Nadire Savcı - Hakkında Yazdığı Tanıtım Yazısı


Nadire Savcı En Güzeli! .. sessizlik içinde bin bir fırtına kime, neye açayım yüreğimi ne diyeyim ki ne anlasınlar susmuşlığum gibi gönülde susmalı, göz kapalı, kalp sessiz bir kedi mırıltısı yağan yağmurda aç pencereni al eline bir bardak çay kalbinde sussun sen de sus dinle yağmurun sesini bence en güzeli N.S -------- Çekin Gidin Gayri umut tutmaz yaralı yüreğim Ne sen artık bir şey söyle, ne ben kalayım Bilmezler, ben böyle boşuna sevmişim Bre sokak taşları! Çekin gidin Bu gece sokaklar da yalnız ben kalayım Neye fayda bu sözler, Neye ağlar ki bilmem, bu yaslı gözler Yalnız siz duyun sokaklar, yalnız size ağlayım Bre Ağustos böcekleri çekin gidin! Bu gece sokaklar da yalnız ben kalayım Bilmezler nasıl sevdim, bilmezler ya! Doldur kadehimi o eski günleri anayım Ne olur meyci o son şişeni satma, ben alayım Bre kahpeler çekin gidin Bu gece sokaklar da yalnız ben kalayım İste, tüm sevgimi o ağarmaz karanlığa vereyim Şöyle sere serpe kendimi yerden yere atayım Karşıma çık! Bir sillede sana vurayım Ne olur alın götürün şu şehri! .. Bu gece sokaklar da yalnız, yalnız ben kalayım Serkan Ökçe - Ne Söylenmişse Sevmek Ne söylenmişse sevmek üstüne sanki sizedir Bütün güzel şiirlere uygun her yeriniz Çekip götüren saçlarınızdır o saatleri bir bir Dünyaya sizinle baktığımı bilmelisiniz Benim bu evlere düşkünlüğüm sizin yüzünüzden Şiirlerim bu yüzden aşklara aşklara doğru Nasıl hazırlanırım sizin gecenize gündüzden Siz olmasanız ekmekler sular ne olurdu Sizin yolunuzdur başlayan nereye düşse ayaklarım Rum ateşleriyle oymalı koç başlarıyla tunç kapılarda Sizin içindir durup durup kentleri kuşatmalarım Söylediğim sizseniz ne denli geniş olsa yerim Korkarım harcamaktan sözlerimizi boş kalıplarda Çirkin bir şey diyecek olsam ellerimiz durur önümüze güzeltirim. Turgut Uyar - Nasıl etmeli de ağlayabilmeli Farkına bile varmadan Nasıl etmeli de ağlayabilmeli Ayıpsız, Aşikare, Yağmur misali? Neylersin alışkanlık İçin kan ağlarken yüzün güler Dikilitaş gibi dinelirsin yine. Yavrum, erişmek ne müşkülmüş meğer, Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine? Nazım Hikmet RAN - (Ağlamak Meselesi) - EMANET HAYATLARA TUTUNUP, ÖMRÜNÜ HARCAMAYACAKSIN Boş Hayaller Kurmayacaksın!.. Ne olmasını bekliyorsun? Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun? ...Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun? Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın! Sistem böyle çalışmıyor! Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon, aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan, hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır! Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın! Her şeyden önce farkına varacaksın! Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın. Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun yanılgısına kapılmışsın demektir. Kendini kandırmayacaksın! Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin. Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir. Onu da yaşayacaksın. Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin, bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın. Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın. Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin. Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin. Yüreğinle yüzleşeceksin. Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin. Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin. Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın. Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin. Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın! Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin. İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız var ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin. Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın! Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine, neden hayatına başlayamadığını çözeceksin. Korkularınla yüzleşeceksin. Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens beklemeyeceksin. Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak, kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin. İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban, kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın. Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da, sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın! Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın. Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın, bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin; kimseye dayanmayacaksın! Dünya da sensin, evren de! Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. Ruhunu da,aklını da bedenin gibi besleyeceksin. Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın, sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın. Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın. Ne olmasını bekliyorsan, Sen öyle oturdukça, olmayacak. Boşuna hayal kurmayacaksın!!! //Can Yücel // Emanetçi Ödünç hayatlar yaşadım durdum. Bazılarında güldüm, Çoğundaysa ağladım…. Ama hiç biri bana ait değildi. Ben bir emanetçiyim. Hayatlar yaşarım emanet alınmış. Aşklar taşırım sırtımda. Yüreğime ait olmayan. Günah çekerim bedeline. Nedenine sebep olmadan. Ben bir emanetçiyim. Kendime ait bir yaşamım yok. İstesem de istemesem de. İstemezdim böyle olmasını. Emanet yaşamak istemezdim yaşadıklarımı. Ama ne yaparsın kader işte. Öyle veya böyle yaşanılıyor. Kimi kendi hayatını yaşar. Kimi de benim gibi emanet yaşar. Ben bir emanetçiyim. Kendime değil başkalarına yaşarım. Gülünçte olsa hüzünde olsa. Başkalarına yaşarım. Ben bir emanetçiyim. Göz yaşlarıma kadar her şeyim emanet. Mehmet Raşit Er Hamuş! .. Yangın yerine bir bak! Ateşten, külden, kordan ne var elinde? Pervane değilsen yaklaşma sakın ateşe! Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen “ben Aşk’ım” deme kimseye. Aşk gelmesin seninle dile. İncinmesin ne Mecnun ne Leyla, ne gül ne de diken seninle! Ayağıma diken batacak diyorsan düşme çöle. Ah-u zar ederim diyorsan çekme gözüne sürme! Talipsen kara bahta kör talihe... Dinle! Hamuş! .. Dedi Mevlana kendisine Hamuş! ... Yani Suskun! ... Sustuğu yerde açıldı kapılar, önüne serildi ışıltılı kelimeler, kalbi duygular… Hamuş! .. dedi sustu Mevlana… Sustu ve kapandı karanlıklara… Karanlıklara Şems doğdu sonra… Baktı… Gördü… Adına Aşk dedi… Candan özge candan öte olana… Yaprakta tohumu, damlada okyanusu gördü sonra… Hamuş! .. Demiştim ben de kendime. Sözün bittiği yerde, noktanın konduğu yerde susmuştum bütün kelimelerimi. Anlatmak yormuştu nazenin bedenimi… Anlaşılamamak ise en çok yüreğimi. Sustuğu yerde anlaşılmaktı belli ki bütün derdi… Hamuş! .. Demiştim ben de kendime. Seni anlatmayan bütün kelimeleri susmuştum. Senle başlamayan bütün cümleleri bir bir bozmuştum. Şems ol da gel karanlıklarıma doğ diye ummuştum… Umutmuşsun! .. Unutmuşum! ... Hamuş! .. Demiştim ben de kendime. Suskunluğum verilene rıza göstermekti… “İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta” diye başlayan o tekerlemeye eşlik etmekti. İyi ve güzeli sana kötü ve çirkini kendisine seçmişti… Suskunluğun bedeli sadece bu seçimdi… Hamuş! .. Demiştim ben de kendime. Dün’ü dünde bırakmak adına…”Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”dı. Aşk! Demiştim sonra Aşk! ... Aranan bulunmuştu… Beklenen gelmişti… Aşk vardı ve ötesi çoktan unutulmuştu! ... Hamuş! .. Demiştim ben de kendime. Sana da Şems diyecektim belki… Kör kuyulara atılmasaydın bütün karanlığına rağmen görecektin güneşi… Kapattın gözlerini, kestin attın son yanında yeşeren düşlerini… Şems olmak kolay mıydı canı canana teslim etmeden? Kendinden geçmeden aydınlanır mıydı kör karanlıklar, açılır mıydı kilit vurulmuş kapılar… Hamuş! .. Demiştim ben de kendime. Sonra “ne olursan ol yine gel” demiştim… Önce kendine sonra kendindekine. Kendini bilmekti marifet… Kendini bulmaktı meziyet… Dev aynasında değil, boy aynasında seyretmekti asıl kendini keyfiyet… __________________________________________________________________________ Çokluklar yokluklara dönüşür an gelir. An gelir kapıdan bir an evvel çıkmak için itişen kelimeler sıkışıverir. Dururlar öylece eşikte, arafta, sessizce. Susmak susamaya dönüşür hemen sonra. Susuzluk; ne kelimelerin çeşmesinden, ne sözün rahmetinden etkilenmeye meyletmeden sakin ve usul kucağına alır Hamuş'u. Sustuğunda Hamuş kendi kelimelerinin ardını görmeye başlar, neyi niçin söylediğini duyar. Kelimeleri görmenin kör-ebilmek olduğunu öğrenir. Bir kör kadar işitmeye bir sağır kadar görmeye başlar sustuğunda. Eylemin ateşini söndüren kelimeler, ateşin altını harlar soluklarıyla, içe dönük hiçe dönük yüzünü sarar o eski tanrıçalardan birinin peçesinin altına gizler kendini hiç olmadığı kadar çıplak. Hamuş suskun demek diyenler bilirler ki asıl susunca ayan olur hal. İçeriye doğru, özüne doğru döner yol. Ayakları eskir yolcunun. Usul. Sakin. Sessiz. Hakkı bulduk deyu sevinmesin eshab-u kal Cuylar kim erdiler deryaya hamuş oldular - Meta Diye Neye Denir Nehrin çatalağzında pirinç var, Yukarı illerde de pirince ihtiyaç var. Bekleteceksin ki pirinci ambarda Pahaya binsin yukarda, Ve daha da az pirinç geçsin eline yedekçinin, Yani pirinç bana daha da ucuz gelsin! Hem pirinç nedir sahiden? Pirinç mi? Ne bileyim ben? Söylesin, varsa bi bilen! Pirinç nedir bilmem, ama Fiyatını sor, söyleyim hemen. Kış geldi mi giyim lâzım, Pamuğu güzden toplar, ambara kapatırım. Soğuk bastıktan sonra çıkarırım ortaya, Ki giyim binsin pahaya. İplikhanelerde ücret yüksek tutulmuş yoksa, Ve pamuk dolu piyasa… Hem pamuk nedir sahiden? Pamuk mu? Ne bileyim ben? Söylesin varsa bi bilen! Pamuk nedir bilmem, ama Fiyatını sor, söyleyim hemen. Çok yemek yiyor insan, Fiyatının yükselmesi ondan. Gerçi yiyecek de insan elinden çıkma, Yemeği pişiren maliyeti düşürüyor filan, Ama yemeği yiyen fiyatını yükseltiyor yemeğin. Piyasada da insan az zaten… Hem insan nedir sahiden? İnsan mı? Ne bileyim ben? Söylesin varsa bi bilen! İnsan nedir bilmem, ama Fiyatını sor, söyleyim hemen. Bertolt BRECHT - UNUTMAK YOK Nerelerdeydin diye sorarsan 'Hep eskisi gibi', diyeceğim. Toprağı örten taşlardan söz edeceğim, sürdükçe kendini harcayan ırmaktan; ben yalnız kuşların yitirdiklerini bilirim, gerilerde kalan denizi bilirim, bir de ağlayan ablamı. Neden ayrı adlarla anılıyor ülkeler, neden günler yeni günleri izliyor? Neden koyu bir gece birikiyor ağızda? Neden ölüler? Nereden geliyorsun diye sorarsan bölük pörçük kelimelerle konuşmak zorundayım, ağzı zehir gibi yakan araçlarla, çoğu çürümeye yüz tutmuş hayvanlarla ve avutamadığım yüreğimle. Andaç değil yanımızda götürdüklerimiz unutuşta uyuklayan sarımsı kumru değil, yaşlarla kaplı yüzler, boğazımıza yapışan eller ve yapraklardan sıyrılan şey: aşınmış bir günün karanlığı acıyı kanımızda tatmış bir günün. İşte menekşeler, işte kırlangıçlar bize sevinç veren ne varsa, geçici ve küçük duyarlıkların yan yana göründüğü süslü kartpostallarda. Ama bu sınırın ötesine geçmeliyim, dişlemeliyim sessizliğin çevresindeki kabuğu, ne karşılık vereceğimi bilemem: öyle çok ki ölüler, ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler, ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler, ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller, ve öyle çok ki unutmak istediklerim. Pablo NERUDA Çeviren: Tomris UYAR - Bir şiir yaz sevgili bana özel olsun Ağrın, sancın ne varsa bırak gülüşlerini yaz bana. Sevdası acılı gönüllerden geçmesin tekmil cümlelerin. Lûgatın bana özel olsun. Süz bütün siyahları Pembeler, yeşiller olsun mısralarında Yalnızlığını bırak ardında Güneşe, çiçeklere, gülen çocuklara bak önce sonra şiir yaz Bana özel olsun... uğur sude - Çok merak ediyorum kendimi Başıma birşey mi geldi Öldüm mü kaldım mı Hiçbir haber yok kendimden Bu sabah kapımı çaldım Kapıyı açan kendim Bir süre kendime baktım Bu güleç yüz bendim Oh ne güzel bir sabah Bugün de yaşıyorum demek Benden başka yok kimsem Beni merak edecek. Aziz Nesin - Seni yitirmedim, kaybettim. Cep saatimi yitirdim, seni kaybettim. Gökyüzünün herhangi bir yerinde herhangi bir gökyüzünde kaybettim seni. Kim kimi buldu ömründe? Herkes başka bir günü düşündü. Şöyle ya da böyle ömründe olmayan dünü düşündü. Yeryüzünde hemen şurda kaybettim seni. Telaşla, korkuda kaybettim. Hüzünde, coşkuda kaybettim. 