nin kitabı olup, bunun da şerhleri vardır. Türkçe şerhlerinden, Ankara vâlisi Âbidin Paşanın şerhi çok kıymetlidir. Âbidin Paşa bu şerhinde, ney’in, insan-ı kâmil olduğunu ispat etmektedir.

    Mevlevîlik, cahillerin eline düştüğünden, bunlar ney’i çalgı sanarak, ney, dümbelek gibi şeyler çalmaya, dönmeye başlamışlar. İbadete, İslam dininin yasak ettiği çirkin şeyler karıştırmışlardır. Hazret-i Mevlana, bırakın ney çalmayı, oynayıp dönmeyi, yüksek sesle zikir bile yapmadı. Nitekim Mesnevî’sinde diyor ki:
    Pes zî cân kün, vasl-ı Canan-râ taleb
    Bî leb-ü gâm mîgû nâm-ı rab.

    Manası şudur:
    O halde, Canana kavuşmayı, cân-u gönülden iste
    Dudağını oynatmadan, Rabbinin ismini kalbinden söyle.

    Bugün, bu tasavvuf üstadının türbesine sonradan konan çalgı âletlerini görenler, işin gerçeğini bilmeyenler, bu mübarek zatın çalgı çaldığını, bu aletlerin onun olduğunu zannetmektedirler. O hakikat güneşini yakından tanıyanlar, bunlara elbette itibar etmez. Zaten bu büyükler, şüpheli şeylerden kaçtıkları gibi, mubahları bile sınırlı ve ölçülü kullanmışlardır.

Toplam 3 mesaj bulundu