'Mutluluktan ölebilirim' dedin, kaybettim. Kim kimi tanıdı ömründe? Herkes başka bir durumu düşündü. Şöyle ya da böyle ömründe olmayan umudu düşündü. Kaybolan ne varsa onlarda, onlarla geçen günlerden birinde, geçmişte kaybettim işte, zaman sustu. Zifiri karanlık bir mağarada ürkek bir yosun ışıdı, kayboldu. Süreyya Berfe Kayıp - HERŞEY SENDE GİZLİ Yerin seni çektiği kadar ağırsın Kanatların çırpındığı kadar hafif.. Kalbinin attığı kadar canlısın Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kaşın gözün Karşındakinin gördüğüdür rengin.. Yaşadıklarını kar sayma: Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa, Sevdiğin kadardır ömrün.. Gülebildiğin kadar mutlusun Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin Sakın bitti sanma her şeyi, Sevdiğin kadar sevileceksin. Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın Bir gün yalan söyleyeceksen eğer Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. İşte budur hayat! İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandığı kadar güzeldir Kuşlar ötebildiği kadar sevimli Bebek ağladığı kadar bebektir Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, Sevdiğin kadar sevilirsin... Yazar : CAN YÜCEL - Bu da bir şarap olmalı şimdi boşluğu dolduracak İçince bir korsan ağzıyla içmeli Eskidir, yorgundur, kayıptır diye yüzler Bir sinek bir sinek mi vurunca öldürmeli Ve sinek oldu muydu hafif bir uzaklık olur Olur ya, hem biraz dargındır hem biraz evli İnsan sevdi miydi buna bir çare düşünmeli. Edip Cansever - ANLADIM Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmek Can Yücel - İÇİMİZDEKİ BOŞLUK Sen çocukluğumun yok ülkesinde sevecen bir albatros kuşuydun, elimi bırakınca yittim kendi içimde bile; bilmezdim yine de yalnızlıktan yorulacağımı. Sen bütün anneler gibi telaşlıydın ve taşralıydın sevgililer gibi, gençliğimi bile anımsayamadım bir süre zaman bulup da seni düşünmekten!.. Bir yanlarım aksayarak yaşlandım, yüreğim sürekli tekliyordu ki bir duyan olurdu belki beni diye. Bendeki sen azalıyordun, belki de dünyaydı eksilen!.. Haklıydın telefona cevap vermemekte, keyfi yerinde olan haklıdır her zaman; neyin ne zaman nerde olacağı bilinmez bir de keyfinin kaçtığını düşünsene!.. Güz bulutları yolumuzu örttüğünde nasıl arayıp bulduysam seni ve nasıl incindiysem seni geri çağırmaktan hüzünleri unut sen de, anıları sil defterinden! Unut gibi tüm aşklarını eğer yürekliysen, yineleme yaşadıklarını bir kez daha. Ve şunu hiç unutma ki, hiçbirimiz geri alamıyorsak enikonu geçen zamanları, haklıyız anamızdan doğduğumuzdan beri içimizde bir boşluk duyumsamaktan Hüseyin Atabaş - Bir kuş kanatlansa anne misali sen süzülüşünü ben kanat sesini dinlerim bir çekiç inse sıcak demire sen çekici ben demiri dinlerim yolumuz sapa yolumuz ağır sen ardıma ben yüzüne bakarım bir garip el açsa düşse önüme sen elindekine ben elimdekine yanarım... Sinan ATİK - Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki Tutkuyu da gördüm ,pes etmeyi de. Bazıları seyrederken hayati en önden, ... Kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki, Okudum okudum anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde, Hem kızdım hem güldüm halime, Sonra dedim ki "söz ver kendine" Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin, Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin, Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayati seyredersin. Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım Öyle çok değerliymiş ki zaman, Hep acele etmem bundan, anladım... Nietzsche - YÜRÜMEK Yürümek; yürümeyenleri arkanda boş sokaklar gibi bırakarak, havaları boydan boya yarıp ikiye bir mavzer gözü gibi karanlığın gözüne bakarak yürümek! .. Yürümek; dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup, kelleni orta yere yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek! .. Yürümek; yolunda pusuya yattıklarını, arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek... Yürümek; yürekten gülerekten yürümek... Nazım Hikmet - "Her kadına sahip olmaya çalışan adam bir kadına hasret kalır! Bir kadına sahip olan adam; Her kadını kendine hayran bırakır." - Victor Hugo - Sevdayı Getirirken Yüreğinden Düştü ‘…kim koyduysam gözlerimin adını yoluna dalıp kaldı günbatımında …’ Gösterilecek madalyonun diğer yüzüne kezzap dökülmüş Yazık Bakmaya kıyamam ve dokunmaya Bulaşıcı döngü değildir avuçlarımda sıktığım deva Destanlardan fethettiklerimi Yerine koymak için kazanmadım bu savaşı ey yar Amazonların kılıç sesleri titrer İbrikte kan taşırken yavrularım Barikatların etrafında Cam kırıklarını kuşanmış bekçi volta atar oldu Elimi yüzümü toprağa sürsem diyorum Dağılır mı kara bulutlar doğar mı güneş Parolasını sormadan içime alırken umudu Şafağı saymakla biter mi yarının Ölüler bile amuda kalkar sevgili inan ki Yıldızlar tutulur gündüz vakti Sadece kirlenecek beyaz sayfalarda Bitecek mürekkepte kalırsa düşler Acizlik değil midir sussam Yeterli midir kelimeler konuşsam Saklanılacak yalanlar bir sövüş bir dövüş yaralı Ah şimdi korkmamak vardı kalmanın ağırlığından Anlayacaklarmış gibi kayalıklar dikilmiş karşıma Haykırışlarımı yankılamak için pusuda beklerler Sesimi boğazına çökülen özgürlüğe sakladım ben Ayak basılmamış başka bir dünyaya sakladım Bir de sana birikmişliklerime Sevdadan bir iskemle çekip dinlenmek nasip değilmiş ey yar Tut ki Gırtlağımda olgunlaşsın diye yuttuğum keleklerden midem bulanıyor Kime çatsam kaşlarım çizgilerimden daha mülayim Buralardan çekip gitmek gibi değil midir Esmer gelinin beleğindeki düğümün perişanlığı Müsaadenle Biraz daha buralardayım Okşanması zift kokulu saçlarımı duldalamaz yelden Zamanı değil Şimdi gelme En çok gündüz vakti vicdan kokar nefesim Olur ya bir gece vakti düşerim aklına Kapımı çalarsın belki de Yapma… S...K Hazan Armes - ben çocukları sevdim yaşadım dünyaya alışamadım kuru güller gibi yersiz ve inceydim biraz hep bunu duydum bunu yaşadım... turgut uyar - HERKESİN BİR UMUDU VARDIR. BİR SAVAŞI, BİR KAYBEDİŞİ, BİR ACISI, BİR YALNIZLIĞI,... BİR HÜZNÜ. ÇÜNKÜ HERKESİN BİR GİDENİ VARDIR, İÇİNDEN BİR TÜRLÜ UĞURLAYAMADIĞI... TURGUT UYAR - YALNIZLIĞIN USTASI... Korku dağlarının yürekçisi, Ölüm denizlerinin kürekçisi; Öyle suskun oturuyor şişesinin başında, İçtiğinin hem hırsızı, hem bekçisi, Onu kırmış olmalı yaşamında birisi. Dinledikçe susması, düşündükçe susması... Tek başına iki kişi olmuş kendisiyle gölgesi, Heykelini yontuyor yalnızlığın ustası... Özdemir Asaf - - Çöle sarılan bulut * -ne zaman seni düşünsem- bir çocuk ağlar içimin dağlarında bir kadın zılgıt çeker kapanır gökyüzü yırtılan tenindeyim / bu kaçıncı gün mahzun kaçıncı gece güneş tutulurken ay tırmanırken en yükseğe kaçıncı ülkede yangın / sen ey iltica eden su ey ıssız ve kederli an sen ey kıyısı olmayan deniz gel ve kuşat ateş menzilindeyim -ne zaman seni düşünsem- bir ney çalar içimin şehirlerinde bin yıldırım düşer tükenir soluk gecenin yüzündeyim / bu kaçıncı iz ardında ağlayan kaçıncı yara sessiz hangi Nuh gemisi karaya vuran hangi İsa çarmıhta kaçıncı gül Pir Sultanı yaralayan/ sen ey küle dönen ateş ey harfleri yıkayan nehir sen ey uykusuz düş çıkar maskeleri suretinden zindanında seninleyim -ne zaman seni düşünsem- coğrafya baştan sona yaralanır kanar yüreğimde eski yazılar -ne zaman seni sevsem- bir bulut yere iner çöle sarılır yusuf hicret eder peygamberler * Nazan Yinanç - Misafirsin bu hanede ey gönüI, UmduğunIa değiI buIduğunIa güI, Hane sahibi ne derse o oIur, Ne kimseye sitem eyIe, Ne üzüI.MEVLANA - hiç bir dil; ‘özlem’in ağırlığını kaldıracak güçte değildir, o yüzden, insan özledikçe sessizleşir... Elif Şafak - Karanlığın ikiz kardeşi… Başlangıçlar sonlara gebe, Doğumlar yaşamın müjdesi, İlk nefesi almak için ağlamak, Sevda için eline alıp yüreğini, vurmak korlu yollara… Başlangıçlar sonlara gebe, Ölüm; cennet ve cehennemin anahtarı, Saat geç olmuş artık, Ne Yunus Emre olabilirsin… Nede Mevlana, Özlemini duyabileceğin tek şey, Karanlığın diğer yüzü… Mehmet aydemir 31.07.2013 saat 23:59 - ÖNCE SEN KENDİNLE BARIŞ!... DÜNYANIN SENİNLE BİR ALIŞVERİŞİ YOK....N.S - Sevdiğini mertçe seven kişi, pervane gibi özler ateşi. Sevip de yanmaktan korkanın, masal anlatmaktır bütün işi. // Ömer Hayyam // - Benim sana verebileceğim çok bir şey yok aslında.. Çay var içersen, Ben var seversen, Yol var gidersen.. Aşık Veysel. - Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya malolacağım. Ben bir bodrum kat kızıyım bayım Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum Fakat korkuyorum. Birazdan da Kırk üç numara ayakkabılarınızla Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız Bu iyi olmaz bayım! “Gün akşam oldu” diyorum Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara Cam kırıkları yiyorlar Rüyamda; bir kase dolusu suyun içinde Rengarenk yap-boz parçacıkları Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz. Hayır, sanırım sabahı bekleyemem Bilmiyorum. İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı. On dört yaşındaydı ruhum bayım Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı. Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar O ara içimde çiçeklerden oluşmuş bir silahsız kuvvet ablukaya alındı Sinemalarda da “organzm gıcırtıları” oynuyordu Kaçmaya çalıştım. Olmadı. Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım. Neyse işte Ben her filmi hatırlarım Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu. “Sofi’nin tercihini” seyrederken çok ağlamıştım. Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar Onu da mutlaka hatırlardım. İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu? Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım Bir “eşya toplayıcısıyım” bayım. Büyük gemiler de yok artık bayım Büyük yelkenler de Büyük kağıtlar yakmak istiyor şimdi canım. İşte az önce bir karabatak daldı suya Bir süredir de kayıp Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım. Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum. Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz? Bir gül, bir güle derdi ki görse Yalan söylüyorum Güller bu ara hiç konuşmuyor bayım. (Grapon Kağıtları’ndan) didem madak - kaybolmak istemiştim bir zamanlar kapının arkasında yokum demiştim ve divanın altında da. bulamazsınız ki artık beni, hayatın ortasında. kaybolmak istemiştim bir zamanlar beni kimse bulamazdı tanrı’nın arkasına saklansam. o kocamandı,en kocamandı o. bir kız çocuğunun hayalleri kadar. bir zamanlar kendimi bulunmaz hint kumaşı sanmıştım. kaç metredir benim yokluğum? benden daha çok var sanmıştım. benim yokluğumdan dünyaya bir elbise çıkar sanmıştım. dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan sonunda ben de alıştım. ah...dedim sonra, ah! Didem Madak Ahlar Ağacı I - Kedi kadının yanındaydı Kadın gecenin yanındaydı Kedi gitti geceye değdi karardı Döndü kadına değdi Bir kadın portresi belirdi Elinde siyah bir gül vardı Kucağında kırmızı bir kedi. Özdemir Asaf - GÖNLÜ GÜVERCİNLİ KADIN önce sesin geldi aralandı kapılarım ardında şaşkın bulutlar çıkmazı ... sonunda sen gönlü güvercinli kadın köpüren simsiyah saçlarınla günler boyu koşuşup durdun içimin aykırı ırmaklarında gamzelerinde gizlediğin o binlerce yıldızı döküp de şimdi üstüme söyle nereye artık herkes tutsun da elinden kendi şiirinin tersinden mi girsin ölü kelebekler sokağına sen bende daha bitmedin ki gönlü güvercinli kadın TEKİN GÖNENÇ - ..İntihar mı dediniz, sakın cinayet olmasın Bu tükenmiş kavgası, bu acı, bu nasıl bulduğumuz Bir ucu Avrupa’da, bir ucu ortaçağda Ki barış adına yetişir korkunçluğumuz Kaldı ki söylüyoruz bak: indirin silâhları Yani korkudan değil sizleri görmüyoruz. Edip Cansever - su toprağa düşer, güneş doğar /güneşimin doğmamış halinin, karakalem resmini çizdim, rahim içi gibi karanlık o resme seni bekleyişimin ismini verdim/ * * * —ben seni, seni bekleyişlerimden tanırım ey sevgili. serenat misali çalar kapıların zilleri, saat sabahın en erkeni bütün ışıklarını birden yakar o an, dünyanın bütün şehirleri. perdeler bir telaşla kenara çekilir, camlarda buğular silinir işte o an ben, her pencerede birden görürüm seni ben seni, seni bekleyişlerimden tanırım ey sevgili… ..., —ıssız firarımızı saklar, üstüne ay ışığı dökülen yollar. biz biliriz ki ay ışığında firarlar, çoban yıldızını kılavuz tutar böyle geçeriz karanlıklardan, uykuyla sevişirken karıncalar. erir çiy damlaları yaprak üstünde, günün ilk ışığından önce ve su olur toprağa kaçar, her damla bin çiçek açar çiçekler güneşe benzer, en çok sana benzer içimde ‘sen’ doğar… ..., —ben seni, senin bana gelişlerinden tanırım ey sevgili. ayın geceye karışma öncesi, güneşin çırılçıplak koşması gibi bu hayalin gerçeğe, gerçeğin düşe geçişidir yani canımın içi. nasıl silinir, gerekçesiz gerçeklerin yüreğe taktığı kelepçeler işte gör ki göz gözeyiz, bütün denizlerin kıyısıyız şimdi ben seni, senin bana gelişlerinden tanırım ey sevgili… * * * /güneşin gözlerine bakarak, bütün renklerin resmini çizdim, güneşten de aydınlık o resme, senin bana gelişinin ismini verdim/ ....... şiirdeki sen, sensin sevgilim. sen, senin kadar sevdiğim memleketimsin……. Cevat Çeştepe - İSYANLARDAYIZ BİRAZ Uzak Kaderler İçin Birgün, bir yagmurla garip garip-Çolugu çocugu terk edecegim.-Bir sevgiyle doymayacak kalbim,anladimAlip basimi gidecegim. Asir yirminci asirdir,amennaBir yanimda sevgilerim, bir yanimda sancimNeon lambalari büsbütün karartir gecemiziUzaklar daha uzaklasirBir define çikarir gibi kayalardan, Ademden beriSimsicak sevgilere muhtacim. Bir gün alip basimi gidecegim-Yildizlar isisin, yollar üsüsün, yollar...-Belimi bir ilik sal sarsin, maviHüzünlü bir serencamin ardindan, sarkisizRüyalarim unutulmus bir handa pes desinGörmüs geçirmis bir çift duygulu dudak karsisinda. Kendi kendine çekilmez oluyor ömrümHer insanin ayri ayri yasayabilsem kaderindeDiyari gurbette kanli bir askBahtsiz bir çocukluk uzak köylerin birindeEn uzak beyazlar,En yakin ikindilerde, duyguluVe bir sahil meyhanesinde bir aksamIçip içip aglasam... Nasil kisa kesmeli bilmiyorum?Herkesin derdinden pay isterken.Uzak kaderlerin sulari çaglar simdiYildizlar dökülür sonsuza içimizden. Birgün, bir parkta otururken, biliyorumBir el yagmurla dokunacak omuzumaBir çift göz,bir davet, bir kalpÇolugu çocugu terk edecegim.Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak Bir sonbahar,bir sabah ve bir yagmur olacakToprak ve insan kokulariyla,Ugultulu bir sarhosluk içinde, yillar içinBasimi alip gidecegim. - BİR KADIN ÇOCUKTUR ASLINDA... Bir kadın çocuktur aslında.. Çocuk gibi davranmayı sever. Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister. Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını Ama her kadın çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz, ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz. Bir kadın güçlüdür aslında. Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür. Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez. İster ki erkeğin gücü kendisine huzur versin. Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler. Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir. Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz. Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar. Bir kadın sevgilidir aslında. İçinde her zaman sevgiyi taşır. Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz. Zor sever ama tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir. Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz. Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz. > Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette. Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur. > > Bir kadın yalnızdır aslında. Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz. Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez. Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz. Yalnızlık onun sığınağıdır O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir. Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz. Bir kadın bilgindir aslında. Neler yapabileceğini erkek akli hayal bile edemez. Yaratıcılığının sınırı yoktur Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatinin erkeğini bekler. > Hoyratça harcamaz yaratıcılığını sadece erkeğine saklar. Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir. Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır. Bir kadın hayattır aslında. Çünkü hayatin içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor. Yemek yemek, su içmek bile. Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz? Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki yasamıyorsunuz. CAN DÜNDAR - Onu bağışlayın O bazen Vücudunun kederli bağlantısını Durgun sularda Boş mezarlarla, unutuyor Ve aptalca zannediyor ki Yaşama hakkı var, Onu bağışlayın Bir resmin sıradan öfkesini Kışkırtmanın uzak arzusu Kağıdının gözlerinde eriyor Onu bağışlayın Baştan başa tabutunda Ayın kırmızı halesi geziniyor Ve gecenin değişken kokuları Vücudunu bin yıllık uykusundan Uyandırıyor Onu bağışlayın O içten yıkık Ama hala gözlerinin içi ışık zerrelerinin hayaliyle parlıyor Ve anlamsız saçları Ümitsizce aşkının soluklarının etkisi ile titriyor Ey mutluluğun sade ülkesinin sakinleri Ey yağmurda açılan pencerelerinin komşuları Onu bağışlayın Onu bağışlayın Çünkü büyülenmiş Çünkü sizin ağır gelen varlığınızın kökleri Onun gurbet topraklarında derinlere kök salıyor Ve onun kolay inanan kalbi Hasretin acı darbeleriyle Göğsünün içinde kabardıkça kabarıyor ONU BAĞIŞLAYIN - FURUĞ FERRUHZAD - sabaha karşı oturup ağladınız ama mesela şimdi ben ne aradığımı bilmiyorum sabaha karşı oturup ağladınız çünki sizin aşkınız vardı kurumuş çiçekleriniz vardı aşina yıldızınız gökte oturup çok ok ağladınız ağlayıp iyi ettiniz size imreniyorum çünki çünki ölümsüz gibiyim yalnızlığımda çünki yalnızlığımda öyle güzelim üç beş kalem insan gelip geçtiler biliyorsunuz bu dünya bana yetmez biliyorsunuz bütün kapıları omuzladım kimini açtım kimini açamadım bütün gemileri dolaştım limanlarda hepsi rıhtımlara bağlıydılar bütün adalar yitikti sabah karşı oturup ağladınız çünki siz bulup da yitirdiniz ben yitirmem bir bulsam bütün kayaları üst üste korum ama biliyorsunuz her şey gelip geçecek süslü kadınlar gibi oymalı arabalarda iki vakit arasında sessiz bir çiçek bir dökülecek bir açacak sonunda cılız köprülerin öte başında bir benim bulamadığım kalacak sabaha karşı oturup ağladınız ama mesela şimdi ben ne aradığımı bilmiyorum. .YİTİKSİZ.. TURGUT UYAR - İşte suyumuzu kestiler ama masamda yine bir çiçek bir çiçeğin akşamı elbet bir çiçeğe benzeyecek nasıl güzel nasıl diri bir çiçek dipdiri adamlardan biri bir çiçek evet ben son ve kesin umuduyum bir paket cıgaranın bir köhne câmekanda sararmış alıp içmemi bekleyecek sonsuz bir camekânda başlangıçsız bir çiçek alırım seni tüttürürüm bir gün güzel tütün söyle kim var bunu benden daha iyi bilecek ey kalın duman gün senindir kim var senden daha doğru tütecek ben gelirim seni alırım büyük alanlara gideriz seninle ben o kavruk biçim bir de o diri çiçek ne sandın bütün alanlar bizimdir biziz ne varsa kalan, biziz ne varsa gerçek işte suyumuzu kestiler bu bir eylüldür ey teşrinievvel geleceksin intihar özlemleri de kıraçlar da gelecek nerden baksan bir bütün hüznümüz nerden baksan sonunda o diri çiçek ki hüznü bir mavilik duygusuna bozar gideriz biz çünkü biliriz yılkılarımız serin yaylalarda üreyecek yağmurlar yağar o serin yaylalara çünkü serin yaylalarda otlar büyüyecek bir çiçek bahçesinin elinden tutarız biz, biz olmasak kim ne kim pundunu bulup paralara kötü pazarlıklara böyle sövecek ey eski camekân ey diri çiçek biz olmasak şunlara bunlara kim sövecek ben seni alırım sakin evime koyarım sakin sonra gideriz gözlerim mavi, senin dumanın mavi, yüreğimiz bir okka çiçek suyun da denizin de mavi ve avuçların biliyorsun bir gün gökyüzü değişecek işte sürahiyi kırdılar suyumuz kesik hadi bakalım ey camekân seninle biziz ancak bunları yenileyecek hadi bakalım ey durgun çiçek hangi ıslak mendil bunları söyleyecek tatil bitti. güzel hasır şapkamı bir bıçakla değiştim suyumuzu kestiler işte ama masamda o diri çiçek tatil bitti şapkamı değiştim bir bıçakla o bıçak bir güzel cıgara gibi işleyecek Turgut Uyar Beklemiş Bir Paket Cıgaranın Son Umudu’na - YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol BEHRAMOĞLU - şuan sana güneş yanığı tenin sardığı ruhun özlem dolu son eforlarıyle coşmuş kutsal hislerle yazıyorum... karşımda akdeniz gözlerime mavi rengi bedenime dalgacıklar yansısı ışıltılar serinliği yüreğime harlanmış ateşe dokunan rüzgarı sensizliğime çare gibi algıladığım halleri ile iç içe savaşın en şiddetli anındayım. ya eritecek tüm gücünü kullanarak deniz beni ve ruh bilgeliğimi ya diklenişime yenik düşecek asude bir atlas olacak saracak benliğimi. ben çılgın bir aşkı yaşıyan şanslı bireyim daha şanslı bir can ile bulutlara erişmişim ya yağmur olup doğayı şenlendireceğim ya buharlaşıp kuraklıkla heba edeceğim. duy dinle bak kılık değişti ruhum dorukta koca çam ağacının hışır hışır ıslığındayım serin esintisini yaygara yapmış aşk narına ya teslim olacak ruhum sevda uğruna ya teslim alacağım seviyi herşeyim adına. burada son verirken yazmaya dile düşmüş benliği sundum saygıyla sana ister al canı sar canana ersin mutluluğa ister bırak darda sallansın darağacında efes//35....29 nisan - ...bir kez Cumartesi yalnızı olursan dünyada da yalnız kalırsın işte bu şiir de aslında ne Cumartesi ne yalnızlık yalnızca aşk üzerinedir ama zaten Cumartesi Yalnızlığı da başka nedir aşktan, olmayıştan başka uzuuuuuuuuuuuuuun bir kederdir aşk kadar uzun, keder kadar uzun yalnızsan Cumartesidir ey Cumartesi yalnızı öyleyse iki kere kederlisin yalnızlık da senin Cumartesi de senin… Haydar Ergülen Bir insana zorla sevdiremezsin kendini, Bana güven diyemezsin. O bunu hissetmiyorsa, Tek bir söz söyleyebilirsin: -'Sen Bilirsin! ' - Can Yücel - İksir Tadında Agu Sen gittiğin günden beri, dallarım Döker yaprağını, güz gelir bana. Sarsa birkaç Güneş birden kollarım Nafile, üşürüm; buz gelir bana. Sensiz her anımın başı kördüğüm Her günüm bayramdır seni gördüğüm Fısıltın def çalar beynimde güm güm Ardı, sivrisinek saz gelir bana. Âlemin rengi tek, doğuştan köre Dinlemez ne adet ne örf ne töre Dokunsan kalbimin attığı yere Her atımda bir çift göz gelir bana. Sen yoksan anım, yıl; yılım çağ olur. Sen varsan diken, gül; çöller bağ olur. Sen yoksan metre, mil; ova dağ olur. Sen varsan geçitler düz gelir bana. Sensiz kalmadı ne tadım ne tuzum Bir görsem on beş yıl gençleşir yüzüm Yirmilik güzeli görmez de gözüm Kırkbeşlik dulluğun kız gelir bana. Ey canımın canı, ey mihribanım! Anlık nazarınla yandı ormanım Ne zaman tutuşmak istese canım Yaktığın ormandan köz gelir bana. Verseler dünyayı alamam ki tat Uçmam asumana, taksalar kanat. Ölüme götürür sensiz her saat Seninle on ömür az gelir bana Darılma hakkı yok bülbülün güle, Çekinme ağzına geleni söyle. Acıtır babamın sitemi bile Senin küfürlerin naz gelir bana. Gittin ya ölmedim, yaşadım ama Bir sızı saplandı aha şurama Yıllar önce mayalanmış yarama Merhem bekler iken, tuz gelir bana. Silinmiş hafızam, hatıralarım Kaybolmuşum, ben kendimi ararım. Haykırsam “Bul Beni! ” diyerek yârim Senden üç metrelik bez gelir bana. Beynimin içinde kurulmuş halay Şeytanlar ve cinler oynar… Şinanay Bu berduşluğumu yokluğuna say Davul sesi bile tiz gelir bana. Sen yokken yaşamak bilmem ki nedir? Şatolar, saraylar, daracık kabir. Cümle organlarım çürüsün bir bir Veremmiş, kansermiş, vız gelir bana. İsmail Uysal - Bazen sevdiklerimiz, zaman kadar sonsuzdur. İşte bu yüzden seni; sevginin coğrafi sınır tanımayan yanını keşfettiğim için çok sevdim... _____Tezer Özlü Ben Böyle Severim geveze biriyim biliyorum sözcükler sevgi içinse hele bir de senin içinse iyice çözülüyor dilim bırak rahat rahat gevezelik edeyim sen de öyle yap zorlama kelimeleri bırak dilediğince çözülsünler dudaklarında sevmediğini söyleseler de rahat bırak kelimeleri ben senin dürüstlüğünü de severim susarak da severim onca zaman sevdiğim gibi gözlerimle,nefesimle severim bedenimden ayrılıp ruhumla severim gideceksen durma git ben seni uzaktan da severim ola ki ola ki yokluğuna alışırsam sakın dönme ben senin yokluğunu da severim... Savaş Dinçbaş Hayat dolduruyor her boşluğu kendince Bir başka başlangıçla Tutuşmak üzere yeniden Pembe üflemeleriyle bir ince soluğun Soğuyor acılar bile.. Şükrü Erbaş Kimi der ki KADIN Uzun kış gecelerinde yatmak içindir. Kimi der ki KADIN Yeşil bir harman yerinde Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir. Kimi der ki ayalimdir, Boynumda taşıdığım vebalimdir. Kimi der ki hamur yoğuran. Kimi der ki çocuk doğuran. Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal. O benim kollarım, bacaklarım, başımdır. Yavrum, annem, karım, kızkardeşim,.. Hayat arkadaşımdır.... ★ Nazım Hikmet RAN ‎-Melankoli- Beni en güzel günümde Sebepsiz bir keder alır. Bütün ömrümün beynimde Acı bir tortusu kalır. Anlıyamam kederimi, Bir ateş yakar derimi, İçim dar bulur yerimi, Gönlüm dağlarda bunalır. Ne kış, ne yazı isterim, Ne bir dost yüzü isterim, Hafif bir sızı isterim, Ağrılar, sancılar gelir. Yanıma düşer kollarım, Görünmez olur yollarım, En sevgili emellerim Önüme ölü serilir... Ne bir dost, ne bir sevgili, Dünyadan uzak bir deli... Beni sarar melankoli: Kafamın içersi ölür. Sabahattin Ali Ayrılığı seçtin mi her şeyi götüreceksin yanında... Geriye hiç bir şey kalmayacak... Söylenmemiş sözler kalmamalı bıraktığın yerde -ki ben en çok onları duydum-... Gittin mi adamakıllı gideceksin !!! Hiç bir özlem kalmamalı dönüşleri emziren... Demem o ki... Böyle gidilmez!!! Büyük olmalı ayrılık !!! Uçsuz bucaksız dursuz duraksız olmalı... Telefonun numaraları sesime düşmemeli... Yolların yoluma değmemeli... Hiç bir anıya hiç bir dizeye hiç bir şarkıya yenilmemeli ayrılık... Şiirler okununca unutulmalı... Hasret dokununca uyutulmalı... Rakının şarabın diktasında titrerken yürek... Gözyaşlarının debisi arttığında... Gece inmişken ayak parmaklarına kadar... Yahut gün doğarken... Yatağının diğer yastığındaki boşluk tecavüz ederken gözlerine... Ne bileyim tek başına yiyeceğin sofrana iki kişilik servis açtığında... Susacaksın... Duracaksın... Gitmenin hakkını vereceksin !!! Ayrılık gurur duymalı seninle... Gidersen... Sözün ayaklarına geçiyorsa... Ayakların yakınımdan geçmeyecek... Ayrılığı seçtin mi büyük olacak ayrılık... Ayrılığı seçtin mi? Kahraman Tazeoğlu Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek. Gökte bulut, suda yelken, dalda çiçek. Bir gün, bir gün var ki, günden güne gerçek, Çatır çatır servi, çıtır çıtır böcek. Çek ciğerlerine, bir nefes daha çek, Bu rüzgar her vakit böyle esmeyecek. Ziya Osman Saba Dilsiz değildir suskunluk,çok şey anlatır anlayana..Kelimelerin anlatamadıklarını haykırır aslında..Bir kaçış değildir suskunluk,bir bakıştan çok daha fazlasıdır..Sessiz çığlıkların bir adım ötesidir..Hayata olan öfken,insanlara olan kırgınlığın, ve daha nicesi saklıdır içinde ...sukunetin.Rest çekmenin ''asil' halidir anlayana.. KAYIP ÇOCUK Birden işitilmez olsun ayak seslerim; Gölgem bir başka sokağa sapıversin; Unutayım bir anda her şeyi, Nerde oturduğumu, Bir tuhaf adem olduğumu Can adında. Aklım arayadursun başka kapılarda kısmetimi, Ben, bilmediğim sokaklarda bir başıma; Gönlüm öylesine geniş, öyle ferah, İlk defa görmüş gibi dünyayı, Bir şaşkınlık içinde, yeniden doğmuş gibi; Hatırlamam artık değil mi, dostlar, Hatırlamam artık garipliğimi? Can YÜCEL Herkesin yaşamında çıplak günleri vardır; savunmasız, iddiasız, direnmesiz, gösterişsiz, öylece... yalın ve kendi halinde. içine kimsenin kabul edilmediği, alınmadığı, hani o en yakınların bile.... Buket Uzuner - Ayın En Çıplak Günü SUSMAK;Kabullenmektir habersiz geleni; bazen acı çekmektir, haklılıgını bile bile boyun bükmektir, kelimelere küsmektir,üzmemek icin sevdigini SUSMAK;Dinlemektir alabildigine hırcın düsünceleri bazen gözyaslarını saklamaktır, hüznü sessizlige zincirlemektir, göstermemek icin topraga düseni SUSMAK;Sevmektir adını haykıramadıgın kisiyi; bazen ödün vermektir, hicranıyla yüregi daglamaktır, gitmesin diye sıkı sıkı örtmektir yüregini... SUSMAK;Hapsetmektir asamadıgın caresizligi, bazen gelecegi beklemektir, hatıralar ugruna sineye cekmektir, dostluk adına,cignemektir gururunu... SUSMAK;Ölmektir,yasamak adına hayatı, bazen kacıp gitmektir, hayatla kaderi birlestirmektir, teslim olup kaybetmektir... Söylenecek hiçbir şeyin yoksa, susmaya ne dersin? Söyleyecek sözü olanları dinlemeye, anlamaya ne dersin? Kitap sayfalarının arasında dolaşmaya... Kâinatı okumaya... Suratını okşayan rüzgârı, saçlarını ıslatan yağmur damlasını, ayaklarındaki kum tanelerini hissetmeye... Güneşin batışını, hayata dair anlatacakları olan bir filmi, yıldızları, uzaklaşan bir gemiyi izlemeye... Hastanedeki hastaları, cezaevlerindeki mahkûmları, kabristandaki mezar taşlarını görmeye... Yollardaki bir taşı, bir düşeni, bir kendini kaybedeni kaldırmaya ne dersin? Biraz düşünmeye, geçmişe, geleceğe gitmeye... Sorular sormaya, hayata, kendine, dünyaya dair... Kafa yormaya, hep ertelediğin konularda... Bir cevap bulmaya, bir cevap veren bulmaya; içinden çıkamadığın problemlere dair... Söyleyecek hiçbir şeyin yoksa, söyleyecek bir şeyi olanlardan bir şeyler öğrenmeye ne dersin? Bugüne kadar söylenmiş sözlerin üzerinde durmaya; kiminin altını kırmızı, kiminin mavi, kiminin siyah kalemle çizmeye; kiminin üstünü çizmeye, kimine bir harf, bir kelime, bir ünlem eklemeye ne dersin? Yeni bir şey söylemeyeceksen, daha önce söylenmiş sözleri bu kadar yüksek sesle, bu kadar kendi keşfinmiş gibi bağıra bağıra söylememeye ne dersin? Kendini biraz hesaba çekmeye, cevaplarının doğruluğunu kontrol etmeye, hatalarını kabul etmeye... Biraz bozmaya ezberlerini... Biraz değiştirmeye kurduğun cümleleri... Teslim bayrağını çekmeye... Yeni şeyler öğrenmeye... Yeni şeyler söylemek için susmaya... Ama susarken de içine hiçbir ima katmadan, sadece susmaya... Bir şey biliyormuş gibi değil. Kâle almıyormuş gibi değil. Kendini ağırdan satıyormuş gibi de değil. Gümüş olan söze tercih edilesi bir altın değerinde olduğundan hiç değil... Daha yolun başındaymış, daha öğrenecek çok şeyi varmış, söyleyecek hiç ama hiçbir şeyi yokmuş gibi susmaya... Bir "Konuşursam yer yerinden oynar havasında" değil. "Fırtına öncesi sessizlik" gibi de değil. Sesini akort ediyormuş gibi hiç değil. Söyleyecek sözü olmayan herhangi bir insan gibi... Susmaya ne dersin? Gidemem Bazen daha fazladır her şey Bi eşikten atlar insan Yüzüne bakmak istemez yaşamın O kadar azalmıştır ki anlam O zaman git hemen radyoyu aç bi şarkı tut Ya da bi kitap oku mutlaka iyi geliyor Ya da balkona çık bağır bağırabildiğin kadar Zehir dışarı akmadan yürek yıkanmıyor Ama fazlada üzülme hayat bitiyor bir gün Öyle de böyle de ayrılıktan kaçılmıyor Hem çok zor hem de çok kısa bir macera ömür Ömür imtihanla geçiyor Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem Unutmam acı tatlı ne varsa hazinemdir Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir Bi şiirden, bi sözden Bi melodiden, bi filmden Geçirip güzelleştirmeden dayanmak zor Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor Sezen Aksu West Indies,Kizil Elma,Itaki,Maçin!Uzun yola çikmaya hüküm giydim.Beyazlarin yöresinde nasibim kalmadiyerlilerin topraklarina karsi suç isledimzorbalarin arasinda tehlikeli bir nifakuyruklarin arasinda uygunsuz biriyimvahsetimbeni baygin meyvalarin lezzetinden kopardikendime dünyada biraci kök tadi seçtimyakin yerde soluklanacak gölge bana yokuzun yola çikmaya hüküm giydim. Uzak nedir?Kendinin bile ücrasinda yasayan benim içingidecek yer ne kadar uzak olabilir?Basim açik, saçlarimi ikiyeortadan ayirdimkimin ülkesinden geçsemsakaklarimda dövmeler beni ele verecekcesur ve onurlu diyeceklerhalbuki suskun ve kederliyimkorsanlardan kaptigim gürlek naraisime yaramiyorrençberlerin o rahatve oturmus lehçesinden tiksinirimboynumdabana yargi yükleyenlerinutançlarindan yapilma mücevherlersirtimda sagir kantari gizli bilgilerinmataramdaki suya tuz ekledim, azigim yokuzun yola çikmaya hüküm giydim. Bir hayati,ismarlama bir hayati birakiyorumgörenler üstünde iyi duruyor derdi her bakistaaskerken kantinden satin aldigim cep aynasibazi geceler çikarkenuçari bir gülümseyisle takindigim mustagibi lükslerim de burda kalacaksiparisi yargicilar tarafindan verilmisbu hayattan ne koku, ne yanki, ne de boyatasimami yasaklayan belgeyi imzaladimburada bitti artik isim, ocagim yokuzun yola çikmaya hüküm giydim. İsmet Özel Su basında durmuşuz. Su serin, Çınar ulu, Ben şiir yazıyorum. Kedi uyukluyor Güneş sıcak. Çok şükür yaşıyoruz. Suyun şavkı vuruyor bize Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze... Nazım Hikmet Ran seni kalbimle sevdimherkezden ayirarak tatli dillerle sevdim kem gözden kayirarak seni sen diye sevdim siirlere yazarak seni yeminle sevdim Kitaba el basarak Bizim evin sakinleri bilge kedi ve dikenli pembe çardak gülü Sırtımda yatardı mıır mıır mır yapardı Tekir kedim Tartışabilirsinz gözümün ne renk olduğunu kimine göre siyah kimine göre kahverengidir düşündüklerim yazdıklarım görüşlerim tesbitlerim de doğru olmayabilir bizim evin kedisine sorun o bilir hem oldukça bilgedir doludur dağarcığı yeri gelir çocuklara alfabeyi öğretir bilir ki çiğ et sevmem çiğ söz etmem her şeyi ben bilirim de demem zaten bilmem de o bilir Tekir kedim sustuğuna bakmayın müzikten de anlar nota da bilir bayati araban söyler damlarda Nihaventten vaz geçemez yine de aah o nelere şahittir yüreğimi ilk kimin kanattığını ve bir tenhada ilk kez beni hangi gülün öptüğünü sır tutar kimselere söylemez nankördür biraz kızdırmaya gör çarşaf çarşaf serebilir ortaya tüm evin sırlarını o neler bilir neler neler bilir siz bilemezsiniz bir de penceremin önündeki dikenli pembe çardak gülüm ben pencerenin önünde yol gözlerim Tekir kedim sırtımda mıır mıır mır o gül bilir bir akşam sevgilim gelmedi diye kanayan yüreğimi ne ki dikenin acısı çeken bilir nasıl olur aşk sancısı 21/Haziran/2011/Salı/Bodrum Yüksel Nimet Apel Kedilerin Alışkanlıkları Kayboluşumun beşiğini sallıyorum bu akşam Büyüyor yavaş yavaş Sırtında parmak izleriyle zamanın Bir tekir kedi ile beraber Seyrediyorum hayatı: O meleklerin cebinden düşen anahtardı, Son zikrin halkası Allah’ın son hatırası O bizim kaçırdığımız fırsattı Uğurböcekleriyle parmak uçlarında Küçümserdi hep ona olan aşkımı Gözünün yaşına bakmadan şimdi ben Kovuyorum ihtiyarı Ardımda kırık bir ayna Üvey anneleri hayatımın. Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu... Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı. Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma. Ölüm neydi sanki o zaman Bir önseziden başka. Evden kaçabilirsin artık çocuk, ama kaderden asla! Babam Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan Kader neydi sanki o zaman, Masada açık unutulmuş Turuncu kulaklı bir makastan başka. Bir ağaca bakıyorum şimdi Başladığı yerde bitiyor dünya Alışıyor dil şimdi Azı dişin bıraktığı boşluğa. Bastırıldı nihayet hayatın kadife kalesinde çıkan isyan. Söküyorum şimdi sözleri birer birer Kalpten kalbe giden yolu kapayan Kalbim, anlatılmaktan usanmış, Yıldızı sönmüş bir komedyendir artık, Dilencinin önünde kahkahalar atıyor, Kirli bir mendille çıkınlanmış şimdi dünya. Hayretle bakıyorum kedinin gözlerindeki çapağa, Geri vermiş hayata çaldığı şiirleri, Ne zaman aşkı tersinden okusam Anlıyorum kediler bile meğer alışmış bu yokluğa Sallayıp duruyorum bu akşam kayboluşumun beşiğini, Gönüllü hemşire birinci sigarasına. Sarhoşum kadehlerde biriken tozla Çekil diyorum kağıda, çekil, İçer ve zehirlenir Ne zaman gözlerimden mürekkep damlasa. Kalbime dokunuyorum bir kelebeğe dokunur gibi Yetmez mi acaba bu dökülen pullar aşka? Yoksa şu sızıyı Sobası tüten evin şiirinde mi saklasam? Şu sardunyanın kırmızı çiçek açışına Yetmez mi acaba ah kör olmuş bir Türk filminde ağlasam? Ne zaman sorsam, Anlıyorum kediler bile meğer alışmış zamana. Dünyayı bir salyangozun izlerinde dolaşsam, Elimde parlak bir harita Hiçbir atlasta henüz yer almamış. Ardımsıra yollara hayalimin kırıklarını bıraksam Yeter mi bu izler beni kendime getirmeye acaba? Didem Madak BENİ AŞKA TERKETTİĞİN İÇİN SEVİYORUM SENİ Bir sır- çocuksun, yalnızca aşk açık sende Ne sen kalıyorsun ne o, aşktan başka Biri yok, gel, aşk istediği için varsın Ne onu kurtarıyorsun ne kendini, aşktan başka Biri yok, git, aşk istediği için yoksun Ayrılıktan değil, taşıdığı saflıktan konuşursun; Ayrılık sana dönmektir, yeniden bana Ruhumuz öpüşür ya, başkasındayken ağzımız Gövde gözaltındadır, oysa ruhumuz sereserpe Seni senden beni benden bağışlar birbirimize Bir sır- çocuksun, aşkla açıyorsun kullandığın her şeyi Burda değilsin, çoktun çekilmişsin Ve seninle gitmiş senin olan, her zamankinden çoksun bu yürekte Çünkü aşk hepimizden çalışkandır, ben duruyorum Vefa aşk listesindeki ceza nöbetine Bu karanlıkta daha iyi görüyorum seni Aynı tünelden geçiyorsun gelişte ve gidişte Kavuşmaya, ayrılığa aynı yolu kullanıyorsun Beni büyüten aşktan söz ediyorum, yolculuğa övgü Zaman yok ki aşktan başka, uykusuzluğa övgü Bir sır- çocuksun, baştan çıkarır gibi açığa çıkardın beni Ayrılık mı; beni aşka terkettiğin için seviyorum seni YARIN GECE Yarın gece gideceğim bu kentten Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri Sözüm yok işte yüzüm işte akşam Sesimde anıların sessizliği İçimde acıyla yürüyorum yolları Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten Yorulsam da bir daha binmem o trenlere Kimse karşılamasın istasyonlarda beni Kuşsuz bir kent gizli uzayan saçlarımda Aşktan ve anılardan bir avuç külüm şimdi Ardımda usulca akan küçücük sular Bir onlar uğurluyor varacağım ırmağa Sözüm yok işte yüzüm işte akşam Sesimde anıların sessizliği Sonunda bir soru gibi kaldım yine kendimle Kentin kırık aynasında eksildikçe düşlerim Söyle benim ömrüm bu kente uğradı mı? Sahi ben hiç ömrümü kendime yaşadım mı? ZARF Bu mektubu senin kalbine yolluyorum El yazısıyla değil kül yazısıyla Yazıyorum ilk defa güzel adını Kardeşim benim kül kardeşim Ancak bir rüzgâr postası taşır bu zarfı Bu uzun havalarda, bu yanık havalarda Hafiftin, zarfın üstündeki pul gibi uçucu Şimdi öyle ağır ki külün Temmuz yandı, şiir yandı, dil yandı Külün daha uzun sürecek hayatından Mektup yanar, zarf yanar, pul yanar bundan BİZ Kimsenin gözlerinde böyle bir kalp görmedim Aramadım da bir daha sende bulduğumu bir başkasında Kalbimle bir gülü doğrultarak bir ağrıyı tanımladım: aşk Dil bir buluttur yağdıkça şiir olur Bu şiiri yazarsam sanki o bulutun gözlerinden yaşlar boşanacak gibi mutluluk ve kederden Sanki, sanki diye bir mevsimmiş anılar Birbirine baka baka mavi iki bulutmuşuz da biz, çıkmazmış ikimizden bir mavi yağmur Ve mavi bir umutsuzluktan kararırmış hayatımızdaki gül Kararmış bir gül yağmurda heves bırakmaz, heves yarım kalırsa mavi de yarım İki çocuktan hangisi cayarsa gül de yarım, yarım gülden kalan şiir başka gülde açılmaz; Şiirlerle kimse anlamayacaktı zaten, bizim birbirimizden ne anladığımızı Ve sen bile biz ne anlamıştık birbirimizden şaşacaktın Nereye kaçsan; filmlere kitaplara şarkılara dokunuşlara öpüşlere Hatırlatacaktılar. Hatırlayamayacak mıydın? Oysa tek başıma en kalabalık arkadaşın olacaktım İnsan arkadaşına benzer Sen de bende kalabalıklaşacaktın Öyle ki istila edecektik birbirimizi Yağmur gibi Rusça konuşacaktık Bulut gibi Türkçe ağlayacaktık Biz, iki çocuk kalacaktık, büyürsek dokunur diye gözlerimiz o güle Konuşmadık Ağlamadık Dokunmadık! Biz, iki çocuk… Kalmadık! Keşke burada olsaydın-Keşke burada olsaydım. Ve şimdi bu şiiri benden sana gönderilmiş bir fotoğraf sayarsak Birlikte okuyalım arkasını: ‘‘ canım arkadaşıma can’sız bir hatıra’’ GİDİŞİNE GAZEL Gözlerin yağmurlarda ıslanmış Gibi çocuk, gibi ışık, gibi sımsıcak Çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun Sanki bana, sanki yine, sanki olur ya Aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini Diye övgü, diye tutku, diye bağlılık Heves uykudaysa ruh temiz ve çıplak gezinir Gazel bundan, keder bundan, sır bundan Hadi git yeni hüzünler yık kalbimize bu aşktan HAYDAR ERGÜLEN Toz Büyümesin Dokundum ya düşüncenin ucuna Yüreğim çiğ tutmaz güz büyümesin Sarıl şiirin sıcaklığına El sürme toprağa toz büyümesin Gülay Kılıçhan Sarmaşık... Sarılmış sıkıca kopması zor birazcık... Öyle bir sarılmış ki Çınar ağacına.. Boydan boya Sıkı sıkı sarmakta... Güzellik olsun diye... Canı sarılmak istedi diye... Çınar mutlu sarmaşıktan Hiç sesi çıkmıyor mutluluktan Çırpınamıyor bile sallanmıyor rüzgardan.. Sarmaşık... Daha da.. Sarıyor...sıkıyor... Güzellik olsun diye... Küfü mü seversin, nemi mi? Çok ağlarım ben sarıl sarmaşık! Düzlüğü mü seversin,pütürü mü? Kusurlarım çok sarıl sarmaşık! Sarılda… öylece kal… Benim gövdem senin yerin Gövdeme sarıl çık diye Az laf dökmedim bedenine Zapt edilmezsin! ben hizaladıkça sen çırpınır… Sen çırpındıkça ben gövdeme bağlarım Dediğim yere gitmez yaprakların! Ne asiymişsin sen tıpkı ben gibi… Sana bakar ağlarım Gövdeme sarılmış bir sarmaşık Ben sana uzak ben sana âşık Uzattım dallarımı hadi Dola boynuma yaprakların yavaş yavaş Girsin koynuma Sen hep yeşil kal Sonbaharda ben yapraklarımı dökeyim Ben senin için solayım Güzel sarmaşığım ben sensiz yapamıyorum İnan AŞIĞIM Şimdi ben, Koca bir çınarım. Bedenime sarılan sen sarmaşığımla Öyle mutlu öyle huzurluyum Bir yaprak bile belli belirsiz düşerken gövdemden, Bilmesede yıkılacağımı, devrileceğimi Ben severim yüreğimdeki olanı Tüm bedenimi saran sarmaşık yapraklarımı... 13.09.2012 Levent KARAKAŞ güneşin yakan sıcaklığına doğru gözlerimi kapattım sıcaklığın yüzüme vurup ışığının kızılımsı rengini hissettim ruhumun karanlığına süzülsün bedenimi ısıtan sıcaklığı ruhuma işlesin içimde hissedeyim istedim olmadı.. karanlığın soğuk sıcaklığına doğru yürüdüm ışığın kızılımsı sıcaklığını arkada bırakarak.. nadiresavcı bir mum yaktığında, bir süreç başlatırsın – ama yürüyüşü senin elinde olmayan bir süreçtir bu; artık, kendi oluşma biçimini izleyecek, senin elinde olmadan da, zaman içinde, varması gereken noktaya varacaktır: mum, önce, bir noktaya kadar, kendi doluluğu içinde, güçlü güçlü yanar; ama yanışında belirli dengesizlikler oluşunca ( ki, kaçınılmazca oluşur bunlar ), çeperini delip, eriyik maddesini dışarı akıtıp, fitilini yakıp küçülterek, söneyazar – önlem düşünürsün: alır, kenarlarını düzeltir, bir madeni kutunun kabını ters çevirip, içine koyarsın – ama, boşunadır bu da : çünkü kendi süreci içinde oluşturduğu dengesizler sürmektedir – çeperleri tam düz değildir; içine koyduğun kabın belirli bir eğimi vardır – gene, arar dışarı eriyik madde: kabın içinde yayılır, kap ısınır; dibine varmış fitil, artık, her türlü biçimi yitirmiş maddenin son kalıntıları içinde, ucu ucuna, yanıyordur – sönmesi yakın ve kaçınılmazdır. şimdi yapabileceğin tek şey, kap içinde kalmış eriyik maddeyi bir kenarında biraraya getirip, muma benzer bir biçime sokarak, dibine dayanmış fitile biraz daha süre tanımaktır – ama artık bilerek : mumun, sönecektir. elinden birşey gelmez – hep müdahale edersin; dersin, şöyle, şuraya toplasam – şöyle, şu biçime soksam; şöyle, bir köşede, sürebileceği bir konum bulsam – şöyle… boşunadır : madde tükenmeye yüztutmuş; güdük fitil de dibine dayanmıştır. ama sönmez bir türlü : fitili yok denecek kadar kısa; maddesi de, dikkatle belirli bir açıda tuttuğun kabın köşesinde, ancak küçük bir oyuk olarak kalmış; oysa alevi, eski canlılığında – sanki – hiçbirşey yitirmemiştir. sönmez bir türlü – sen de, sonunda, gücünü toplayabildiğin bir anda, kendin üfleyip söndürürsün onu.mumun söner ORUÇ AUROBA Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. “O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin onu sevdiğinden… Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları… Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. “O benim.” diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin… Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, ya da pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak… Can YÜCEL AH! İKİ GÖZÜM AH! Bir acının çağlayanına düştük iki gözüm bir uçurum kıyısına tutunduğumuz dallar incecik kırıldı kırılacak ne halden anlayan oldu ne de soran hatırımızı nasıl da acıyor hayatımız bir bilseler bir bilseler neden hüzün yüklü bakışlarımız kır düşmüş saçlarımız umudun siyaha büründüğü yerdeyiz kimse bilmez kimiz biz, adımız ne, nasılız, nerdeyiz? kalmadı bir anlamı artık hayatımızda aşkın, ayrılığın açan gülün, düşen yaprağın, akan ırmağın sonbahar rüzgarları esiyor şimdi gönül ülkemizde hayatın ıstıraba dönüştüğü yerdeyiz iki gözüm Kimse bilmez kimiz biz, adımız ne, nasılız, nerdeyiz? gözlerimizdeki bulutları kovsak kirpiklerimiz yağıyor yüreğimize kirpiklerimizi bağlasak kimsesizliğimiz tıkanıyor boğazımıza kedere aralanan kapıdır şimdi zaman damarlarımızda kıvranan ihanet acısı iki gözüm zaman değişti iki gözüm hangi ağzı öpsek kokuyor hangi duvara yaslansak çürük her gece böyle uykusuz, yorgun, viran yüreğimiz kanıyor, yanıyor ciğerimizín ortası bir ömürdür yorgunuz yollarda, yaralıyız Kimse bilmez kimiz biz, derdimiz ne neden karalıyız hangi adaya sığınsak ihanet sarı fırtınalar sarıvermiş kıyılarımızı suyu çekilmiş ırmaklar gibi her dalga ömrümüzden bir şeyler kopardı iki gözüm hiç bir liman saklamiyor bizi artık bu dünyada yönünü yitirmiş iki kırık tekneyiz denizi kirlenmiş martı, nereye uçsak uçurum zehirli oklar saplanıyor kanatlarımıza gözlerimiz hüznün teknesi hangi adaya sığınsak ihanet hangi dala konsak kış ne yana dönsek bir yanımız küs ne yana dönsek yağmur hıçkırıkları kime baksak gözleri öksüz aynalarda paramparça yüzümüz yüregimize batıyor kırıkları baharlara sevdamızı, dağlara hayrkırımızı duyuramadık dokunamadık kanadı kırık güvercinimize unuttuk içimizdeki umutların beyazlığını mavileri, yeşilleri, alları unuttuk sonu olmayan bir yolda gidip geldik bir ömür bir çöl akşamında kararıp kaldı düşlerimiz oysa uzak dağbaşlarına yazmıştık umutlarımızı denizlere, dalgalara, firtınalara, upuzun ırmaklara yazmıştık sevdalarımızı ki, kanatları sevdalı iki güvercindik mavi göklerde vurulduk işte yaşama tırmanırken sevinçle iki gözüm vurup göğsümüzden mülteci kuşları hançerleyip ömrümüzü gidemedik buralardan en çok temiz kalmak isterken kirlendik iki gözüm vurulduk işte ah iki gözüm vurulduk yaralandıkça yaramızı güneşle sardık zaman gelip geçti bütün baharlar geride kaldı, bütün keşkeler anlamsız ömrümüzde hep yıkıntılar, depremler, kararan mevsimler geçti geçen bütün mevsimleri beraber sırtladık temiz yarınlar adına bir gün öpüp hayatı yaşlı gözlerinden toplayıp pılımızı, pırtımızı çekip gideceğiz bu diyardan üzülme varsın özlemlerimize ihanet etsin hayat sayki, acıklı bir filmdi seyrettik bítti beceremedik ne yaşamayı, ne gülmeyi, ne de ölmeyi deriz şu yalan dünyada… NURİ CAN SUSTUM Herkesin konuştuğu bir dünyada ben sustum! ne kadar susulacaksa o kadar sustum! kendimle konuşuyorum şimdi yalnız... yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime kimse duymuyor... Sustum! Bin ah sürüp dudaklarıma ne kadar susulacaksa o kadar sustum! sustu benimle deniz, sustu deli dalgalar, sustu martılar... umutlarımı sarıp rüzgarlara uzaklara savuruyorum her gece yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne kimse görmüyor... Sustum! Tam acılarımı haykıracaktım ki, sustum ne kadar susulacaksa o kadar sustum! bir çığlık kanıyor demedim, en derininde yüreğimin... içimdeki volkanları boğarak sustum! açmadım kimselere yüreğimi hançeri sadece kendime sapladım sapladım ve sustum! hüznü yüzümde, acıları gözlerimde topladım sustum! .. Sustum! sustu dudağımdaki şarkı, gözlerimdeki şiir yaraları yalayan rüzgar sokaklarında kahrolduğum şehir gözlerim konuşuyor yalnız! Saçı ağarmış hayaller nemli kirpiklerle bulutlandığında gözlerim gökte şimşek olup çakıyorum kimse görmüyor... Sustum! tuz basıp yaralarıma! ne kadar susulacaksa o kadar sustum! içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi yaslanıp yalnızlığın duvarına gül döküp kalabalıklara her gece kimsesiz geziyorum gönül ülkemi kimse bilmiyor... Sustum! tam sevdiğimi haykıracaktım ki, sustum sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak acılar konuşuyor şimdi yalnız yaralı gönlümün sızıları konuşuyor tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir atıyorum uçurumlardan kimse görmüyor Ne zaman dudaklarından öpmeye kalksam hayatı saçlarını koklasam rüzgarların içimde incecik bir sevgi ürperiyor sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme gelmiyor beklediğim bahar yaralar merhem tutmuyor gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara kimse silmiyor yağmur dinmiyor sevdiğim bilmiyor Sustum! sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu zaman yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata kimse duymuyor Sustum! İçimde dalgalar kabardıkça volkanlar gibi sustum sustu dudağımdaki şiir gözlerimdeki nehir gönlümdeki yara bulutlar haykırdı isyanımı şimşekler haykırdı sadece ben duydum sadece ben Ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi yaralar merhem tutmuyor geceler avutmuyor ben sustum acılarım konuşuyor yalnız yaralı gönlümün sızıları konuşuyor Ben sustum! susmuyor yüreğimi kavuran kasırga pencereme vuran yağmur damlaları susmuyor dışarda inleyen rüzgar yıldızlar küs ay üzgün yağmur dinmiyor içimde binlerce şiir kanıyor her gece kimse bilmiyor kimse duymuyor sustum! sustu benimle sarı sabır, sustu hasret, sustu hayat, sustu zaman acılar konuşuyor yalnız acılarım konuşuyor kimse duymuyor... duymuyor... duymu... duy. N. CAN UNUTMAK YOK Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan 'Oldu bir şeyler' demeliyim oturmalıyım bir taşa kararan dünyada, kendini yemiş bitirmiş bir nehirde. Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların Geride bıraktığım denizi ya da çığlığını kızkardeşimin. Nedir bu toprağın zenginliği? Gün neden günle kapanıyor? Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda? Ve ölüm neden? Nereden geldiğimi sormayacak mısın? Anlatayım sana; Kırık şeyleri Acılı kapları Sık sık tozlanan koca sığırları ve tutulu kalbimi. Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler, ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan. Ağlayan yüzlerdir bunlar, Parmaklardır gırtlağımızdaki, ve toprağa düşen yapraklardır. Yiten günün karanlığıdır. Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki. İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar, Sevdiğim her şey Tatlı mesajlar veren günbegün açıkta zaman tatlılığı artan. Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından: Neden kemiriyor boşa giden zaman sessizlik kabuğunu? Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum. O kadar çok ki ölümüz Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim. Yazar : PABLO NERUDA PALYAÇO kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde kaç kilo çekerdi yalnızlık kaç kere ezildim altında yaz yağmurlarının belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize kim sevmezdi çiçekleri filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi bunu palyaço söyledi, palyaço söyledi ben yazdım yazdım, yazmasam ağlayacaktım herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım sırf bu yüzden mi ağladım alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz biraz birazdım her şeyden dün biraz sinirlenmiştim mesela yarın bir kadını seveceğim biraz biraz biraz kör oldum bügünlerde ama rakı kadehlerini boşaltmayın eksilmesin hiçbir şey hiçbir şeyden dahi olsa kalsın biraz ii. umursamıyorum yılgınlığımı filan çünkü sessizce yaşanmalı her şey bir devrim sesszce olmalı mesela ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun bir palyaço neden yalan söylesin ki ben palyaço olsaydım söylemezdim marangoz olsaydım da söylemezdim ben insan olsaydım yalan söylemezdim! hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını kaç kilo çeker ki bir palyaço hem neden yüzüme vuruyorsunuz bir çirkin ördek yavrusu olduğumu gocunmam ki ben, ben gocunmam bir palyaço ne kara gocunmazsa o kadar, o kadar gocunmam işte rakı doldurun! eksilmesin iii. bitmedi, yazacağım daha yazmazsam ağlayacağım çünkü alçakça olacak biraz hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik her sokakta biraz daha eksilirdik bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu ”duyamadım”, derdim, “tekrar et!” sessizliğe bürünürdü o vakit her şey sokaklar daha bir puslu palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu ve ben daha bir alçak olurdum ağlardım biraz hem sen kimsin, çekiştirme diyorum hatta kuyruğuma basma diyorum acıyor, tırmalarım,- diyorum kahrol, kahrol! diyorum iv. geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda korktum birden, kusacak gibi oldum ”olur öyle” dedi palyaço, ”herkes alçaktır biraz” ”otur ulan!” dedim, bağırdım ona ben bazen bağırırım biraz ”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!” ben bazen eksilirim biraz aslında hepimiz eksilirmişiz biraz bunu sonradan öğrendim ben aslında her şeyi sonradan öğrendim herkes herkesi sonradan öğrenirmiş bunu da sonradan öğrendim örneğin; geçen gün bir kadınla seviştim biraz değil çok seviştim ya işte öyle palyaço diyorum ki, bunu da yeni öğrendim sevişmek de eksilmekmiş biraz v. kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi bunu palyaço söyledi palyaço söyledi, ben yazdım yazmasam, alçak olacaktım hem ben roman da yazdım biraz bazen diyorum ki, palyaço, sen olmasan ben ne yaparım alçakça eksilirim belki biraz her yağmur yağışında yerindi dibine girerim hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi biraz biraz anlıyorum ki, yüzler eller, o terli vücutlar filan her şey plastikmiş biraz vi. haydi sirtaki yapalım palyaço rakı doldur, yine eksildik biraz TURGUT UYAR İZMİR AĞLAR AĞZIMIN KENARINDA Bıraktım siyah saçlarımı rüzgarlarına Puslu sabahında bir Ege türküsünün Işıklı sevdalardan geçtim İzmir şahidim Yine üzüm yine şarap yine aşk ve yine fırtına sokaklarımda Ah yüreğim kimse bilmez nasıl kokar ayrılık fesleğenler nasıl sızlar tenimde... İzmir ağlar ağzımın kenarında ıslak bir kadın olur dökülür yüzüm aşık bir vapur geçer martılar suskun... EMİNE DENİZ .. . SEVGİSİZ OLMAZ -I- Sevene ve sevilene ithaf Aşkın lisânını eyledim tahlil Gördüm ki sözünde sevgi var, sevgi. Âşıklar aşkını gizlese bile Gözünde, gezinde sevgi var, sevgi. Sular yatağında sevgiyle akar Seven sevdiğine bir başka bakar Bir tebessüm etse ortaya çıkar Gamzeli yüzünde sevgi var, sevgi. Sevgiyle sulanan güle dikkat et Sevgiyle konuşan dile dikkat et Mızrapla inleyen tele dikkat et Âşığın sazında sevgi var, sevgi. Sevenin sızısı sevgiyle diner Âşığın ateşi sevgiyle söner Bütün yaratıklar sevgiyle döner Her şeyin özünde sevgi var, sevgi. Ben de varım diye ortaya çıksa Emsâlinden farklı, giyimi şıksa İhtiyar hâlinde hâlâ dimdikse İnan ki dizinde sevgi var, sevgi. Sevgiler gönülde yer etsin hele Seven sevgiliye olmaz mı köle? Bir ömrün sonunda mezarda bile Kefenin bezinde sevgi var, sevgi. Ne olur solmasın sevginin gülü Her zaman dalında ötsün bülbülü Bâzen yağmur bazan, yağsa da dolu Kışında, yazında sevgi var, sevgi. Aşkın neşteriyle kalbi yarsa da Olur ya es kaza, gönül kırsa da Seven sevdiğinden uzak dursa da Yine de nazında sevgi var, sevgi. Koza ipeğini aşkla örerken Civciv kabuğunu yeni kırarken Mecnûn, Leylâsını çölde ararken Kumdaki izinde sevgi var, sevgi. Ne olur sevgimiz düşmesin dile Gönlünü kundak yap güzelce bele Mâşuk, âşığını her an aşk ile Yaksa da közünde sevgi var, sevgi... Hanifi KARA GÜL'ÜM Olur ya güzelim, aşk nâmesini Benden başkasına sundun mu gülüm? Sen de benim gibi aşkın koruyla Kavrula kavrula yandın mı gülüm? Fırtınalar başlar âşıksan serde Bırakmaz yakanı düştün mü derde Vakitli, vakitsiz gittiğin yerde Beni her mecliste andın mı gülüm? Aşkın tohumunu kalbe saçarak Bas bağrına n olur kucak açarak Belli yaştan sonra sen de içerek Aşkın şarabına kandın mı gülüm? Aşk makâmı âli, hem de çok âli Âşıklar beklermiş her an visâli Güle naz eyleyen bülbül misâli Şakıyıp gönlüme kondun mu gülüm? Nasıl ki dağ başı olmuyor karsız Gönül, gönül ise olur mu yârsız? Ele güne karşı benden habersiz Gittiğin diyardan döndün mü gülüm? Hanifi KARA sen hayallerinin peşinde yelkenler fora dediğinde benim ayaklarım kumdan yanıyordu N. S Güneşle Portakallar Arası Güneşle portakallar arası ne kadardır metre hesabı? Alazlı yatağında uyurken kim uyandırır güneşi? Göksel müzikteki cırcırböceği gibi şarkı söyler mi toprak? Kederin geniş, melankolinin ince olduğu doğru mudur? Pablo Neruda Sen Esmer Uçarı Kız Sen esmer uçarı kız, meyveyi oluşturan Mısıra çekirdeğini veren ve yosunu yuvarlayan güneş Yarattı senin şen bedenini, ışıldayan gözlerini, Ve o gülümseyen suya benzeyen ağzını senin. O esmer, aç gözlü güneş dolanıyor zülüflerine Uzun siyah saçlarının, kollarını açarken sen. Oynuyorsun güneşle, sanki bir çaymış gibi, Ve senin gözlerinde bırakıyor çay iki siyah su birikintisini. Sen esmer uçarı kız, beni sana yaklaştıran bir şey yok. Her şey uzaklaştırıyor beni senden öğle saatleri gibi. Arının çılgın gençliğisin sen, Dalganın esrimesisin, gücüsün başağın. Her şeye rağmen, arar karanlık yüreğim seni, Ve seviyorum şen bedenini, hafif ve ince sesini. Sen esmer kelebek, öyle uysal öyle saldırılmazsın Buğday ve güneş gibi, gelincik ve su gibi. Pablo Neruda Belki * belki yine gelirim yokuşlarında koşa koşa sırtımda çiçekli elbisem olur ayaklarımda bildiğin sandaletler koşarım çocuk hayallerim avuçlarımda saçlarımda güneş rengi gülücüklerin belki yine otururum istasyon mahallesinde okula başladığım güne giderim önlüğüm yakam yerli yerinde ağaçlarında büyürüm sokaklarında hala eser rüzgarlarım belki yine çıkarım Şar dağında bir kardelen bulutların mavisine karışır nefesim vurgun yerim bozkır ortasında tozuna toprağına sevdalanırım başım göğe değer kavuşma sevincinden belki yine severim yaz sabahlarını yayla gecelerinden yine dar yollarından geçerim aşkın denizlerinden yakamoz toplarım belki sen gelirsin bilinmez ya da ben gelirim hala nefes alıyorken belki yine gelirim yokuşlarında koşa koşa sırtımda çiçekli elbisem olur ayaklarımda bildiğin sandaletler koşarım çocuk hayallerim avuçlarımda saçlarımda güneş rengi gülücüklerin * otuzbirtemmuzikibindokuz Nazan Yinanç Kaymasın Yıldız Hayat tutunmaya çalışırken Bunaldığımda, özlediğimde Rüzgarın ferahlığını istediğimde Aşk dediğimde, Sen dediğimde Senin ördüğün duvarların ardında Her feryadımda sesim tokat gibi çarparken yüzüme Neye yarar ki dilek tutmak Kaymasın yıldız, görmeyeyim Dilek de tutmayayım Artık ben sana gel diyemezken Senden gelecek mucizeyi beklerken Birsen varsın dediğin günleri düşünürken Seni sensiz yaşamaya çalışırken ve Beni halen sensiz düşünmezken Sen sevdamın coşkusunu düğümlemişken Neye yarar ki dilek tutmak Kaymasın yıldız, görmeyeyim Dilek de tutmayayım Oturduğumuz o koltukta Bana Hayat Ne diye sorduğunda Rüzgar diye cevap verdiğimde Yüzüme bakıp bana sahiplenmedin dediğinde Rüzgarsın Eseceksin, ve çaresiz gideceksin dediğimde Neye yarar ki dilek tutmak Kaymasın yıldız, görmeyeyim Dilek de tutmayayım... Birsen Olcay İncinir Esme boran gibi caka satarak Deli gönül azar azar incinir Gönül kırar boş lafının rüzgarı Poyrazdan sel korkar meltem incinir Biz bizeyiz bize bizi biliriz Yol bilmezsin görgün kalın dokunur Paran olmuş pulun bolmuş ne çıkar Kurumlanma ince yaprak incinir Şaşaalar kabarmalar çok gördük Doğruluktan ayrılanı tez bildik Küçük hesap kolay döner kendine Tellendirme hassas yürek incinir Çok anlattın çok dinledik ne oldu Küstahlığın anımsarız önceden Ağır geldi taşınmazmış bu yükler Uzak kal bir hayli güller incinir nurhan özgel Yalnızlık; bir tahterevallinin dengesidir. -dedi; erkek: Bir kapı önündeyim, girsem suç gitsem ayaz - sürgüleri çekiliyor demir parmaklıkların sessizlik esip gürlüyor koğuşlarda her bir ranza da ayrı yalnızlık aynı sohbetler volta atıyor ağızlarda ilk günkü gibi değil hiçbirşey sıcaklığı unuttuklarından mıdır artık üşümüyorlar mesela dokunmaya karşı dokunulmaz hissetmeye karşı hazır ama nasır olmuş elleri ellere deymeyeli anılar saklambaç mutluluk körebe görüşgünü yakar top olmuş içlerinde geleceğe dair hesapsızlar belki ama her sabah sil baştan yazdıkları bir kitap var avuçlarında umut adında biz dışarda olanlar içerdekilere göre suçsuz olanlar gürültüyle akan şehirde kendi adımlarını duymayanlar geceleri yukardan bakınca sapsarı ışıklarıyla bir peteğe benzeyen dünyada çiçeksiz kalanlar kutu kutu ayrışmalarımız kendimize ait peteği doldurma çabamız gariptir yorganı kaybetme korkusundan mıdır üşüyoruz mesela Kelimeler dünyasında belki de en çok kullanılanı seni seviyorumdur. Çok kullanılır olmasının yanında cesaret sınayan bir cümledir. Zamanla bağışıklık yaptığından ilişki içerisinde çokça tüketilir. Bir insanın yüzlerce kez seni seviyorum deme hakkını kullanmasına itiraz etmeyiz.Çünkü her davranış, bir bakış, bir duruş, bir cümle bize bunu söylettirebilir. Ama seni sevmiyorum cümlesi daha genel bir ifadeden ortaya çıktığı için bir sonuç cümlesidir. Seni seviyorum cümlesi ne kadar serseriyse,seni sevmiyorum cümlesi o kadar oturaklıdır. Sonuç olarak bir seni sevmiyorum her zaman seni seviyorumdan daha samimidir. Umut Kazan Ağlama Dersleri gülmek istiyorum diye gelmesin kimse yanıma bugünkü dersimiz ağlamaktır çocuklar şimdi masanın üstüne koyun kahkahaları mutluluğa ait ne varsa çıkarın gözlerinizden hayallerinizi katlayıp çantanıza kaldırın durmayın şimdi var gücünüzle düşlerinize saldırın kırılanlar dökülenler olacaktır korkmayın çatılan kaşlarınızla süpürün endişeleri yapışmıştır onlar ama durudur yalnızlığın ortasında kupkurudur hiçbir tebessüm ıslatamaz acıları zil çaldı başlayın artık bu ders ağlatacağız içimizdeki çocukları Umut Kazan bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri bir nefeste anlatamazsın, önce içine atarsın, sonra susarsın... Şerefi kadehte arayanlar birinci dublede bulurlar, ama ikinci kadehi doldurdularsa aradıkları başka birşeydir. umut kazan ruhumun narı bedenim buz etkisi yapıyor ruhumun haykırışları bedenime kahkayı bastırıyor işte bu yüzden gidemem ya da gelemem ns Geri Dönüşü Olsa yıllar yol alır ömür hanemden zamanın ellerinden can çekişir kırık düşlerim dokunmadan parçalar nazlı nazlı ömrümü es geçerek. sokak başı berdüş düşler ve ıslanmış yalnızlıkları yaşar ömrüm bir şehrin banklarında soyut resim gibi yansır. geri dönüşü olsaydı; kaldığım noktada yani gittiğin o noktada bir daha yaşayamayacağım o saatleri dondururdum adım adım aynı dönemçte dönüp dururdum aynı sahneyi ebedi sana kurardım, kırılmazdı düşlerim bir tutam ellerinden. geri dönüşü olsaydı; bir beyaz kuş gibi uçup giderken karanlık,mavisi az göklere yüreğimi bağlardım kanatlarına her kanat çırptığında ben çırpınacaktım kanatlarında, bazen acıtsaydın sitemsiz sürüklenecektim seninle sonsuz bulutlara. geri dönüşü olsaydı; taştan dizlerine başımı dayar alev dalgalı saçlarını sarardım bedenime yorgan gibi ayyuka gecelerimde kurşun yatağı bedenimi bırakacaktım tetik düşüren ellerine. geri dönüşü olsaydı; koşacaktım senin adına yarınlara asi bir küheylan gibi mavi bir dünya serecektim toz koparan ayaklarına. geri dönüşü olsaydı; ak güvercinler uçuracaktım zeytin dallı bahçelerden dereleri kan revan fırtınası dinmeyen kerbelada mızrak yerine mızrap sunacaktım bizi sen ben yapan kavgaya, oğul oğul feryad bir ananın dudağında ki ölümü yaşama bir armağan için sunardım. kanlı ellere çiçekler tutuştururdum amara bahçesinden iki bedendeki bir canın yarasına el basar can verirdim. geri dönüşü olsaydı; hasretine yazılmış bütün tarihleri silerdim zamanın rotasında güneş süsü verilmiş ihanetlere kurşun sıkardım sana bırakırdım senin adına kuruduğum dünyayı sokaklarında şen çocuklar savurup hüzünleri köhne zamana bırakırdım geri dönüşü olsaydı; ilk baharda kanayan bir yaprak gibi sol yanım ateşlerde yanmazdı geri dönüşü olsaydı: bu satırlar olmazdı sen olurdun... Hakan Çavdarcı Hüzün Zahir bir aynadır bazen hüzün buğulu bir resim gibi yansır yüzüme zamansız göz kapaklarıma damla damla saçlarımda dalga dalga dudaklarımda ıslak bir sevişme molasıdır hüzün. bazen bir gölgedir hüzün, en aydım halimde yapışır bedenime kimi zaman önümde yol sürükler beni vurur dağdan taşa denizden denize kimi zaman arkamda takip eder adımlarımı sinsi ve sessizce bilemem ne zaman dost diye kollar yada sırtımda vurur düşman gibi. bazen aynı boyda oluruz yan yana sessizce. bir şarkı olur yada şiir bazen nağmelerde,mısralarda çalınır ötelerden bir kemanın titreten ezgisinden yıkık bir meyhaneden sarhoş bir şarkıdan dökülür, bazen dökülür hecelerime hazin bir mısra olur sigara külü kokan ellerimden. efkarlı bir gecenin,sadık yoldaşıdır hüzün yorgun gözlerimde bir hayal,yaşanmamışlık bir özlem,elimde uçup giden düştür sabaha vuslat saatlerde. bir mirastır bazen hüzün payıma hep düşen milli olur zoraki bazende sevdadan kalır usulsüz isteksiz bir hayat olur kimi zaman hüzün yaşamdan çalınan umudun acıya yıllanmasıdır hicran bir bütündür hüzün... Hakan Çavdarcı - Aklımdasın... Bir şeyler var sende beni çeken İçimi ürperten Bensin sanki Ama benim değilsin Acıtıyor bu canımı... Sebepsiz özlüyorum seni Ulaşılmaz olman başka yakıyor canımı Resmine baktığımda, Pembeye boyanıyor bütün renklerim Sen oluyorum Arınıyorum bütün siyahlardan. Keşke benim olsan Seninle dolsa içimdeki bütün boşluklar Sen olsam Ben olsan Biz olsak... İmkansız olmasa hiç bir şey Düş değil de gerçek olsa Can olsan bende canan olsan. Aklımdasın... Sebepsiz özlüyorum seni... Bensin sanki Ama benim değilsin Canım acıyor düşününce. Aklımdasın... Nedensiz değil bu özlem SEVİLMEKTESİN... Ozan Rénas Erdil - Çok Görürmüsün? İstemem senden hayatı ab'ı Kız kulesinde bir kadeh şarabı Çamlıca da seninle mehtabı Çok görür müsün bana çok görür müsün? Boğazda balıkla yanında iki duble rakıyı İmrenerek izlerken bizi dalgalı deniz ve karsı kıyı Dudaklarından dökülecek hüzünlü bir şarkıyı Çok görürümsün bana çok görür müsün? İçimi ısıtacak hafif bir tebessümü On dakika o sıcacık göğsünü Asitane de romantizmin aşkın büyüsünü Çok görür müsün bana çok görür müsün? Bahri Gören - SÖZ İZİ Nasıl oldu da oldu, çaktırmadan gizlice Bakan nasıl baktı ki, “yüzünde göz izi var.” Canını sıkkın gördüm, gülüm benden habersiz Bir şey diyen mi oldu, yüzünde söz izi var? Mihrâbın yıkılsa da, duruyor güzelliğin Edâ, cilve, naz, sitem… farklıdır özelliğin Gerek hayâ yönünden, gerekse tâzeliğin Gelin olsan da hâlâ, yüzünde kız izi var. Ne olursun sen bana, kalbinden bir kapı aç Ben de seni her zaman, başıma edeyim taç Sorsam ayıp olur mu, daha önceleri hiç? Aşk oduyla yandın mı, yüzünde köz izi var? Aşk acısı öyle ki, o apayrı bir sayrı Kıskanırım ben seni, ayrı kalsak da ayrı Asla kabul eylemem, annen, babandan gayrı Kimler sitem etti ki, yüzünde naz izi var. Sağlam sanılan dikiş, bir anda sökülüyor Bükülmeyen bilekler, gün gelip bükülüyor O güç, kuvvet nerede, organlar dökülüyor? İkinci bahar yakın, yüzünde güz izi var… Hanifi KARA - AŞK -I- Aşk sancısı öyle zor ki Büker derinden derinden. Gerçek âşık göz yaşını Döker derinden derinden. İster şâki, ister sofu Herkes aşktan yana küfü Kim ki âşık her dem of u! Çeker derinden derinden. Ona düşen yanar özle Anlatılmaz sâde sözle Aşk vurgunu baygın gözle Bakar derinden derinden. Yok ki olsun aşkın dibi Zor kurtuldu Yusuf Nebi Gökyüzünde şimşek gibi Çakar derinden derinden. Güzel at hedefe oku Vurmak zordur gönlü toku Deprem gibi aşkın şoku Yıkar derinden derinden. Olsa da eli âsâlı Bekler durur o visâli Yanar dağda lav misâli Yakar derinden derinden... hanifi kara - Sen sen seni bende arama bende ki sen sen değilsin kendini kendinde ara işte o gerçek sensin Nadire Savcı SEN Gönül limanıma ilk demir atan Geminin kaptanı, sen oldun sen, sen. Aşkın ateşiyle yakıp, kavuran En sonunda beni, sen oldun sen, sen. Özledim ilinin, öyle ki kumun Mümkünse mezara birlikte gömün Tepeden tırnağa tüm vücudumun Kalpte atan kanı, sen oldun sen, sen. Aşka düşen âşık aşka kanmıyor Vuslat yoksa, aşk ateşi sönmüyor Saat durmuş sanki dünya dönmüyor Vaktimin her anı, sen oldun sen, sen. Bu aşka düşeli, sen sende misin? Sen sende değil de sen bende misin? Kara gözlüm bilmem farkında mısın? Bu Cânân’ın canı, sen oldun sen, sen. Sevdâ denizine fütursuz daldım Hem çaldırdım gönlü, hemide çaldım Kader böyle imiş nihayet buldum Gönlümün Sultan’ı, sen oldun sen, sen… Hanifi KARA - GÖZ İZİ Daha ilk gördüğüm an, içimi aydınlatan O kara gözlerinden, şimşekler çaktı yârim. Ne kömür nede körük, hiç birine gerek yok Cemre düştü gönlüme, beni de yaktı yârim. O yârin duvarında, olabilsem bir helik Eliyle düğmelenen, yâr göğsünde bir ilik Sendeki o saf sevdâ, öyle ki ılık ılık Beklenmedik bir anda, içime aktı yârim. Beni del’etmek için, en güzel giysi giymiş Sabahın seher vakti, gözüme düşen çiymiş İşini iyi bilen, nede güzel çiftçiymiş O aşkın has tohumun, kalbime ekti yârim. Şu soru sorulmaz mı, bu güzelin suçu ne? Genç yaşında baksana, karlar yağmış saçına Beklenmedik bir anda, kalbimin tâ içine! O aşkın kor ateşin, mangalla döktü yârim. Üzerine giydiğin, elbisendeki yenden Öyle anlar olur ki, seni senden ve benden Kıskanırım ben seni, seni kendi gölgenden “Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yârim.”… Hanifi KARA - ADIM KAÇ KEZ DEĞDİ... O yâre bakmaya kıyamaz iken Âniden güz değdi dudaklarına. İstemezdim batsın eline diken Belli ki naz değdi dudaklarına. Âşığın yarası her an kanıyor Dışardan görenler rahat sanıyor Sebebin sormayın o da yanıyor Ne yapsın köz değdi dudaklarına. Olan oldu, ilk göz göze gelince Âşıklar konuşur beden dilince İnci dişler görünürdü gülünce Korkarım göz değdi dudaklarına. Âşığın gönlünde tek sevdâ tüter Yârdan gayrı ne var hepsini iter Bir tânem dedin ya, o bana yeter En güzel söz değdi dudaklarına. Gönlümü eyledim yoluna kilim Denecek çok şey var, varmıyor dilim Bir günün içinde söyle sevgilim Adım kaç kez değdi dudaklarına? ... Hanifi KARA - MENDİLİMDE KAN SESLERİ Her yere yetişilir Hiçbir şeye geç kalınmaz ama Çocuğum beni bağışla Ahmet Abi sen de bağışla Boynu bükük duruyorsam eğer İçimden öyle geldiği için değil Ama hiç değil Ah güzel Ahmet abim benim İnsan yaşadığı yere benzer O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer Suyunda yüzen balığa Toprağını iten çiçeğe Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine Konyanın beyaz Antebin kırmızı düzlüğüne benzer Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denize benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına Öylesine benzer ki Ve avlularına (Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi) Ve sözlerine (Yani bir cep aynası alım-satımına belki) Ve bir gün birinin adres sormasına benzer Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına Minibüslerine, gecekondularına Hasretine, yalanına benzer Anısı işsizliktir Acısı bilincidir Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan Gülemiyorsun ya, gülmek Bir halk gülüyorsa gülmektir Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi. Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden Dirseğin iskemleye dayalı - Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben Cıgara paketinde yazılar resimler Resimler: cezaevleri Resimler: özlem Resimler: eskidenberi Ve bir kaşın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk Bakıyorum da simdi O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde. Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi Biz eskiden seninle İstasyonları dolaşırdık bir bir O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar Nazilli kokardı Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen Kadının ütülü patiskalardan bir teni Upuzun boynu Kirpikleri Ve sana Ahmet Abi uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki Sofranı kurardı Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi Çocuklar doğururdu Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi O çocuklar büyüyecek O çocuklar büyüyecek O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abi Umudu dürt Umutsuzluğu yatıştır Diyeceğim şu ki Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse Çocuklar, kadınlar, erkekler Trenler tıklım tıklım Trenler cepheye giden trenler gibi İşçiler Almanya yolcusu işçiler Kadınlar Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi Ellerinde bavullar, fileler Kolonyalar, su şişeleri, paketler Onlar ki, hepsi Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler Ah güzel Ahmet Abim benim Gördün mü bak Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar Ve dağılmış pazar yerlerine memleket Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa İşte o kadar. Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri. Edip Cansever - Dua, Tanrı'yla konuşmaktır. Meditasyon ise Tanrı'yı dinlemektir. Sükuna güven. - BİR SABAH OLMAYACAĞIM BEN.BELKİ YAKIN BELKİ IRAK AMA MUHAKKAK - Bir ses bazen hayatın yaşanmış bütün yıllarını bıçak gibi yarar geçer... İçinde hasret, içinde aşk, içinde arzu, içinde tutku, içinde naz, içinde sitem, içinde öfke, içinde isyan olan paramparça, firari bu ses hiç olmadık bir zamanda kalbin bütün kapılarını kırar geçer... Bu ses aslında senin sesindir... Bu ses beni anla diyen duygularının dilidir. Bu ses; ‘gönlünde yıllanmış’ o eski kederindir... Bu ses; senin boynu bükük geçmişindir... - BAZEN BİR ŞEYLERİ OLURUNA BIRAKMAK ONLARA SARILMAYA, UĞRAŞMAYA GÖRE KAT KAT DAHA GÜÇLÜ BİR EYLEMDİR. TOLLE - Anladım ki susmak bir cüsse işi… Derin denizlerin işi… Serin sular en hafif rüzgârları bile coşturabiliyor Derin denizleri ise ancak derin sevdalar… // Derin denizlerin sükutu büyüler beni İçimi bir heybet hissi kaplar Benliğimi hasret duyguları istila eder Kalbim ürperlerle dolar Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana Göklerin suskunlugu da öyle Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep Sükut her zaman daha manalı, daha derindir // Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konusacaklardı Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır Sözü ise ancak bir zaruret // Hep derin denizler kadar heybetli bir sükut dinledim ondan Sanki durgun ve derin bir ummanın kıyısına varmıştım Derinliklerinde gönül ve hikmet incilerinin gülümsediği bir deniz bulmuştum Hayatın hiç bir kasırgası, hadiselerin hiç bir fırtınası onu dalgalandıramıyordu O denize imrendiğim an, gözlerim şu mısralara takılmıştı: // Gittim, gittim, denizin sınır yerine vardım Halin bana da geçsin! diye ona yalvardım Bir çılgın vesvesede içim didiklense de, Olaydım o cüssede, O’nun gibi susardım // Gercekten de öyle olmustu Sonsuza götüren bir denizin kıyısına varmıştım O zaman anladım ki, susmak bir cüsse işi Derin denizlerin işi Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor Derin denizleri ise ancak derin sevdalar Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her sey susuyor Anladım ki susan her şey derin ve heybetli… // Mevlana Celaleddin Rumi - Aşkın Meleği (Penceredeki Kız) Buluta sorsam ayrılık, Toprağa sorsam kavuşmaydı yağmur. Ama kime sorsam; Sabah akşam penceredeki kızın Göz pınarlarına dolan Yağdı yağacak aşk yağmuruydu. Geceye sordum ‘rüyada’, Gündüze sordum ‘hayalde’ dedi. Lakin kime sorsam aşkıydı, Umut dolu kızın, gözlerindeki. Sabaha sorsam çok erkendi, Akşama sorsam çok geçti. Ama kime sorsam Bu gün vaktiydi, Bahar gibi açması sevdasının. Güneşe sordum Som altın (‘benim sarım’) Gölgelere sordum kumral Dedi saçları. Kime sorduysam Dediler; Bu saçlar Yüreğine giden yoldur. Düne sordum gelecek, Yarına sordum geçmiş dedi. Lakin hangisine sorsam, Bu günler, Sabah akşam penceredeki kızın ‘Sevda günleridir.’ Dedi, aşkın melekleri. Akşama sorsan tatlı kızıl, Sabaha sorsan soluk sarıydı Dünyanın rengi. Ama hangisine sorsan Derin bir kuyuda ay ışığı gibi aydınlıktı Sabah akşam penceredeki kızın gözleri. Turan Gündeş - Öyle Seviyorum Ki Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin. Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelyaydın pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni denizsiz düşünemedim. Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle. Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok... - tanıdığımız en güzel insanlar; yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş olan insanlardır... bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendilerine has takdir,duyarlılık ve anlayışla; şefkat,nezaket derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi ve sorumlulukla doludurlar... GÜZEL İNSANLAR ÖYLECE ORTAYA ÇIKMAZLAR! ONLAR OLUŞURLAR...! Elizabeth Kubler Ro - Bu rakıyı diyorum Cemal abi bu rakıyı içmek seninle Kars'a gitmek gibiydi Senin şiirinde diyorum Cemal abi rakı uzun içilirdi Kars'a uzun gidilirdi Senden sonra diyorum Cemal abi Kars'a şiir gitmiyor Kars kısa, rakı tatsız senden sonra şiirde her şey dibe çöküyor anla, öyle yalnızız Haydar Ergülen Yalnızız Cemal Abi - . bir çay istemişti, trenin içinde biz tren yolcusuyduk, çölün içinde ben yalnız kalmıştım, senin içinde oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni! aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin..' Haydar Ergülen - /Aşkı denizin sularında ıslanmadan yürümek mi sandın Sevdaya dair ne biliyorsun sen....// Akşam olunca eski resimlerin kavgasına tutuşuyor parmaklarım Anlıyorum ki eski yara kapanmıyor zamanla Alıcı kuşları düğümlesekte kanatlarımıza Acıya tuz döksekte kanayan avuçlarımızla Mavi-yeşil renkli,ışıklı ve parlak bir gece görüşü düşüyor sayfalara Tam da o vakitte Denize bakıyorum aydedenin gözlerinden Sensiz ve sessiz Bu gece sondu biliyor musun Kalem kırmadan yazmayı deneyeceğim bundan böyle Çiçeklerin diliyle konuşacağım bak Hüzün bırakmak yok öyle ''Ah'' etmeyeceğim Şirin mi şirin olacak cümlelerim Karar verdim aşkı ağlatmayacağım ulu orta Bilirsin değil mi karanfilli çayı Mis kokar Bir demet nergis ya da gül de koyarsan yanına Ohhhh..! Cennet olur dört yanın Ben mavileri hep sevdim Bir de seni kara çocuk Çok sevdim sizi Gitmeden bil istedim Kızma Gücenme Gönül koyma Ama düşürme gönlünü yere Değmesin gözlerime Ben aşktan kaçıyorum İnanır kalırım yoksa Tuzlu akşamların çatlayan dudaklarında rengi değişen gecelere eşlik eden Hasret türküleri kadar yalnızım aslında Deniz vurgunu yemiş kor kırmızı güller de şahit üstelik buna Hep şarkılarda okunur Ayağı kırılmış o tahta masa Hepimizin bir ayağı kırıktır oysa,bilmeyiz Ey vurgunuma gönüllü yâr! ! Sen benim gittiğim her ülkeye saklayıp götürdüğüm Ağır romansın Çekip alamıyorum seni sol kaburgamdan Al..! Gözlerim yadigârım kalsın Yine de razıysan mavilerin vurgununa Ben razıyım toprağında akıp kaybolmaya..... Sibel Gökben Yalçın - Bir şiir yaz sevgili bana özel olsun Ağrın, sancın ne varsa bırak gülüşlerini yaz bana. Sevdası acılı gönüllerden geçmesin tekmil cümlelerin. Lûgatın bana özel olsun. Süz bütün siyahları Pembeler, yeşiller olsun mısralarında Yalnızlığını bırak ardında Güneşe, çiçeklere, gülen çocuklara bak önce sonra şiir yaz Bana özel olsun... - Ads by 50ftwaresAd Options ey can; hadi bırak işi aşı elindeki kalemi önündeki kağıdı yaslan arkana kapat gözlerini sen kimsin, nerden gelip nereye gidersin. sen sen için neler yaptın. senin için kim ne yaptı * niçin yaptı? duy ve düşün, hisset bir an zamanı durdur beyin gücünle aklı mantığı at bir kenara sev seni seveni saygı duy seni sevmeyene usulca sar ruhundan akan hisleri mutlu et mutlu ol zaman bak ne kısa insanca düşleri yaşa. kendine bir gezegen seç yerleş ona sevgince... yaşa yaşat benliğince huzur dolsun ruhun ruhözgürlüğünce. efes//35......13 kasım 2013 - sen sende değilken ben sana maviliği işaret ediyordum ırak kuytu koylarda ıssızlığı şenlendirdin tatlı tebessüm ve haykırışlarla sustuk dinledik acayip sesli martıları kimbilir çığlıklarda ne diyorlar kendi dillerince belkide kutsal ve bit giz var yaşamları içinde büyük hazlarla duymak anlamak bilmek gerek canların can için canda nasıl can olduklarını. efes - rin bir nefes al ey can düşün geçen zamanı an sadece an ve mazi de geçip gitti işte iyi yada kötü... gerçeğe gel yaşanan ana ve zamana bir nefes alıyorsun yaşadığını ve ne güzel şey olduğu bilinci ile beyninde saklıyorsun anı an yeni olandır varlığı yaşanandır gözbebeklerin maviliğin kollarında dalgalı bir bakış bir haykırış sessizliğe kelepçe takış ruhun gizi kutsiyeti benliğinde özgür ve asi bir rüzgardır hisleri yele eker ıraklara sürer zaman dediğin nedir ki ruh özgürse zaptedilmez bir kaledir ne kurşun işler, ne hançer keser zaman dediğin ruhun eseri ve esiri her dakika bir başka hissediş ise tüm zaman birimi gün ay yıl aynıdır adı ha 2013 ha 2014 ha bilmem ne farkeden ne, zamanın rakamsallığı sadece her an yeni, yenilik yengileri getirmeli sağlık sıhhat, düş gerçek, an zaman senle anlam kazanmalı senle yol almalı adı huzur ve mutluluk olmalı ey can nice zamanlara eriş anlarda sevi sevda yaşa kutlu olsun her yeni an ruhözgürlüğünce kullanılan. efes//35..31 aralık - CESARETİN VAR MI Cesaretin var mı AŞKA Bir şarkı olmalı ya da Her dizesinde seni yaşatan bir şiir Yüreğini,yüreğimde bulduğum Sevdam olmalısın Oysa ne çok denedim seni bende bulmayı Ne çok aradım ayrılığımızda Sanma ki çabuk tükendim Seni bulma adına ömrü bile veririm Cesaretin var mı AŞKA Benimle sonsuzlukta yaşamaya Öyle özlemimsin ki İçim paramparça, Bir sen ki orda o sıcacık yürekte duran Lekesiz,temiz Hüzün olmuşsun bazı zaman Akın olmuş,sel olmuşsun Sözlerinle yüreğimi alevleyen Cesaretin var mı AŞKA Sen ki son sevdam olmuşsun İnancım,ışığım,saygı duyduğum Yarim olmuşsun Uyanıkken gördüğüm hayallerim olmuşsun Bir anım olmadı ki sensiz geçen Sevdiğim,sırdaşım,arkadaşım Bazen büyüğüm oldun dizine başımı koyduğumda Bazen başımı senin omzuna yasladığımda Cesaretin var mı AŞKA Hayalim oldun seni tanıdığım ilk anda Gönlümde açıldı bembeyaz bir sayfa Ve işte tam o anda Kokunu hissetmişim Dokunuşlarını Bana sevgini anlatmışsın sayfalarca Gülüşlerim olmuş sen adına Göz yaşlarım akmış içime Cesaretin var mı AŞKA Ta şuracıkta atan kalbim Bu gün çok hüzünlü,çok üzgün Bende layığım herkes gibi gülmeye Candan sevip,sevilmeye Mutlu,huzurlu yaşam düşünmeye Sende düşledim sevginin en yücesini Oysa ki şimdi öylemi Bir sözünle hüsrana uğrattın beni YAZAN:KADER OYUNCUSU EMANET SEVGİLİ Her sevgili bir emanettir öncekinden kalan Gerisi ölümüne yalan. Kimbilir kimin yüreğine incir ağacı dikip te gelmiştir sana Kimbilir kimi görüyordur gözlerinde, Kimin sıcaklığını hissediyordur ellerinde kim bilir. Vefa bekleme, Ebediyet bekleme. Yalnızca düşlerinde yaşattığın mutluluk olacak sana kalan. Unutma! Her sevgili bir emanettir öncekinden kalan Gerisi ölümüne yalan. Mahmut KIRBUĞA